Dışarıda yağmur... Tahta çatıya tam tam, camlara tıp tıp, beton zemine şap şap, bacaya pat pat vuruyor. Çıkan müzikal sesler ruhumu okşuyor. Birden gizemli bir aydınlık.. Ardından gümbür gümbür, sonra şakır şakır oluklardan akan su sesleri’…’¶
Yine evrenin düğünü var diyorum kendi kendime! Karanlık geceye inat evren, orkestrasını kurmuş. Pencereyi açıp yağmur kokusunu alabildiğine içime çekiyorum, yağmur bile tek başına bir mucize’…
Muhteşem güzellikte ama sırlarla dolu evren her an aklımı başımdan alıyor.
Düşünüyorum, düşünüyorum. Evrenin yaradılışını, gezegenleri, yıldızları, gökyüzünü, yeryüzünü’…
Hemen bilim yetişiyor yardımıma...
Bilimin amacı da evreni çözmek değil mi zaten!!!
Son yıllarda dünya CERN’’e kilitlenmiş durumda.
CERN (Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi); İkinci Dünya Savaşı’’nda ABD’’nin atom bombasını bulmasından sonra Avrupa, bilimsel olarak kendini kanıtlamak için İsviçre’’de bu laboratuarı kurmuş.
Gerçek üyeleri 20 Avrupa ülkesi CERN kurulduktan sonra rahmetli ERDAL İNÖNÜ’’nün katkılarıyla TÜRKİYE gözlemci ülke olmuş. Bilim insanlarının söylediğine göre CERN olağanüstü bir laboratuar, yöneticileri de Nobel Ödül’’ü almış bilim insanları’… Projelere gerçek üyeler 7-8 milyar dolar katkıda bulunmuş. Cern yaptığı projeleri gösterme amaçlı da ilk defa kapılarını medyaya açmış.
Evrenin oluşumu;
Dünyanın en büyük parçacık çarpıştırıcısı sayesinde patlama (BİNG BANG) laboratuar ortamında deneniyor. Böylece evrenin bilinmeyen sırları ortaya çıkarılıyor.
Maddenin temeli nedir?
Nasıl var olduk?
Varlığımızın oluşumu ne?
CERN’’de bu sorulara yanıt aranırken, bilim insanlarının yeşillikler içinde kahvelerini yudumlayarak çok rahat bir şekilde çalıştıkları gözlemlenmiş.
Bütün bunları duyduktan sonra geçmiş çağlara gidiyorum bir an.
O çağda yaşayan bilim insanlarının çektiği acılar, sıkıntılar, yokluklar beliriyor belleğimde.
Fransız İhtilal Mahkemesinin giyotinle kafasını uçurduğu bilim insanı LAVOİSİER.. Asıl işi vergi memurluğu olan, boş zamanlarını da bilimsel çalışmalara ayıran Lavoisier çalışmaları sırasında çeşitli ışıkların şiddetini ölçmek için 1.5 ay karanlık odaya kapanmış ve bu işlemi sadece gözleriyle yapmış. Doğanın tüm işleyişlerinde hiçbir şeyin yoktan var edilmediği gerçeğini savunan ’“Kütlenin Korunumu Yasası’” diye bilinen, evren için çok önemli ilkeyi ortaya koymuş ama sonunda zimmetine para geçirdiği iddiasıyla kilise tarafından idam ettirilmiş!
Maria Curia bilimsel çalışmalarını çok kötü şartlarda sürdürmüş. İki kez Nobel Ödülü almış. Bugün kanser ve bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan radyumu elde etmeyi başarmış ama yıllarca bir kazandan diğer kazana aktardığı radyum ışınları Maria Curia’’nınsonu olmuş, çünkü iç organları tümüyle iflas etmiş.
LOUİS PASTEUR bilim tarihinde insan yaşamını doğrudan etkileyen buluşlar yapmış. Her zaman kullandığımız ’“pasterizasyon’” terimi onun buluşlarından sadece biri’… Mutlu evliliği olan Pasteur dört çocuğundan üçünü tifo ve benzer hastalıklarla yitirmiş, geriye kalan oğlu yirmi yaşındayken Almanlara esir düşmüş.
O zamanlarda kuduz hastalığına karşı bilinen tek önlem ısırılan yerin kızgın demirle dağlanmasıymış... Bu işlem de acı vermekten başka birşey değilmiş.
Dokuz yaşındaki bir çocuğun kuduz bir köpek tarafından 14 yerinden ısırılması üzerine umutsuz annenin çırpınışlarına dayanamayan PASTEUR, sadece hayvanlar üzerine denediği kuduz aşısını çocuk üzerinde uygulamış.
Sonuç; çocuk için kurtuluş, gelecek kuşaklar için müjde olmuş!
Büyük bilim adamı PASTEUR ölümünden önce yaşam felsefesini şöyle özetlemiş: ’“Hiç kuşkum yok ki bilim ve barış cehalet ve savaşı yok edecektir. Ulusların yıkmak, yok etmek için değil yaşamı yüceltmek için birleşeceğine, geleceğimizi bu yolda uğraş verenlere borçlu olacağımıza inanıyorum.’”
LUİS PASTEUR’’un ölümünden 50 sene sonra, ABD’’nin atom bombasını Japonya üzerinde denemesi, Pasteur’’ un yaşam felsefesinin EİNSTEİN kadar başarılı olmadığını gösteriyor.
’“Sadece iki şey sınırsızdır; evren ve insanoğlunun ahmaklığı ama ilkinden o kadar emin değilim’” diyen EİNSTEİN, insanoğlunun ahmaklığının sınırsız olduğunu dile getiriyor.
Domuz gribi yüzünden 2009 bütün dünya için belirsizlik yılı olmuştur.
Bilim dünyası; ’”Domuz gribinde çok az veriyle çok aşırı önlemler alındı’” diyerek kendini koruma altına almış. Başka bir bilim insanı Dr.Joseph Mercola; ’“2009 yılı hükümetlerin ve ilaç endüstrisinin karıştığı, en büyük sağlık skandallarından birinin yaşandığı yıl olarak hatırlanarak tüm dünyaya korku salıp domuz gribini çok tehlikeli bir hastalıkmış gibi gösterenlerin ceplerini doldurdu’” demesi EİNSTEİN’’ın insanoğlunun ahmaklığının sınırsız olduğu cümlesini doğrular gibi görünüyor.
Yalnız burada anlayamadığım tek nokta kimin ahmak olduğu?
İlaç firmalarının mı, domuz gribi aşısı olanların mı, aşı olmayanların mı ya da aşı olun diye teşvik eden bilim dünyasının mı ?