Hayatın bir varmış bir yokmuş olduğunu anlamaya başladığım yaşlara geldim, belki de bu nedenle yazılarımda çeşitli öğütlerde bulunarak, yaşamı 'yakalamanın' ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya çalışırım.
Geçtiğimiz hafta Konak Rotary Kulübü'nün düzenlediği 'Toplum Liderleri Geliyor' projesi kapsamında Liman Psikoloji Atölyesi sahibi psikolog 'Şenel Karaman' ile birlikteydim. Kendisini dinlediğim bir saat içerinde yaşamımı sorguladım ve yaptığım her eylem için 10 üzerinden kendime puan verdim. Tek tek sıraladım hayat reçetemi… bazen paniğe kapıldım, bazen ise kendimi alkışladım. Farkında olmadan neler yapmış olduklarımı bir gözden geçirdim kendi hayatımın film şeridinden….
Konferansın ana teması: 'Kondisyonunuz nasıl?' sorusuna yanıt aramaktı. Şenel Bey, hayatımızın döngüsünü 4 bölüme ayırmıştı.'Beden, Başarı/kariyer,İlişkilerimiz ve Gelecek/fantezi/sezgi'.. ilk önce bu çemberi gördüğümde ne yapacağımızı bilemedik tüm izleyenler. Başladık bütün salondakiler kendimize puan vermeye 100 üzerinde… Bedenime %10, Başarılarıma %55, ilişkilerime %15 ve Geleceğime %20 puan verdiğimi gördüğümde, neden hayatımda bazı ilişkilerimin iyi gitmediğimi birden anladım. Düşünebiliyor musunuz, bizi ölünceye kadar taşıyacak olan bedenimize %10 yatırım yapıyordum. Yani, sporuma belki biraz özen gösteriyordum ama ne beslenmeme ne de sağlık ile ilgili sorunlarıma önem veriyordum. Beni, en çok derinden etkileyen ise ilişkilerime verdiğim puan oldu. Bedenimiz nasıl bizi bir ömür boyu taşıyorsa, ilişkilerimizde bir ömür boyu bizi besliyordu. Onlar olmadan yaşamın zaten anlamı da yoktu. Çevrenizdeki insanların, sevgilerinin eksikliğini hiç hissettiniz mi bilmiyorum ama ben geçtiğimiz yıl için de dört buçuk ay Amerika'da kaldığım zaman içerisinde, beni besleyen damarımın çevremdeki dostlarım ve ailem olduğunu fark ettiğimde, hiç düşünmeden geri dönmüştüm Türkiye'ye… Bu düşünce içinde yaşayan birisi olarak ilişkilerime %15 vermek, beni derinden etkilemişti. İşin ilginç tarafı yaşamımdaki tercihimi sadece ve sadece 'basarı- odaklı' bir yasama endekslemek ise belki de benim en büyük kayıplarımdan biriydi.
Bunları düşünürken, Şenel Bey'in toplantı salonundaki sesi daha etkileyici çıkmaya başladı. Bizi soru yağmuruna tutmaya niyeti vardı, sorularını araka arkaya sıraladı tekrardan. Yaşamınız da neleri ihmal ediyorsunuz, neleri desteklemeniz gerekir? Hayatın keyfini yaşamak aslında insanoğlunun kendi elindeydi. Yani Duracell pilindeki şirin ayının mutlu bir şekilde koşmasını sağlayan 'enerji'yi aslında ne ve kim sağlıyordu? Şenel Bey, yaşam döngümüzü 12 eşit kategoriye ayırmıştı.
İlk beş sırada;'uyku, beslenme, spor, hobi ve aile ilişkileri' vardı. Bunun sırası bu şekilde mi, değiştirebilir miyiz diye sorabilirsiniz? Bende hemen size zevkle HAYIR yanıtını verebilirim. Çünkü yaşamımızda ihmal ettiğimiz en önemli ihtiyacımızın ve denge unsurumuzun 'uyku' olduğunu tahmin eder miydiniz? Uykusuz bir gece sonunda genellikle bütün insanlar bir gün sonra sanki 'sarhoş' gibi olurlar. İçmeden sarhoş gibi… Yani dengemizin bozulması an meselesidir, uyku durumumuzu düzeltmediğimiz zamanlarda, bu hep böyle devam eder. Gençler şimdi nasıl yaşıyorlar düşünün. Gece geç saatlerde yatıyorlar, günün ortasında kalkıyorlar ve sonrada günün güzel geçmesini ümit ediyorlar. Gecenin ve gündüzün karıştığı bir yeni yaşam nasıl güzel olacak ise buna bakıyorlar umutla… Ya beslenme şeklimiz, yıllar boyunca kadınlar ve erkekler 'rejim yapmak' zorunda kaldıkları için yaşamları için gerekli olan her tür gerekli mineralleri ve vitaminleri alamıyorlar. 50 yaşına geldiklerinde vücutlarında ' demir eksikliği' ile ilgili bir sorunla karşılaştıklarında, bunun neden ileri geldiğini bir türlü de anlayamıyorlar ve geçmişi telafi etmeye çalışıyorlar.
