Sanatın olmadığı bir şehir, şahdamarı kesilmiş bir şehirdir bence. O şehirde yaşayan insanların ruhu, sanatla beslenir çünkü. ’¶
Geçtiğimiz günlerde bana bir e-posta geldi. İzmirli bir grup tiyatrocu, Alsancak’’ta Han Tiyatrosu’’nu kurmaya karar vermişler. 2007’’de başlamış aslında her şey...
İzmir’’de tiyatro kurmak herkesin harcı değil, hele ki, genç bir hanımsanız. Emel Bala Gürel, genç yaşına rağmen gönül verdiği tiyatrodan asla vazgeçmemiş, azmetmiş ve bugün çok güzel bir kadro ile Han Tiyatrosu’’nun çalışmalarına başlamış. İzmirli tiyatro severlerin de yardımlarına ihtiyaçları var tabii ki.
’‘İçinde kan ter ve gözyaşı olunca başarı, başarıdır’’ diye düşündüm içimden, kurucuları Emel Bala Gürel’’den Han Tiyatro’’sunun hikayesini duyunca..
Emel hanım sözlerine şöyle devam etti:
-İzmir’’de tiyatro kurmak mı?’‘Herhalde deli bu’’ dediler, baktılar kararlıyım ’‘Deli değil olsa olsa parayı harcayacak yer bulamamış kendini beğenmiş bir mirasyedidir’’ dediler. Baktılar ki ne hanlarım var ne hamamlarım güldüler alay etiler, ’‘Eeeeeeeee gençlik, cahillik işte’’ dediler. Bu ülkede tiyatro yapmak bir dertken, kız başıma hele hele İzmir’’de tiyatro yapmak akıl karı değildi. Öyle ya bu kentte rakı, roka, balık muhabbetinden öteye gidilemezdi?Yıllarca kimler denemişti de havasını almış, unutulmuş gitmişti. Madem kararlıydım ’‘İşte meydan, hadi yap’’ dediler ama tiyatro okuyan bir son sınıf öğrencisi olarak etim ne budum neydi benim?Sırtımı yıllardır devlet tiyatrosunda emek harcamış eşime dayadım, onun ustalıklarını ve bankalarda geçerli olan adını kullanarak krediler çektim. Borçlarla başlayan bir tiyatro serüvenine 5 Kasım 2007’’de merhaba dedim. Dedim demesine ya daha başlamadan sönüverdi hayallerim. Bir müzik kursunun yerinde sığıntı gibi başladığımız atölyemiz; 10 Kasım’’da İzmir’’in meşhur sel sularına teslim olmuş, kostümler, dekorlar suda telef olmuştu. İsyan ettim ilk başta! Ama başka ne yapabilirdim ki; bildiğim en iyi iş buydu! ’“Su berekettir’” dedim ve tekrar yola koyuldum, provalar yapılmaya, atölyemizde her yaştan insan eğitimler almaya başlamıştı. İzmir’’in daha henüz küçük bir bebeği olan Han Tiyatrosu, emeklemeye başlamıştı ve her emeklemenin sonunda er geç ayakları üzerinde durmak vardı. Dedim ya hanlarımız hamamlarımız yok diye ama istedim ki gönüllerin Han’’ı olacak bir tiyatrom olsun. Bir çocuk oyunuyla merhaba dedik ve açılan perdeyi kapatmamaya ant içtik! Çocuk oyununu bir yetişkin oyunu takip etti. İzmir bu, kendinden olanı sever yalnızca, hemen içine almaz adamı, bekler, ölçer biçer sonra kabul eder dedik, boş koltukları görmeksizin oynamaya, kemeri sıkarak bizle çalışanlara az da olsa kazandırmaya çalıştık. İlk yıl borçsuz olarak kapattık ya sezonu artık bizden kralı yoktu.
İşte Han Tiyatrosu böyle var oldu derken ikinci sezon için vızır vızır çalışmaya başladık, ’‘İzmir komedi sever’’ dediler biz ağır bir dramla başladık sezona, ardından İzmir’’e yaraşır bir oyun yapalım dedik. İşte bu noktada doğdu İzmir’’in düşman işgalinden kurtuluşunu anlatan ’“Kordon’’da Nal Sesleri.’”
