Nice günler, aylar, hatta yıllar geçti bazılarının o dört duvar ardında. Nice bayramlar geçti sevdiklerinden uzak, demir parmaklıklar ardında. Anne-babaların yüreklerinde taş. Eşler ve evlatlarda yılgın bir hasretle nice bayramlar geçti. Suç mu işlediklerini bilmeden (!) Sadece özgür düşündükleri, yazdıkları veya dile getirdikleri için...Laik Cumhuriyet rejimini korumak istedikleri için...Özgürce yaşamak istedikleri için...Neden katiller ve çete örgütü ile birlikte yargılandıklarını bilmeden. Aynı kefeye konmanın verdiği acı ve karşı tarafın duymadığı utancı yaşayarak..
Vatanını seven, bayrağına sadık, cumhuriyet ilkelerini koruyan ve demokrasiye bağlı değerli insanlar olduklarını biliyorduk onların. İşte bu yüzden her yurttaş gibi onları desteklemek istedik. Yanlarında olup güç vermek ve 'Biz de sizin yanındayız' demek istedik. Engellediler. Yılmadık! Gözyaşartıcı biber gazlarına, halkına düşman hale getirilen tomalara rağmen yılmadık. 'Yenildik' gibi görünsek de...Yenilmedik. Çünkü kazanmanın ilk adımlarına başlamıştık bile.Çünkü artık bir kere girmiştik o kavgaya, hürriyet kavgasına...
Nazım Hikmet'in halkına hitaben yazdığı 'Hürriyet Kavgası' şiirindeki gibi.
'Yine kitapları, türküleri, bayraklarıyla geldiler,
dalga dalga aydınlık oldular,
yürüdüler karanlığın üstüne.
Meydanları zaptettiler yine. '
Ama halkın iradesi önemli değildi onlar için. Halbuki halkın iradesi ile oradaydılar. Onlar yarattıkları korku imparatorluğuna sığınmışlardı. Dıştan güçlüydü ama içi korku doluydu o imparatorluğun. Kendi yarattıklarından korkuyorlardı. Ve çökmeye mahkumlardı bir gün yarattıkları canavar yüzünden...Darbe miydi bu kadar korktukları?! Peki neden korkuyorlardı darbeden? Halbuki Türkiye tarihinde her darbenin öncesinde demokrasi kılığında bir dikta rejimi olduğunun farkındaydılar. Bu her nekadar darbeyi meşrulaştırmasa da, bunu sorgulamak yerine, yine korkunun hakim olduğu faşizmden yana olmayı seçtiler.
Maalesef demokrasi de önemli değil onlar için. Çünkü demokrasi, devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olunan bir yönetim şeklidir. Demokratik yönetimlerde devletin üç temel organı birbirinden ayrılmıştır. Hepsi ayrı öneme sahip olan bu güçlerden yargının bağımsızlığını görebiliyor muyuz peki? İşte özel yetkili mahkemelerin gerçekleştirdiği yargı, Ergenekon denilen dava çerçevesinde, ideolojileri birbirinden farklı insanları biraraya getirmişti. Ve cezaları da hemen hemen aynıydı. Bunların dağıtacağı adalet bu kadar olabilirdi!
Korkmasalardı böyle bir insan topluluğu olabilir miydi bir devletin hapishanesinde? T.C.'de 4 yıl başbakanla birlikte çalışıp, 2 yıl Genelkurmay Başkanlığı yapmış ve türk ordusuna önemli katkıları olan bir komutan, bir katil ile aynı cezayı alabilir mi?! Hem de devletin azılı düşmanı olan terör örgütü üyesinin verdiği bir ifade ile.
Tüm bu yaşananlar 'Sözün bittiği yer' gibi düşünülse de sözün başladığı yer olmalı. Çünkü Onlar kendilerini feda etmek uğruna bu ülke için çalıştılar. Ve şimdi de 'Umudumuz türk halkıdır' diyorlar. Başbuğlar, Tolonlar; Balbaylar, Özkanlar; Perinçekler... Çürük bir adalet sisteminden çıkan haketmedikleri cezalar aldılar. Ama yargı onları her nekadar haksızlığa mahkum etmiş olsa da onların arkasında siyasi irade var. Bu iradenin vicdanı var. Halk var, biz varız. Şunu kimse unutmasın ki, bu hürriyet kavgasından halkın iradesi galip çıkacaktır.
'Daha gün o gün değil, derlenip dürülmesin bayraklar.
Dinleyin, duyduğunuz çakalların ulumasıdır.
Safları sıklaştırın çocuklar,
Bu kavga faşizme karşı, bu kavga hürriyet kavgasıdır.'