Bu atasözünü sanırım duymayanımız yoktur. Genellikle herkesin farklı bir iş anlayışı ve uygulamasını anlatmak için kullanılan bir sözdür. Bununla birlikte, yoğurt yemek ile yiğitlik arasında da bir bağ kurulduğunu gözden kaçırmayalım. Göçebe bir kavim olan Türklerin, sütü bozulmaması için mayalamaları sonucu daha dayanıklı hale getirmeleri ve öylece tüketmeleri söz konusu. Yani sütü fermente hale getirip, gerek yoğurt, gerek peynir gerekse kefir olarak tüketme alışkanlığı öyle anlaşılıyor ki binlerce yıldır yerleşik bir alışkanlığa dönüşmüş. Buradan tarih sahnesinde Türklerin etkisi, gücü ve egemenliğinin altında yoğurt yemeleri var mıdır bilinmez, ama şu bir gerçek ki, yoğurt yiyenler daha sağlıklı ve uzun ömürlü oluyorlar. Bununla ilgili olarak, yüzyılın başında bir araştırmacı dünyanın en uzun süre yaşayanlarının yeme alışkanlıkları ile ilgili bir çalışma yapıyor ve bunların Kafkaslarda yaşayan insanlar olduğu ve bunların yoğurdu çok tükettiklerini gözlüyor. Nobel ödüllü bu Rus bilim adamı Eli Metchnikoff 1907'de bol yoğurt yiyen Kafkas köylülerinin uzun ömürlü olduklarını bildiriyor. Ona göre kalın barsak florasında bulunan bazı bakteriler protein artıklarını parçalayarak toksik maddelerin oluşmasına, yol açarak zehirlenmeye neden olmakta idi. Yoğurt yiyenlerde ise çürümeye yol açan bakteriler baskılandığından bu zehirlenme oluşmamaktaydı. Eli Metchnikoff 'un bu hipotezi batı dünyasındaki bilim çevrelerinde ve toplum kesimlerinde ne yazık ki beklenen ilgiyi uyandıramadı.

Bu nedenle de batı dünyasında yoğurt, kefir, kımız gibi fermente süt ürünleri tüketimi o devrede artmadı. Hayvancılıkta, balıkçılıkta, ziraatte antibiyotiklerin, kimyasalların yaygın şekilde kullanılması sonucu antibiyotik direnci son 50 yılda önemli bir problem olarak gündeme geldi. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü antibiyotik ve diğer antimikrobiyallerin kullanılmasına sınırlama getirilmesini önerdi. WHO patojen mikroorganizmalar ile savaşımda zararlı olmayan mikroorganizmaların kullanılmasını tavsiye etti.

Sonuçta yoğurt bugün yaygın olarak tüketilen çok önemli bir probiyotik gıdadır. Son yıllarda tıp dünyasında en çok konuşulan konuların başında bu probiyotikler gelmektedir. O halde önce probiyotik ne demektir ona bakalım. Kelime anlamı itibari ile probiyotik 'Yaşam için' anlamını taşır. Bir insanda yaklaşık olarak 10 trilyon hücre bulunmaktadır. Bununla birlikte bu insanında bulunan bu yararlı bakterilerin yani probiyotiklerin sayısı yaklaşık 100 trilyon civarındadır. Bu bakterilerin de büyük bir kısmı yararlı bakterilerdir. Bugünkü bilgilerimize göre 500'den fazla türde bakteri insan bağırsağında bulunmaktadır. Kısacası, insanın kendi hücreleri, tüm bakterilerin onda biri kadardır.

Hipokrat'tan beri söylenen bir söz vardır ki oda şudur;

'Bir insanın bağırsakları sağlıklı ise, o insan sağlıklıdır, eğer bağırsakları hasta ise o insan hastadır.'

Bu son derece doğru bir tespittir. Elbette bu organımızın sağlıklı olması, oradaki probiyotik dediğimiz yararlı bakterilerin varlığı ile ilişkilidir.

Probiyotikler binlerce yıldır besin maddeleri ile alınmaktadır. Yoğurt, peynir, kefir gibi süt ürünleri Asya ve Ortadoğu'da temel gıda maddelerinden olup, çok tüketilmektedir. Batı toplumları ise bu fermente süt ürünlerine hep şüpheyle yaklaşmışlardır. Özellikle yoğurt, kefir, kımız gibi ürünlerin tadını beğenmediklerinden hep uzak durmuşlardır.

