Her atletin bir etabını koştuğu, 4X ile başlayan bayrak yarışlarını bilirsiniz. Bayrak, değiştirme bölgesinde el değiştirerek bir sonrakinin eline geçer. Amaç bayrağın kolektif olarak ileri taşınması, hedefe ulaştırılmasıdır.
Takım ruhunun getirdiği sorumluluk ile koşulur yarış’… Verilen mücadele, bir sonrakinin en olumlu şartlarda yarışa devamını sağlamak içindir. Amaç ve hedef ortaktır. Tabi ki kazanç da!
Başbakan Erdoğan’’ın İmam Hatip Liselerinin kurultayındaki duygu dolu konuşması nedense bana bayrak yarışlarını anımsattı.
’“Bugün burada sizlerden ziyade sizlerle birlikte aynı zamanda kendime hitap ediyorum. Ben burada sizlerin kalp atışlarına tanık olduğum kadar kendimle, kendi kalbimle muhabbet ediyorum. Kendi heyecanıma da şahit oluyorum. İmam Hatip Lisesi mezunu olmayı hayatım boyunca büyük bir gurur vesilesi olarak yüreğimde taşıdım.’” derken bayrak önce bendeydi.
’“Çocuklarımın tamamının İmam Hatip Lisesi mezunu olmasından gurur duydum. Hiçbir zaman başımı öne eğdirmediler’” derken, bayrağı sonra çocuklarıma devrettim.
Konuşmadan ders çıkartması gerekenin bayrağın bugünkü sahipleri olduğunu düşünürsek, etabı tamamlamış oluruz.
"Aralarda öyle hocalarımız çıktı ki içeride dışarıda bize cenaze yıkayıcısı dediler. İmam Hatipleri böyle tanımlamaya çalıştılar. Bize 'taşralı köylü, zenci' dediler. Bir dönem ’“Öteki’” olmanın sızısı yansıyordu satırlara.
Ve başarmış olmanın hazzı. ’“ Siz 'doktor, vali, kaymakam avukat olamazsız' dediler. Bize 'muhtar bile olamazsınız' dediler.’” Bu konuşmayı ’“Bize muhtar bile olamazsın dediler. Bakın Başbakan olarak karşınızdayım’” olarak anlamamızın önünde herhangi bir engel var mı?
İmam Hatip Liselilerin doktor, vali, kaymakam vs. olması engellenmemelidir ancak okullar ve öğrenciler arasında çifte standart da olmamalıdır. Başbakan bütün duygusallığıyla İmam Hatipliye ses olurken, Genç-Sen üyesi öğrencilerin sesine de kulak vermelidir.
Genç-Sen üyesi öğrenciler, İmam hatipli gençlere gösterilen özeni hak etmiyor mu?
’“Gençliğin Gelecek Sorunu ve YÖK’’teki Değişim Politikaları’” adlı belgeyi Başbakana iletmek isteyen Genç-Sen üyesi öğrencilere potansiyel suçlu muamelesi yapılması, biber gazı sıkılması ve şiddet uygulanması anlaşılabilir bir şey mi?
Tek istekleri Başbakan’’a öğrenci taleplerini içeren bir dosya vermek olan Genç-Sen üyesi öğrenciler, hazırladıkları çalışmanın hiç değilse görevli biri tarafından alınıp, Başbakan’’a okunmasını istiyorlardı. Bütün istekleri buydu. Postal altında ezildiler.
Öğrenciler Demokratik taleplerinin bu kadar sert şekilde karşılanacağını hesap etmişler miydi bilemem ama o görüntüler Türkiye’’nin içini sızlattı. Postal altında sadece o gençler kalmadı, ifade özgürlüğü ve demokratik haklar da aynı postalların altında kaldı.
Başörtüsü protestosu yapanlara polisin nasıl davrandığını tüm ülke bilmekte! Yanlış anlaşılmasın onlara da anlayışlı davranılmasın, şiddet uygulansın, biber gazı sıkılsın, postal altında ezilsin demiyorum.
Onlara gösterilen anlayış, diğer öğrencilere de gösterilmeli diyorum. Başörtüsünü protesto etmek nasıl demokratik bir haksa, YÖK’’ü veya başka şeyleri protesto etmek de demokratik hak olarak görülmelidir.
Başörtüsü protestolarını ’“ifade özgürlüğü’” kapsamında ele alan anlayış, neden Genç-Sen üyesi öğrencilerin protestolarını aynı bağlamda ele almaz?
Öğrencilerin kendilerini ifade etmesinin bedeli, ömür boyu benliklerinde taşıyacakları sızılar mı olmalı?
Sadece İmam Hatipliler değil, o gençlerde bu ülkenin geleceği.