Önce, ’“Aile’” gazetenin yönetiminden uzaklaştı sonra Ertuğrul Özkök işlevsizleştirildi. Emin Çölaşan’’la başlayan AKP’’ye muhalif yazar kovma kervanına Bekir Coşkunu da kattılar. Hürriyete Elif Şafak’’ın eşi ve Cemaatin prenslerinden Eyüp Can monte edildi. Daha sonra İsmet Berkan’’ı, Ertuğrul Özkök’’ün yanına köşe yazarı olarak gönderip, Radikali cemaatin prensine teslim ettiler. Yakında Hürriyetin başında da onu görebiliriz.
Ruhat Mengi’’nin ’“Her Açıdan’” adlı programını yok ettiler, Vatan Gazetesinde yazdığı sütununu arkalara attılar. Büyük devlet adamı(!) Pehlivan Güzel Hasan’’ı Vatan Gazetesinde köşe yazarı yaptılar.
Petrol Ofisi, Avusturyalılara satıldı. Bu arada Ferit Şahenk parasını kurtardı. Grubun tüm gazeteleri ve televizyonları satılığa çıktı. Sermayesinin kimin olduğu bilinmeyen(!) bir uluslararası bir şirket yakında tüm grubu satın alacaktır. Ahmet Hakan’’ın yerine Taha Kıvanç, Yılmaz Özdil’’in yerine Vakit Gazetesi başyazarı geçer ve ’“İleri Demokrasinin’” taşları yerli yerine oturmuş olur.
Son olarak Basın Konseyi Başkanı ve Başyazar Oktay Ekşi görevini bırakmak zorunda kaldı. Ekşi, yazısında maksadını aşan ağır bir ifade kullanmıştı, hatasını anlayıp özür diledi ama yetmedi. Çünkü Başbakan Erdoğan, yazının yazıldığı günün akşamı gazetecilere ’“Ben bu anlayışla savaşırım’” demişti. Sanki, Türk Basınında ilk kez böyle bir şey yaşanıyordu!.. Sanki, yandaş ve kandaş medyada Yüksek Yargı Başkanlarına, Türk Ordusunun Komutanlarına ve eşlerine, Türk Aydınlarına en ağır hakaretler yapılmamış ve bu kişiler hedef gösterilip öldürülmemişlerdi!
Sanki, Diyarbakır Belediye Başkanı Başbakan’’a ve Bakanlarına o ağır küfürleri etmemişti!..
Başbakan Erdoğan o zaman bırakın ’“savaşmayı’” o yazıları yazan gazetelerin genel yayın yönetmenlerini devletin uçağında ağırlayıp, desteğini ve sevgisini bunlardan esirgemiyordu.
Geçen senelerde TBMM Bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Erdoğan’’ın, kürsüde konuşan CHP Lideri Deniz Baykal’’a, Türk Toplumunda ’“cinayet sebebi’” sayılabilecek derecede ağır küfür ettiğini herkes görmüştü. CHP, bunu dudak okuyucularına okutmuştu!...
Merak edilen husus şudur; Demokrasi ile idare edilen bir ülkede Başbakan kendisine veya partisine basın yoluyla hakaret edildiğinde, hukuk yoluna başvurmaktan başka ne yapabileceğidir?
Örneğin Başbakan o gazete ve yazarla nasıl savaşacaktır?Savaşırken araç gereç ve silah olarak ne kullanacaktır?
Bu savaşta İngiliz vatandaşı Mr. Shimshek(Şimşek okunur) ve Ali Dibo Sado’’nun rolleri nedir?Bu savaşın sonunda yenilecek olan belli olduğuna göre, savaşı kaybedenin gideceği yer Mustafa Balbay’’ın yanı mı olacaktır?
Oktay Ekşi 78 yaşındadır ve 58 yıldır gazetecilik yapmaktadır. Başbakan Erdoğan 56 yaşındadır. Başbakan Erdoğan kundakta masum ve sevimli bir bebekken, Oktay Ekşi gazetecilik yapıyordu. Evet Oktay Ekşi bir hata yaptı, fakat hatasını anlayıp hemen özür diledi. Normalde olması gereken ya özrünü kabul etmek ya da yasal yollara başvurmak olmalıydı. Fakat ’“savaşmak’” olmamalıydı!.. Oktay Ekşi özürle de yetinmeyip Hürriyette ki görevinden de istifa etti.
Esasında Başbakan Erdoğan’’ın karşı olduğu ve savaştığı Oktay Ekşi değil, onun savunduğu fikirleridir. Bunlar, laik Cumhuriyettir, hukuk devletidir, basın özgürlüğüdür, üniter yapıdır, kurum ve kurallarıyla gelişmiş bir demokrasidir.
Başbakan bu kavramları hiç sevmez, o tenkitten münezzehtir.(eleştirilemez) Dediği dediktir, ister asar ister keser. Hükümette ve AKP’’de ondan izinsiz rüzgar esmez. İstediği kişiye veya kuruluşa hakaret etmekte serbesttir. İstediği kişiyi milletvekili,bakan yapar, istemediği kişiyi siler atar, ona kimse hesap soramaz.