Batıda bilim çevreleri ve hekimler de probiyotik süt ürünlerine yıllarca ilgisiz kalmışlardır. Bu ürünlerin yararı ve etkileri konusunda yaklaşımları olumsuz olmuştur. Günümüzde ise batı ülkelerinde bilim çevreleri Asyalıların binlerce yıllık gözlem ve deneyimlerinin doğru olup olmadığını ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Günümüzde konuyla ilgili araştırmalara büyük bir ilginin olduğu görülmektedir.

Bu konuda kullanılan kavramlardan bir tanesi de prebiyotiklerdir. Prebiyotik; kalınbağırsağa kadar sindirime uğramadan ve orada probiyotiklerin çoğalmasını, aktivitesini uyaran besin maddelerine denir. Prebiyotik gıda; içerisinde prebiyotik madde içeren ürün demektir. Bu maddeler mide asidine ve sindirim enzimlerine dirençli olduklarından parçalanmadan ve emilmeden kalın bağırsağa gelirler Sinbiyotik ise; Probiyotik ve prebiyotikleri birlikte bulunduran ürünlerdir. Mide ve bağırsaklarda ki dengenin zararlı bakteriler lehine gelişmesi sonucu iltihabi barsak hastalıkları, otoimmün hastalıklar, allerjik hastalıklar, diyabet, barsak kanseri gibi bazı hastalıkların görülme sıklığında bir artış görülmektedir. Probiyotiklerin bağırsak da oluşturduğu koruyucu tabaka ortadan kalktığında bağırsak geçirgenliği artıyor, böylece yeteri kadar sindirilmemiş besin maddeleri, toksinler, kimyasal kanserojen maddeler kan dolaşımına geçiyorlar. Buradaki toplardamarlar direkt olarak Karaciğere bu zararlı maddeleri taşıyor. Karaciğer bu zararlı maddeleri vücuttan arındırmak için detoks dediğimiz zehirsizleştirme içine başlıyor. Ancak kendisine gelen yük arttığı zaman yetersiz kalmaya başlıyor. Sonuçta bu zararlı maddeler dolaşım ile tüm vücuda dağılıyor ve bağışıklık sistemimizden tutun pek çok işleyen süreçlere zarar vermeye başlıyor. Bu nedenle bağırsaklarımızı sıvama şekilde kaplayan ve yaklaşık ağırlığı bir buçuk kiloyu bulabilen bu yararlı bakterilerin varlığı, insan sağlığı için hayati öneme sahiptir. Bu nedenle, kanserden, immün sistem hastalıklarına, hipertansiyon, Diyabet ya da kalp hastalıklarına kadar pek çok hastalığın oluşmasında çok önemli bir tutan bağırsaklardaki probiyotikleri, onların daha iyi konaklayabilmeleri için uygun ortamları oluşturmak zorundayız. Bugünkü bilgilerimiz artık pek çok hastalığın oluşmasında adresi buraya çıkarıyor. Bu nedenle, öncelikle yapılması gereken şeylerin başında çok zaruri olmadıkça antibiyotik kullanımından tamamen kaçınmak gerekiyor. Hele ki çocuklarımıza ilk üç yıl kadar kesin antibiyotik kullanımını yasaklamak gerekiyor, zira bu dönemde antibiyotik verilen çocuklarda, immün sistem hastalıkları çok daha fazla gözleniyor. Bunun dışında kaçınılması gereken bir diğer konu, rafine un ve rafine şekerin olduğu tüm yiyeceklerdir. Zira bu yiyecekler probiyotikler için son derece zararlıdır. Bu yiyecekleri tüketen kişilerin bağırsaklarındaki probiyotiklerin büyük oranda zarar gördükleri tespit edilmiştir. Bunlarla birlikte alkol tüketiminin, gıda maddelerine katılan koruyucu olduğu ile sürülen kimyasallar yani kısacası doğal olmayan tüm yiyecekler sözkonusu probiyotikler için dolayısı ile bizim sağlığımız için son derece zararlıdır.

O halde neymiş?

Bol bol yoğurt yiyeceğiz, ama market yoğurdu değil, ev yoğurdu!