Türkiye'nin diğer ülkelerden farklı,sosyolojik iklimi vardır.
Birinin yaz dediğine diğeri ;kış der.
Sağ cephenin 'yanıyoruz' dediğine sol cephe 'donuyoruz' diyebiliyor.
'Birinin yandığı, diğerinin donduğu iklimlerde sorunlara çözümler de farklılık arz ediyor.
Toplumun kemikleşmiş has sorunları varken birdenbire kendimizi topyekûn olarak kürtaj tartışması içinde bulduk…
Başbakan Erdoğan Türkiye'nin Avrupa ile kesiştiği bölgesi olan İstanbul'dan Türkiye'ye böyle seslendi:'Her kürtaj bir Uludere'dir.'
Uludere, ekmek kaçakçılarının meçhul bir sebeple meçhul bir emirle öldürülmesidir.
Kürtaj ise tamamen farklı sebeplerle ortaya çıkan bir sonuçtur.
Türkiye kültüründe babaların aile içinde aldığı pasif pozisyon göz önüne alındığında bu daha ziyade kadını ilgilendiren bir sorun olarak gelişmektedir.
Normal şartlar altında hiçbir insan bedenine yapılacak dışardan müdahaleye gönüllü bir şekilde izin vermez.
Ülkemizin ekonomik ve sosyal geri kalmışlığının bir neticesi olarak yaygın olduğu söylenen kürtaj hakkında neler söylenmedi ki?...
Hatta teşekkül etmemiş bir ceninden mektup eşliğinde duygu selleri de yaşatıldı beyaz ekranın arkasından…
Diyanet İşleri Başkanı tercihini başbakandan yana kullanıp 'evet, her kürtaj bir cinayettir'dedi.
Bazı din bilgiçlerimiz ise,öyle katletme ile ilgili ayetleri getirip buralarda kullandılar ki pes dedirttiler…
Sağlık Bakanı Recep Akdağ ise: Tecavüz çocuğuna devlet baksın' dedi.
Geçim derdini katlamış,bükmüş olanlar ise;rızık konusunda endişelenmeyin rahatımız yerinde;dediler.
Meydanlara inen halk ise:'beden benim bedenim sen karışma'dedi.
Hemen ortaya atılan bazıları ise;' beden senin değil ,'diye son noktayı koyuverdiler.
Bu arada Saadet Partisi 'kürtaj yetmez zina da yasaklansın' diye,yeni bir ilaveyle,dahiyane fikir ortaya attılar.
Kandırma, vaad veya fiziksel üstünlük ile ele geçirilen, tecavüze uğrayan bedenler kürtajla beraber zinanın gölgesinde silinip gitti.
Maalesef Kitapsız Müslümanlığımızın düşünme tarzı bunlar…
Burda bizi rahatsız eden husus;bizi yönetenlerin ve dini argümanlarla konuşanların toplum gerçeğine vakıf olmamaları ya da 'ben emrederim vatandaşım uyar' modunda düşünmeleri oldu.
Lüks semtlerinde lüks, evlerinde Çukuranbarlarında, Ankara günlerini geçiren siyasilerin topluma ve kitaba daha yakın olmalarını ümid ediyorduk.
Devlet İstatistik Kurumu her geçen yıl evlilik yaşının yukarıya çekilmesini araştırsın.
Genç nüfusun ne kadarının evli,ne kadarının bekar olduğu sayıya dökülsün,bunların sebepleri de …
İnsanların neden çocuk sahibi olmaktan ürktüklerini araştırsınlar…
İnsanların çocuk sahibi olma noktasında yaratıcı ile bir sorunlarının olup olmadığını ancak piyasaya güvenip güvenmediklerini araştırsınlar…
İnsanımızın özel zevki arasında 'kürtaj'diye bir madde olup olmadığına baksınlar…
Çalışma saatlerinin uzun olduğu ülkemizde insanların sevdikleri ile neleri paylaşıp paylaşamadıklarına baksınlar….18-35 yaş arası genç nüfusun hangi işyerlerinde ;iş üretmelerine rağmen,işi bizzat yürütenler olarak nasıl asgari ücretle çalıştıklarına Bakanlık yapsınlar.Vergi rekortmenlerinin, ihracat ve ithalat yapan büyük şirketlerin hangi ücret aralığında işçi istihdam ettiklerine Bakan olsunlar.
İslam dinini referans alıyorsanız şayet Kur'an dayatmacı bir kitap değildir.Temel oluşum ve yönetim mantığı ise;sen kötülüğe giden yolları kapat öyle ki insanlar buna ihtiyaç duymasınlar,,,Sen kötülüğü yeşertme ,sen iyiliği yeşert öyle ki her insan bu iyilikten nasibini alsın,insanların özel hallerini araştırıcı olma ancak onların saadeti ve mutluluğu için gereken bütün taşları döşe…'
Eğer sadece İslam dini değil bütün ilahi dinler ve insan aklının düşünme melekesini kullanan akil adamları ;evet ,piyasa bu şekliyle doğrudur,mubahtır,İlahi olana uygundur,derler ise o zaman buyurun kürtajı din ekseninde tartışmaya devam edin….