Bir yerlerde biz mi yanlış yapıyoruz, yoksa yaşımız ilerledikçe eğriyi doğruyu daha net görmeye başlayıp, daha mı seçici oluyoruz insan ilişkilerinde?’¶
Otuzundan sonra kurulan dostluklar ne kadar samimi, gerçekçi olabiliyor? İnsanlar karşı taraftan bir menfaat beklemeden hareket edebiliyor mu?
Çevresi her geçen gün genişleyen biri oldum çıktım. Her gün yepyeni insanlar ile tanışıyorum, gerek özel hayatım, gerek iş hayatım vasıtası ile. İçlerinde gerçekten çok farklı, düzeyli, cana yakın insanlar da var, ama bir süre sonra maskeleri düşenler de... Ne mi yapıyorum, maalesef şüpheyle yaklaşır oldum bazı kişilere. Bazılarını ise sanki yıllardır tanıyor gibiyim; Ümit vaat eden gerçek insanlar hala var yani bu şehirde’…
***
Otuzundan sonra insan koşulsuz yaklaşamıyormuş kimseye. Detaylardaki inceliği görmeye çalışarak kaybedilen zamanlar, etkiliyormuş dostlukları’… Eski dostlarım neyse ki sapasağlam durdukları yerdeler, belki de İzmir’’de yaşamanın en keyifli yanı bu, çoğu arkadaşım kaldı bu şehirde, bazıları gitti, geri döndü, temelli gidenler ile de bağımızın sağlamlığı ölçüldü mesafeler ile. Hiçbirini kaybetmemiş olmanın değeri ise paha biçilmez!
***
Durup düşününce, yeni başlayan tanışıklıkların arkadaşlığa dönüşmesi yolundaki en büyük engelin, korkularımız, kaygılarımız ve en çok da ’‘EGO’’muz olduğuna kanaat getirdim.
Yaralanmaktan korkuyoruz, kaybetmekten, yanılmaktan ama en çok da karşı tarafa yenilmekten korkuyoruz’…
***
Oysa şimdi dönüp bakınca geriye, yıllardır hayatımda var olan ve hayatım boyunca da devam edeceğini bildiğim insanlarla ilk tanıştığımızda, iki tarafta ne kadar masum, ne kadar koşulsuzdu’… Cup diye atlayıvermiştik işte ikimiz de, bir kahkaha bazen de bir hüzündü bizi biz yapan. Gün geldi kızdık birbirimize, ama koşulsuzduk işte!
Şu an yeni bir insanı hayatımıza sokmadan önce ne kadar çok kılı kırk yarıyorsak, o zamanlarda da tam tersiydi... Gönlümüzce eğlendik, güldük, paylaştık, ara sıra kavga da ettik ama hiçbir zaman küsmedik, alınmadık, incinmedik’…
Zamanla, içimizdeki çocuk büyüdü, biz onu öyle özlüyorduk ki, onu bizim gibi hala hatırlayan, onu çok iyi tanıyan arkadaşlarımızın yanında alıyorduk soluğu her zaman... O çocuğu biz büyüttük, yaşatamadık içimizde... ’“Hatırlayan ne az kişi var şimdi’” diye düşünüyoruz şimdi de’…
***
Kendi kendimizi kandırmaktan vazgeçemediğimiz sürece, otuzundan sonra dostluklar kolay kurulmuyormuş, evet’… Evet’… Ama onun da suçlusu bizmişiz meğer çünkü artık masum değilmişiz!