Oyunumuz Kuvay-i Milliye’’nin 90. yılı etkinlikleri içine alınarak tüm okullara izletilmeye başlandı. Biz bu ülke nasıl kurtarıldı unutulmasın hatırlansın istemiştik yoksa ne kuruluş yılını bildik Kuvayi Milliye’’nin ne 90.yılı olduğunu. Han Tiyatrosu, bu oyunla gözyaşları içinde ayakta alkışlanırken, minik seyirciler için yaptığı oyunuyla Küçük Hanımları ve Beyleri güldürmeye onlara tiyatroyu sevdirmeye çalıştı. Böylece tam 10.000 seyirciye ulaştı. Tüm bu çabalar sürüp giderken atölyemizde dersler işleniyor her geçen gün yeni bir genç, sanat eğitimi almak için kapımızı çalıyordu. Bizler de hem kendi oyuncularımızı hem de seyircimizi yetiştirmenin sevinci içinde daha iyiyi, daha doğruyu kovalayıp duruyorduk. Fakat ateş pahası sahne kiralarına yetişemiyor, düzenli perde açamıyorduk. Artık yeni bir hedef vardı yolda, kendi sahnemizi oluşturmak. Yok artık deseler de biz bu hayalin güzelliğine inanarak yılmadık er ya da geç nasılsa olur dedik.
Ve şimdi; kuruluşumuzun üçüncü yılında içinde sahnesi, fuayesi ve dersliğiyle tam bir kültür merkezi olacak bir mekanı kiraladık. İzmir’’e hem iyi bir sahne kazandırmak hem de düzenli perde açıp her yaştan insana oyunlar oynamak, yetiştirdiğimiz öğrencileri tiyatroya kazandırmak için kolları sıvadık. Bu mekanın eksiklerini, pürüzlerini, engellerini yıktık. Hayalimizdeki sahneyi yapmak için bekliyoruz. Neyi mi?İzmir’’in bize sahip çıkmasını, sanatseverlerin, iş adamlarının ve özellikle iş kadınlarının, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının desteğiyle bu sahneyi inşa etmek istiyoruz. İzmir’’in yerleşik bir tiyatrosu olmasını, burada bizim gibi özel tiyatroların temsiller vermesini, kültürel etkinliklerin düzenlenmesini hayal ediyoruz.
***
Şimdi buradan sesleniyorum: İzmir sadece turizm şehri olmamalıdır diyenler, ne duruyorsunuz, haydi siz de taşın altına elinizi sokun, bu salonda bir koltuk da sizin olsun!
***
Besiad gecesi engelleri ortadan kaldırdı
Geçtiğimiz hafta Besiad’’ın işitme engelliler için düzenlediği yemeğe muhteşem bir katılım oldu. Genel Sekreter Fatoş Alpugan’’ın eksiksiz organizasyonuna, aralarında İzkuder Derneği adına Hüseyin Ulaş, Denizbank Ege Bölge Müdürü Cenk Berk, Taksim İşitme Cihazları Ege Bölge Müdürü Ercan Aybat, Ata Koleji Kurucusu Gökhan Çelenk, Karşıyaka İşitme Engelliler Derneği Başkanı Barış Alptekin Özer’’in de bulunduğu 500’’e yakın davetli katıldı. Gecenin onur konukları ise Ayla-Sancar Maruflu çiftiydi. Gece toplanan yardım miktarı tahminlerin çok üzerine çıkarak hepimizin,ama en çok da işitme engelli vatandaşların yüzünü güldürdü.. Geçtiğimiz hafta bu köşeden duyarak gelen, yardım elini uzatan herkese teşekkürü bir borç bilirim.
***
Bir hatırlatma
Otizmi yenen İzmirli piyanist Cem Vardarcı, 06/06/2010’’da saat 19:30’’da Ismet Inonu sanat merkezinde piyano resitali veriyor. Otizmi yenmesinde en büyük desteği ailesinden gören, müziğe olan yeteneği ile otizmden kurtulan dönen sevgili Cem’’i yalnız bırakmamanız dileğiyle’…