Tüm bunlar denenmiş ve kabul edilmiş doğrulardır. Bu şablona uymayan şey ’“Demokratik Rejimdir.’” Bu çeşit davranışları hiçbir demokratik rejimde bulamazsınız. Bulabileceğiniz yer, tek adam diktatörlüğünün geçerli olduğu ’“Faşist’” düzendir. Türkiye’’de yaşanan maalesef bu sisteme tıpatıp uyan bir düzendir.
Demokrasi ile uzaktan yakından alakası olmayan bu sistemin ülkemizde geçerli olmasında Başbakan Erdoğan ne kadar sorumlu ise, en az onun kadar sorumlu olanlar; Yalakalık rekoru kıran İş alemi- Bürokrasi-Yüreksiz ve Bilgisiz Siyasetçiler-Ödlek Bilim Adamları ve Menfaatçi Gruplardır’…
Konumuz Oktay Ekşi’’nin istifası ve Hürriyet olduğuna göre bu olayda Başbakan Erdoğan kadar suçlu olan kişi Aydın Doğan ve AKP iktidarıyla ekonomik çıkar ilişkisi olan medya patronlarıdır. Bunlar kendilerinin ve şirketlerinin çıkarları için iktidara şirin görünüp ihale alabilmek uğruna kamuoyunu doğru bilgilendirme yerine, kamuoyunu yanlış yönlendirmeyi tercih ettiler ve bunu acımasızca her seçimden önce yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. Pazar günkü Hürriyetin manşetine bakarsanız, Başbakan Erdoğan’’ın Yedek subay resmini görürsünüz. Hürriyette Mareşal Fevzi Çakmak’’ın bile bu boyutta resmini görmemişsinizdir’…
’“Demokrasi benim için araçtır, amaç değil’” diyen bir anlayışla ekonomik temelde anlaşabilmek için, ’“Kalemini kır ama satma’” ilkesinden ödün verdiler. Fakat, kafalarının arkasında İslam Cumhuriyeti özentisi olanlar, verilen tavizlerle doymadılar, demokrasiden ve basın özgürlüğünden her parça kopardıklarında daha da istemeye başladılar..
Oktay Ekşi’’nin yaptığı, her medeni insanın yapacağı gibi hatasını anlayıp özür dilemesine rağmen, özürle tatmin olmayan anlayışa karşı kalemini kırması olayıdır’…
Aydın Doğan’’a ve diğer medya patronlarına gelince; Kendileri hala yanlışın içindedirler. Etraflarındaki hanım evlatlarıyla, jöleli çocuklarla, vatanı iki kadın memesine satacak kadar devlete düşman olanlarla, hayal aleminde yaşayan ve Anadolu insanını tanımayan numaralı Cumhuriyetçilerle bu sarmalın içinden çıkamayacaklarını hala görmemektedirler.
Çaresiz değilsiniz. Çare sizsiniz. Taraf olacaksınız, taraf olmazsanız bertaraf olacaksınız. Demokrasiden, Laik Cumhuriyetten, Sosyal Hukuk Devletinden, Atatürk’’ten, Çağdaşlıktan ve Özgür basından yana taraf olacaksınız. Sizi ortaçağ karanlığına mahkum etmek isteyen cemaat ve tarikat özentileri ile ve faşist anlayışa sahip kafalarla Türk Milleti için mücadele edeceksiniz. Hatta Başbakan Erdoğan’’ın dediği gibi bu uğurda savaşacaksınız. Bunu yapmadığınız takdirde, size zaten hayat hakkı tanımayacak olan faşist zihniyete kurban edilip, yok olup gideceksiniz. Korkunun ecele faydası yoktur.
Nasıl organize olacağınızı bilmiyorsanız sorun, araştırın İzmir’’e gelin, anlatacak birini bulabilirsiniz’…
Güle güle Oktay Bey, size sağlıklı ve huzurlu bir ömür temenni ediyorum. Umarım tecrübelerinizi ve yaşadıklarınızı özellikle genç nesillerle paylaşırsınız.
Not: 6,5 Milyar Dolarlık otoyol ihalesi için yazdıklarıma, bu konuları çok iyi bilen bir dostumdan bir ilave geldi, onu paylaşıyorum.
’“Bu işin yapım süresi zaten 4,5-5 yıl idi. Karşılıklı anlaşılarak 7 yıl yapıldı. Başbakan süreyi 5 yıla indirince, vatandaşa iyilik yapılmış gibi bir şov yapıldı. Halbuki Başbakan, müteahhitlerden yana taraf oldu. 7 yıllık yapım süresine göre 13,5 yıl olan kullanma süresi, böylelikle 15,5 yıla çıkmış oldu. Yüklenici firmalar fazladan 2 yıl daha yolu kullanma hakkı kazandılar. Avanta kazanç ne kadar mı?Birkaç Milyar Dolardır herhalde. Yüklenici firmalara karşılığında bir şey alınmadan tamamen duygusal olarak yapılan bir katkıdır herhalde, ne dersiniz?’”
Bu iş daha çok su kaldırır, yaşayalım, görelim’…