Çiftçiden aldın… Halciye sattın.
Halci aldı… Kabzımala verdi.
Kabzımal aldı… Markete verdi.
Market aldı… Manava verdi.
Manav vatandaşa sattı.
Peki bütün bu zincirin sonunda vatandaş domatesi neden bu kadar pahalı alıyor?
İşte devletin artık her aşamada sorması gereken soru bu:
“Nereden buldun?”
Geçtiğimiz günlerde yaş sebze ve meyve piyasasına yönelik gerçekleştirilen operasyon, bu meselenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. 22 ilde 109 iş yeri ve ikamette arama yapıldı, 41 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturmada Hal Kayıt Sistemi, Çiftçi Kayıt Sistemi ve vergi kayıtlarının karşılaştırıldığı açıklandı. (Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı)
Ben buradan bir adım daha ileri gitmemiz gerektiğini düşünüyorum. Artık “Nereden buldun?” sistemi bütün gıda zincirine uygulanmalı. Çiftçi ürününü kime verdi? Kaç liraya verdi? Komisyoncu kaç liraya aldı? Kaç liraya sattı? Nakliye ne kadar? Halden hangi fiyata çıktı? Market kaç liraya aldı? Vatandaşa kaç liraya sattı? Bütün bunlar tek bir dijital sistem üzerinde kayıt altına alınmalı.
Bugün zaten Hal Kayıt Sistemi var. Fakat mesele yalnızca kayıt tutmak değil; üreticiden tüketiciye kadar bütün zinciri birbirine bağlamak ve kayıtların gerçek zamanlı olarak karşılaştırılmasını sağlamak. Çünkü artık vatandaşın elinde eskisi gibi bir imkân da kalmadı. Eskiden market market gezer, “Bu markette domates 5 lira daha ucuz, buradan alayım.” derdik. Şimdi bazen bir markette domates biraz daha ucuz oluyor, başka markette biber, başka markette başka bir ürün… Sonra bakıyorsunuz fiyatlar yine birbirine yaklaşıyor.
Vatandaşın da aklına şu soru geliyor:
Bu fiyatlar nasıl oluşuyor?
Birbirinden habersiz binlerce işletmenin aynı anda aynı fiyat hareketini yapması elbette her zaman suç anlamına gelmez. Ancak fiyatların anlaşmalı biçimde manipüle edildiğine dair somut delil varsa bunun üzerine devlet bütün gücüyle gitmelidir. Çünkü mesele artık sadece domates meselesi değildir. Mesele vatandaşın sofrasıdır Mesele emeklinin maaşıdır. Mesele asgari ücretlinin mutfağıdır. Mesele çocuğuna pazar alışverişi yapmaya çalışan annenin cüzdanıdır.
Ve burada çok önemli bir ayrım yapmalıyız:
Devlet üreticinin de hakkını korumalı, dürüst esnafın da hakkını korumalı, tüketicinin de hakkını korumalı. Bir kişinin veya bir şirketin haksız kazancının bedelini milyonlarca vatandaş ödememeli.
CEZA VAR AMA CAYDIRICILIK YOKSA SORUN ÇÖZÜLMEZ
Bugün sadece para cezası keserek bu meseleyi çözemeyiz. Çünkü ceza işletmenin maliyetine yazılır, işletme de ertesi gün fiyatına yansıtırsa, sonunda o cezayı yine vatandaş öder. Bu nedenle yeni bir hal ve gıda ticareti düzenlemesinde ağır, caydırıcı ve kişisel sorumluluk doğuran yaptırımlar tartışılmalıdır. Kasıtlı ve örgütlü biçimde fiyat manipülasyonu, sahte belge, yanıltıcı kayıt veya tüketiciyi sistematik biçimde zarara uğratma gibi ağır fiiller için mevcut yaptırımların yeterliliği TBMM tarafından yeniden değerlendirilmelidir.
Benim düşüncem şudur:
Para cezasının yanında, ağır ve kasıtlı ihlaller için hapis cezası da gündeme gelmelidir. Tekrarında ise işletmenin ruhsatının iptaline kadar giden, sektörden men dahil çok daha ağır yaptırımlar tartışılmalıdır.
Çünkü insan şunu bilmelidir:
“Bu işi yaparsam sadece para ödemem; özgürlüğümü de kaybedebilirim.”
Caydırıcılık ancak böyle sağlanabilir.





