İkinci altı aylık çiğ süt fiyatında anlaşmak üzere geçenlerde Ulusal Süt Konseyi'nin Ankara'daki ofisinde sanayici ile üreticiler bir araya geldiler. Ocak ayında taraflar 1 lira 15 kuruş taban fiyatı konusunda anlaşmışlardı. Fiyat altı ayda bir yeniden revize edildiğinden 1 Temmuz'dan geçerli olmak üzere yeni fiyatın belirlenmesi gerekiyordu.

Sanayiciler ellerinde fazla miktarda ürün stokları bulunmasına karşın, iç talebin daraldığını dolayısıyla da çiğ süte olan gereksinimlerinin azaldığını ifade ediyorlar. Bu nedenle gelecek altı ay için taban fiyatın arttırılmaması hatta düşürülmesi gerektiğini söylüyorlar.

Üreticiler ise Mayıs ayında zaten 1 lira 2 kuruş olan süt maliyetini karşılayamadıklarını ve bu nedenle anlaşacakları bir meblağın 1 lira 15 kuruş üzerine konmasını talep ediyorlar.

Her zaman söylediğim ve yazdığım gibi çiğ süt de sorun aslında fiyatta değil, yüksek maliyette. Örneğin AB'de Nisan 2015 de 31.59 eurocent yani yaklaşık 93 kuruş olan çiğ süt ile yetiştirici 1 kilo 700 gram yem alırken, ülkemizdeki yetiştirici 1 lira 15 kuruş ile ancak 1 kilo yem alabiliyor.

Bu nedenle çiğ süt fiyatının belirlenmesinde üretim maliyetinin dikkate alınması ve maliyetin altındaki bir fiyatın belirlenmemesi ön koşul olmalı. Bu konuda dünyada standart olarak kabul edilen süt/yem paritesi dikkate alınmalı. Yani 1 litre sütle en az 1.5 kilo yem alınabilmeli.

Her şeye karşın çiğ süt fiyatı düşer ve üretici maliyetin altında ezilirse; 'kriz' olur. Şu anda karkas et fiyatları yüksek. Daha yeni 25 liraya çıktı. Kurban bayramının da yaklaştığı ve ülkede yüksek sayıda kurbanlık hayvana gereksinim olacağı düşünüldüğünde de Eylül-Ekim aylarına dikkat etmek gerekiyor.

Hayvan yetiştiricisi sütten para kazanamazsa ineklerini kasaba gönderir ve et olarak satar. O zaman ülkede hayvan varlığı azalır ve 'süt krizi' bir anda 'et krizine' döner. Bu da köyden kente göç olarak topluma geri döner ve ülkenin sosyoekonomik yapısı bozulur. Kırsaldan gelen çitçi kentte 'hazır yiyici' olurken, kentli süt, et ürünlerini çok daha pahalıya tüketir. Bu durumda ithalat lobisi ortaya çıkar ve 'ucuz süt ve et ürünleri için ithalattan başka çare yok' diye lobi yaparak kapıları açar. Bunun sonucunda Türkiye tüketicisi başka ülkelerin çiftçisinin cebini doldurur.

Gelecekte bu sorunların yaşanmaması için Türkiye tarımının kooperatifleşmesi gerekiyor. Aslında Türkiye bu anlamda önemli bir fırsatı da kaçırıyor. Bütün tarım ürünlerinde olduğu gibi çiğ süt destekleri de sütünü örgütler kanalıyla pazarlayan üreticiye verilmeli ve bunun için örgütsüz çiftçilere örgütlenmeleri için süre tanınmalı.

Tarımda kurtuluşun reçetesi olan bu tespitler, daha geçenlerde Tire'de yapılan süt sempozyumunun sonuç bildirgesinde de yer almıştı.