Bundan birkaç yıl önce, İzmir'de PTT'de 'iletişim' konulu bir eğitim veriyordum. Eğitimin ilk haftası bittiğinde, şimdiye kadar tanımadığım eski isimleriyle 'postacı', şimdiki isimleriyle 'posta dağıtım memurları' ile birlikteydim. Bana özellikle posta dağıtmaya gittiklerinde yaşadıkları olumsuz hikayeleri anlatmışlardı. Kendilerine bıçak çeken kişilerle karşılaştıklarından, küfür edenlerden, hatta köpek saldırılarından bile bahsettiler. Nedendir bilinmez, birden aklıma geldi ve kendimi onların yerine koymam mümkün değilse bile, bir günlük de olsa 'postacı' olmaya karar verdim. O gün benimle birlikte posta dağıtacak olan bir hanımla birlikte buluştuk, onu takip edecektim. İlk önce, omzuma kocaman bir 'çanta' taktılar ve en yoğun iş yerlerinden biri olan Kemeraltı'na doğru yol aldık... Başladık gelen iletileri müşterilere vermeye…. İlk önceleri hiç yorulmadan merdivenleri çıkarken belli bir zamandan sonra ayaklarımın ağrıdığını ve sırtımdaki çantanın ağırlığının arttığını fark ettim. Ne ilginçtir ki, çanta boşaldığında bile sanki üstümde büyük bir yük vardı halen ve ben bu yükü taşımak zorundaydım. Üstelik taşıdığım yük, pek çok kişi tarafından sevilmeyen iletilerdi. Bankaların ödenmeyen faturaları, mahkemelerden gelen hacizler.. Kısacası; eski yıllarda 'bak postacı geliyor' diye herkesin koşarak kapıları açtığı dönem artık çoktan bitmişti. Yerine 'öfke'nin ve 'umutsuzluğun' aldığı iletiler başlamıştı ve ne kötü ki, bu mektupları bu konuda hiç suçları olmayan 'posta dağıtıcıları' dağıtıyordu.
Benim için ise bu yaşadıklarım muhteşem bir maceraydı.. Özellikle posta dağıtıcılarını anlamam için bir deneyim oldu, ve bu deneyim vermiş olduğum eğitime de yansıdı… Çünkü birilerinin derdini anlamaya çalışırken, dışarıdan 'gazel okumanın' çok hatalı olduğunu bilen birisi olarak, artık her eğitime gittiğim yeni bir iş yerinde öncelikle onların 'kimliklerine' bürünerek, daha içten ve sevgi dolu eğitimler vermeye başladım.
Çevremize baktığımızda özellikle son yıllarda hepimizin gözüne çarpan yeni meslekler ve bu meslekleri yapan kişiler bulunmakta.. İnsan ilişkileri ve müşteri memnuniyeti konusunu önemseyen bütün firmalar, bankalar, alışveriş merkezleri ,kurumlar ve hatta büyük sitelerde sık sık karşılaştığımız ve onlara 'güvenlik görevlisi' dediğimiz kişilerle karşılaşıyoruz.
Geçtiğimiz yaz döneminde, bizim apartmanın önüne arabamı park etmiş eve doğru ilerlerken, ayağında çizmeleri ile güvenlik görevlisi ile karşılaştığımda, şok olmuştum. Hava o kadar sıcaktı ki, neden onun bu çizmeleri halen giydiğine anlam verememiştim. Şüphesiz hiç düşünmeden hemen kendisine bu konuda neden ısrarcı olmadıklarını, neden yaz günü halen bu hantal çizmeleri giydiklerini sorduğumda, 'mecburuz, yönetim ne derse buna uymak zorundayız' dediğinde, İzmir'de yaşayan ve yaz sıcağını özellikle İzmir'de daha yoğun yaşayan birisi olarak, 'güvenlik görevlilerinin' acaba başka ne tür sorunları vardır diye düşünmeye başlamıştım o andan itibaren...
