Zengin petrol yatakları ve maden kaynaklarıyla doluydu Somali.
Verimli toprakları ve tarım arazileriyle komşularınca kıskanılır, emperyalist devletlerin iştahını kabartırdı.
Hayvancılık yapılan geniş alanları,
Bin bir çeşit balığın bolca yaşadığı denizleri vardı.
Basra körfezinden geçen geniş petrol kaynaklarının kontrol edilebileceği stratejik bir coğrafya üzerine oturmuştu ülke.
19.yüzyıldan itibaren başta İngiltere, Almanya, İtalya ve Portekiz'in sömürge ve hakimiyet sahası halinde kalmış olmasına rağmen açlıkla hiç yüz yüze kalmamış, kendi yiyeceğini üretebilen, sömürülmesine rağmen ürettikleri kendine yetebilen bir ülkeydi.
Uzun yıllar İtalyan işgali altında yaşadı güzelim ülke.
1960 yılında da bağımsızlığını kazandı.
Başta ABD ve Sovyet Emperyalizmi bu geçiş güzergahını ellerinde tutmak için rekabet halindeydi.
Önce Sovyetlerin yanında yer aldı Somali yönetimleri.
Sonrasın da da Amerika'nın.
1980'lerde İMF ve Dünya Bankasının kucağına oturdu yöneticiler.
Onların reçeteleriyle yönettiler ekonomilerini.
Uygulanan ekonomi programları sonucunda yavaş yavaş tarım bitti, dışa bağımlılık her alanda kendini göstermeye başladı.
Başta tahıl olmak üzere tüm ürünler ithal edilmeye başlandı, hayvancılık çöktü.
Denizlerindeki balığı bile yabancı balıkçı gemileri kaçak avlarken, Somalili mezhep ve kabile savaşları içerisinde birbirlerini tüm dünyanın gözü önünde avladı durdu.
1991 yılında bu kavgalar doruğa çıktı.
Hükümet Amerika'nın uluslararası çalışan petrol şirketlerine önemli petrol ayrıcalıkları verdi.
Ancak ABD'nin tüm desteğine rağmen Amerikancı hükümet iktidarda tutunamadı.
Ülkenin Kuzey ve Güneyindeki aşiretler topluca ayaklanarak ABD yanlısı Muhamed Barre yönetimini devirdiler.
Ardından aynı yönetimin başa geçmesi için ABD destekli bir karşı devrim çabasının ardından Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerleri Somali topraklarına girdi.
Kuzey bölgesi ' Somaliland' adıyla bağımsızlığını ilan etti.
Böylece iç savaş ateşi iyiden iyiye her yanı sardı.
Üç ayrı özerk bölge daha ortaya çıkınca ülke artık iyice merkezi yönetimsiz kaldı.
Somali bölündükçe ölümler, açlık ve sefalette artıkça arttı.
En iyi tarım alanları bürokratların, parası ve silahlı gücü fazla olanların eline geçti.
Halk topraksız, ülke üretimsiz kaldı.
Elindeki toprağı, denizlerindeki balığını, petrolünü ve madenini korumaktan aciz halk, elindeki silahıyla vatanını savunmak yerine korsanlık yapmaya başladı.
Ülkedeki iç savaş 2006 yılında El Kaide örgütü desteğindeki Şebab örgütünün yoğun saldırısıyla daha da büyüdü.
Başkent Mogadişu dahil güneydeki bir çok kent Şebab'ın denetimine geçti.
Ardından ABD kontrolündeki Birleşmiş Milletler orduları istikrarı sağlama ve iç savaşı önleme gerekçesiyle ikinci kez Somali topraklarına girdi ve bir daha da çıkmadı.
Şimdi ülkenin büyük bir bölümünde yaşayan halk açlık ve sefalet içerisinde.
Yağmurda inadına hiç yağmıyor.
Kuraklık cayır cayır yakıyor dört bir yanı.
Biraz yağsa belki doğa yeniden bereketlenecek.
Ama inanın Somali gerçek bir bağımsızlığa,
Halktan yana bir yönetime,
Sahte olmayan bir demokrasiye kavuşmadıkça;
Emperyalistleri, onların uşağı din bezirganlarını ülkesinden kovup atmadıkça:
Tüm dünya vatandaşları yardım kampanyaları açsa da;
Türkiye tüm olanaklarını Somali'ye aktarsa da;
Ajda Pekkan ve AKP hükümeti her ay başı Somali'yi ziyaret etse de;
İstanbul'da her hafta toplantılar düzenlense de;
Muhafazakarlar Somali'nin neden aç kaldığını bizlere çarpıtarak anlatsa da;
SOMALİ'DE AÇLIK HİÇ BİTMEYECEK.
Çünkü: Emperyalizm boğazına yapıştığı her ülke halkını yere serinceye kadar sömürür ve işte böyle aç bırakır.