Sosyal Doku Vakfı kurucusu Nureddin Yıldız'ın çalışan kadınlara yönelttiği fuhuş suçlaması Akit gazetesinin manşetinde çıkmış. Yıldız, 'Kadın çalışınca 'Ümmet' neler kaybeder?' başlığı ile yayınlanan videoda çalışan kadınlar için inanılmaz hakaretlerde bulunmuş. Şaka gibi değil mi? İnsan bunları 21.yüzyılın sonlarına geliğimiz şu günlerde duyduğu ve okuduğu zaman tüyleri diken diken oluyor. Yıldız'ın belirttiğine göre, çalışan kadınlar erkekleri doyumsuz hale getiriyormuş ve ne ilginçtir ki bu hareketler 'ümmete' de zarar veriyormuş. Çalışan kadınlar için 'erkeği ile ilişkisinde kadınlığı arızalıdır' diyebilen bir kişinin zaten kadınların çalışmayı tercih etmeleri nedeniyle 'fuhuşa' hazırlık yapmış olduklarını düşünmesi kaçınılmaz.
'Her çalışan kadın, gözü doymamış erkek' demektir sözünün arkasında ise bir başka gerçek yatıyor sanki; evli olduğu halde çalıştığı için yorgunluğu ve vakit darlığı nedeniyle erkeği ile ilişki de bulunmayan kadının arızalı olması başına iş açıyor çünkü bu nedenle evin erkeğinin gözü açılıyor. Yılmaz'a göre,' kadın evinde erkeğini eksik bırakıyor, erkeği de iş yerinde bir başka kadına tasallu oluyor'. Bu tür inanışı benimseyen erkekler ise çalışan kadınların doğurmayan ya da az doğuran kadınlar olması nedeniyle de ümmetlerine zarar vereceklerini düşünüyorlar.
5 Aralık 1934 yılında Kadınlara Seçme ve Seçilme hakkını tam 80 yıl önce tanıyan Ata'mız acaba şu anda bizi duyuyor olsaydı, bu ümmete ne derdi bilemiyorum tabiki ama, ben artık söyleyecek bir söz bulamıyorum. Yaklaşık 20 yıldır çalışma hayatının içindeyim. Kendimi kanıtlamak için değil, sadece r bir birey olduğum için, bir vatandaş olduğumu hissettiğim için çalıştım. Her adımımı atarken çok çalışmak zorunda olduğumu biliyordum, başarısız olduğum zamanlarda bile koşmaya devam ettim. Sonunda amacıma ulaşıncaya kadar bir mücadele verdim. Amacıma ulaştığım zaman bile kendimi daha olgun ve bilgili hissederek örnek bir kişilik sergilemeye çalıştım çevremdeki kişilere karşı. Beni 'rol modeli' almaları beni onurlandırdı. Nureddin Yılmaz'ın bir çalışan kadın olarak şahsıma ve hem cinslerime söylemiş olduğu bu sözler bana acı verdi, beni incitti. Biz kadınlar Atatürk'ün bize emanet ederek gittiği 'laik, demokratik 'bir ülkede halen 'sofu' insanların bu ve benzeri konuşmalarını aslında sadece kınayarak değil, protestolar ederek karşılık vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Sessiz kalmak, kabul etmek anlamına gelir. Bu tür insanların düşüncelerini yıkmak için, eğer elimize 'kılıç alıp kavga etmek gerekiyorsa' ben şimdiden klıcımı kuşanmaya hazırım.
Çalışan kadınların aslında kendilerini yetiştirerek topluma çok daha olumlu mesajlar verdiklerini bu kişiler bilmiyorlar galiba? Kendi çocuklarını yetiştiren kadınların eğer eğitimli ve okumuş olmaları durumunda çok daha sağlıklı nesiller yaratılacağından haberdar değiller her halde. Erkeklerin egolarını tatmin etmeye yarayan bütün düşüncelere karşıyım. Halen bu düşüncelere inanan erkeklere karşı da daha agresif tutumlar sergilemek gerekiyor. Bu konuda bizleri asla yanlız bırakmayacak kişiler ise bu babaların, bu erkeklerin eşleri ve kızları aslında…
Atatürk'ün 1934 günü 191 milletvekilinin imzası ile kadınların milletvekili seçilme hakkının verilişi ile şu sözleri oldukça dikkat çekicidir: ' Bu karar Türk kadınına sosyal ve siyasal hayatta bütün milletlerin üstünde yer vermiştir. 'Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını' artık tarihlerde aramak lazım gelecektir. Türk kadını, evdeki medeni konumunu yetki ile işgal etmiş, iş hayatının her aşamasında başarılar göstermiştir. Siyasi hayatla, belediye seçimleriyle tecrübe kazanan Türk kadını bu sefer de milletvekili seçme ve seçilme suretiyle haklarının en büyüğünü elde etmiş bulunuyor. Medeni memleketlerin bir çoğunda, kadından esirgenen bu hak, bugün Türk kadınının elindedir ve onu yetki ve liyakatle kullanacaktır.' demiştir.
Tam 80 yıl geçmiş bu sözler söyleneli ama kadınlar ne parlamentoda, ne yerel yönetimlerde ve ne kurumların tepe yönetimlerinde arzu ettikleri yerlere gelemediler... Üstelik bu gelişmeyi sağlayacak 'potansiyel erkekler' de yukarıda bahsetmiş olduğumuz niyeti besliyorsa, vay halimize ne diyebilirim ki?!!!