İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu hakikaten zor günler geçiriyor. Adalete olan güvenimizi sorgulamamıza ve hukuk sistemimizi tekrar gözden geçirmemize neden olan ve İzmir olarak aslında pek de alışık olmadığımız bir süreçle karşı karşıyayız.
Bu olayla ilgili olarak toplumda değişik görüşlerin hakim olduğunu medyadan izliyoruz. O yüzden burada meseleye nereden ve nasıl baktığımız önemlidir. 'Ne olursa olsun Kocaoğlu EXPO sunumunu terk etmemeliydi' şeklinde düşünenler olduğu gibi Kocaoğlu'nun bu hareketini % 100 doğru bulanlarda var.
Aziz Kocaoğlu bir takım çevrelerce İzmirlinin gözünde güç duruma sokulmak isteniyor olabilir. Fakat ben operasyonun hemen ardından yapılan yarım gün iş durdurma eylemini de doğru bulmuyorum.
Kim, kimi, neden, nasıl ve ne hakla cezalandırıyor?
Varsayalım Büyükşehir Belediyesi'ne bir haksızlık yapıldı. Bu yüzden İzmir'e ve İzmirliye haksızlık etmeye hakkınız var mı? Bence yok! Allahtan Kocaoğlu bu yanlışı erken fark ederek müdahale etti. Yoksa büyük bir prestij kaybı yaşayabilirdi. Böylelikle bununda önüne geçmiş oldu.
'Sunuma katılsaydım bana konuşma verilmeyecekti. Konuşturulmayacaktım' yönünde açıklamaları bulunan Kocaoğlu bana göre İzmir'in geleceği adına ve İzmirliler için her ne olursa olsun Expo sunumuna katılmalıydı. Sonra bu operasyonun siyasi olduğuna yönelik imaların bizzat kendisi tarafından dillendirilmesi de hoş olmadı. Ortada siyasi bir baskı olduğu düşünülüyorsa o zaman bu sıkıntıyı dillendirecek kişi siyasetin dışındayım diyen Aziz Kocaoğlu'nun bizzat kendisi değil de il başkanı veya genel merkez yöneticilerinden birisi olmalıydı. O birisi de eline mikrofonu alıp ortalığı inletmeliydi. 'Başkanımı harcatmam!' demeliydi.
Öyle il başkanını ara ki bulasın.
İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde gerçekleşen Mayıs ayındaki operasyon sonrası 'Dokuzuncu sıra milletvekili adaylarımı şimdiden kutladım' diyerek anlamsız bir sevinç içerisine giren Bayır'ın bu son gelişmelerle ilgili olarak; 'Bu operasyondan sonra Bayındır ve Tire ilçe başkanlarımı arayarak önümüzdeki yerel seçimler için şimdiden kutladım' demesini beklemedim dersem yalan olur.
Gerçi hoş sabaha karşı 06.00 da başlayan ve 44 kişinin gözaltına alındığı operasyonun yapıldığı gün 08.30 uçağıyla Ankara'ya giden Bayır'ın derdi başkaydı. O örgüt içi operasyon peşindeydi. Bayır ilerleyen günlerde başarılı olur mu bilinmez ama ne yazık ki bu hevesi şimdilik kursağında kaldı.
Kocaoğlu için genel başkanı Kılıçdaroğlu da Ankara'da üzerine düşeni yaptı ve konuyu grup toplantısına taşıyarak verdi veriştirdi. Kılıçdaroğlu; Başbakan'a ve hatta bir ara hızını alamayıp parti içi muhalefete bile yüklendi. İzmir'den girip Dersim'den çıktı. İlk defa bu denli agresifti. Yanılmıyorsam 'Başbakan olacağım' gibisinden bir şeyler de söyledi. Fakat kendileri İzmir'e gelmektense Adalar'da 'Fayton sefası' yapmayı daha münasip gördü.
(Şimdi biri kalkıp da 'Adalar'da motorlu taşıtların çalışmadığını' bilmeden yazmışsın demesin. Mesele faytona binmesi değil, ziyaret için İzmir yerine Adalar'ı tercih etmesidir.)
Genel başkan; yardımcılarını ve İzmir milletvekillerini destek için İzmir'e yolladı. Onlarda İzmir'e geldiler gelmesine ama ne yazık ki çok da faydalı olamadılar.
Sizin anlayacağınız; gerek İl Başkanı Tacettin Bayır'ın bazı ilçe örgütlerine yönelik 'Kıyım inadı' gerekse Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'Fayton sefası' ne yazık ki İzmir'in ve İzmirlinin önüne geçti.
Tabi bütün bunlara rağmen beni şaşırtan şeyler de olmadı değil. Örneğin CHP İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in Meclis Plan Bütçe Komisyonu'nda Ertuğrul Günay'a yönelik çıkışı inanın çok hoşuma gitti. Yüksel, öyle bir yerde öyle bir laf etti ki fiziken olmasa bile ruhen onu saatlerce alkışladım. 'Demokrasinin olmadığı yerde, kültür de olmasın, sanat da olmasın, bütçe de olmasın' diye çıkışan Alaattin Yüksel bir Kemal Anadol kadar olamasa da bu haliyle bana CHP'nin özlediğimiz o cengaver vekillerini anımsattı.
Yüksel güzel söyledi ve güzel yaptı. Peki, demokrasinin katledildiği, Cumhuriyet ve kazanımlarının her geçen gün bir parça yitirildiği ve Mustafa Kemal'in yeniden ama bambaşka yazılıp çizildiği güzel ülkemde CHP ne yapıyor? Bunu bilen var mı? Gençlere film izletiyor. Evet, yanlış duymadınız. Her pazartesi CHP genel merkezinde sinema şöleni var. Mesela bu hafta 'Mutluluk' filmi gösterilecek. Sakın kaçırmayın! Filmde kaderinden kaçan üç kişinin mutluluğa yolculuğu anlatılıyor. Bense adaletsiz, kanun tanımaz ve faşizan bir tutum sergileyen iktidardan kaçan insanlar ve onların mutluluğu için ne izleteceklerini merakla bekliyorum. Acaba 'Dünyayı Kurtaran Adam' filmi olabilir mi? Hani ya demokrasinin olmadığı yerde sanat da olmasındı? Özetlemek gerekirse; Türkiye son zamanlarda özü sözü bir olan dişli bir muhalefetin özlemiyle yanıp tutuşmaktadır. Alaattin Yüksel'in haklı isyanı ile genel merkezin meşgalesi sizce birbiriyle örtüşüyor mu?
Şimdi soruyorum; CHP film izletmeye devam mı etmeli? Yoksa çevrilen filmleri ve dönen dolapları bir bir ortaya mı sermeli? Siz cevabı düşüne durun; ben Ali Kocatepe dinleyeceğim:

Kordon boyu faytonlar biri gidip biri gelecek! Ah İzmir özledim seni… Gözümde tütüyorsun.