Aslında her an, her yerde onlarla karşılaşıyoruz. Bir alışveriş merkezine gittiğimizde, X-Ray Cihazlarının hemen arkasında 'size merhaba' diyen, belki de çantanızı kontrol eden 'güvenlik görevlisine' kaç kişinin teşekkür ettiğini, ya da onlara bir merhaba ya da kolay gelsin dendiğini merak ettim. Ayrıca bu kişilerin bir olayda ya da patlama anında bizleri ne kadar koruyabileceklerini ve bu konuda ne kadar kendilerine eğitim verildiğini hesap etmeye çalıştım.
Onlar 'güvenlikçi' olarak alınmışlardı ama insanları korumaya yönelik ellerinde hiç bir şey yoktu… Ne silah taşıyabiliyorlardı, ne de koruyucu başka bir cihaz, ya da bir araç… İki ay eğitim alıyorlardı ve işsiz ordusu içinde yaşamaktansa, 1000 lira aylığa 'evet' demek zorunda kalıyorlardı. Yemek ve yolluk toplam 1000 lira, sıcakta-soğukta gezeceksin, 8 saat bir kulübe de bekleyeceksin ve karşılaştığın her kişiye 'güler yüzlü' olacaksın.
Her mesleğin zorlukları var, ancak insan ilişkilerinin ön planda olduğu işler daha da zor. Egolarını tatmin etmeye çalışanları; komplekslerini başka bir kişiye zarar vererek göstermeye çalışanları mı ararsınız çevremizde her tür karaktere sahip kişilerle karşılaşmak mümkün artık...
Çok iyi hatırlıyorum bu senenin başında üniversiteye giderken, apartmanın otoparkının tam ortasına park ederek gitmiş birisinin arabasını görmüştüm. Hemen güvenlikteki kişilere sordum. Kimin arabası bu diye, görevliler bu apartmanda oturan bir 'avukatın' olduğunu söylediler. Bir gece önce alkollü bir şekilde otoparka girmiş, yer bulamayınca arabayı bırakmış ve çıkmış.
Güvenlikçiler hemen arkasından seslenmişler, avukatın yanıtı 'sana ne arkadaşım, araba benim değil mi?' olmuş. Böyle olunca üzülüyorsun aslında…. Avukatlık mesleğini yapan bir kişinin bu kadar duyarsız olmasına kızıyorsun, bir yandan da 'emir kulu' olarak çalışan bir güvenlikçinin 'muhatap oldukları' bu kişilerle olan ilişkilerine bakarak anlam veremiyorsun.
Aslında güvenlik görevlilerinin yetki ve sorumluluklarını belirleyen 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine dair Kanun'da, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 90'ıncı maddesine göre bu kişilerin görev alanında haklarında 'yakalama' emri veya mahkumiyet kararı olan kişileri 'yakalama ve arama' emri var. Bu çok güzel ama, bu kişilerin ellerini kollarını sallayarak, suç işleyen kişileri yakalamaya çalışmaları sizce ne kadar kolay?
İşsizlik sorununun ülkemizde oldukça yaygın olduğu bir ortamda, başka alternatifi olmayan kişilerin tercih ettikleri yeni bir sektör 'özel güvenlik'…. Bu işi sekiz yıldır yapan kişilere 'neden bu işi yaptıklarını' sorduğumda, başka çareleri olmadığını söylüyorlar. Bunu söyleyenler sadece güvenlikçiler mi, infaz koruma memurları mı, posta dağıtıcıları mı?
Yıllar önce bir tren makinisti ile sohbet etmiştim. Bana gittikleri yolun çok uzun ve monoton olduğunu söylemişti. Ben de 'peki, ne yapıyorsunuz?' dediğimde… Bir iki çiçeğimiz var kabinde onlarla 'konuşuruz' demişti. Aynı şekilde artık otobanlarda gişelere uğramadan geçiyoruz ama eskiden kaç kişinin durarak, buradaki görevli ile kısa süreli de olsa sohbet ettiğini merak ediyorum?

'Empati' denilen bir kavram var, günümüzde özellikle 'iletişim' ile ilgili konuları sorgularken, çok sık kullanıyoruz. Basit bir tanımıyla 'karşısındaki kişinin yerine kendini koyabilmek' ve bu doğrultuda 'tutum değiştirmek'.. Böyle olunca da, insanların birlikte yaşadıkları bu dünyada, birbirlerini anlamaları için, bakış açılarını biraz değiştirseler, acaba birbirlerini daha iyi anlayabilirler mi ?