Spor ve hobi belki dengeli bir hayatın en belirgin ipuçlarını veriyor bize.. Ama ne spor yapıyoruz nede bir hobimiz var. Halbuki, spor ve hobi insanlar için yeni bir başlangıcının müjdecisi, çünkü yaşama farklı bir pencereden bakabilmeyi öğretiyor bize.
'Aile ilişkileri ve sosyal çevre', insanı besleyen doğanın mucizesi. Yapılan araştırmalar göstermiş ki, aile ilişkisi yüksek olan bireylerin hayat başarıları da daha yüksek oluyormuş diğer insanlara göre… Yaşam başarısızlığınızda sosyal çevrenin önemini kavradığınızda, daha çok kişi ile tanışmak, belki de kalplere dokunmak yararlı olabiliyor.
Kişisel gelişim ve mesleki gelişim belki Türk halkının en son düşündüğü ve ihmal ettiği bir konu. Ben her zaman öncelikle kişinin kendisini iyi hissetmesi gerektiğine inanan bir kişiyim. Çünkü eğer siz iyi olmazsanız,kendinizi mutlu hissetmezseniz, sağlıklı olmazsanız; çevrenizdeki kişilere ne sevginizi nede desteğinizi verebilirsiniz. Bu, siz sevmedikçe kimsenin de birilerini sevmeyeceği anlamına gelir ki, ciddi bir sorundur sosyal yaşamda.. Kendimize yatırım yaparken her zaman 'tutumlu' olmuşuzdur.Ne kadar önemlidir kişinin mesleğine yaptığı zenginlik aslında. Yaşamdan zevk almak istiyorsanız 'kişisel motivasyon'unuzu artırmak bu aşamada yararlı olmaktadır.
Kişi kendi mesleğinde 'bilge' olunca, yaşamdan 'keyf' alması kaçınılmazdır. Keyf almak, istenen bir meziyettir. Yaşamın tadı, belki de tuzu-biberidir. Duracell'deki şirin ayıcığın koşması ve mutlu yüz ifadesini hatırlayın? Hayatın bir 'şölen' olduğunu ve her an zevkle geçirmek gerektiğini keşfetmek gerekiyor. Hayat pınarımızda, geçen hoş bir seda gibi, zaman elimizden hızla uçup gidiyor. Bazen küllerini sağ tarafa, bazen de sol tarafa gönderiyor. Hangisinin doğru yön olduğunu bir bilen yok… Sadece bilenler,yaşamın tadını çıkarabiliyorlar. Çevremizdeki kişilere bakmak yeterli aslında, kendi iç dünyamıza bakmadan önce… Tılsım her an parlıyor iç denizimizde… Fener her an aydınlatıyor yol ayrımında.. Hayallerimiz ve hedeflerimiz nasıl bizleri mutlu etmeye ve koşmaya davet ederse, sevgi ile yaşama açılan bir kapıdan girmekte bir o kadar zordur ama denemeye değmez mi sizce? Şenel Bey'in bizlere anlattığı küçük daire içindeki oranlar ile küçük pencereler acımasız bu yaşamın bizlere küçük hediyeleridir. Bunu fark eden ve bir an önce çarkın kendi lehine döndüren çok az sayıda kişi bulunmaktadır.
İhmalkar olmadığınız, yaşamı her daim desteklediğiniz 'gönül penceresinden' bakmanızı tavsiye ediyorum aslında sizlere. Bu iç duvar ise, bazen sert ve sağlam bazen kolay yıkılabilen olabilir. Bunun nedeni, duvarın ustası ile ilgilidir. Ki, duvarın ustası, bir 'sevgi işçisi'dir.
Bir haftalık plan yaparak, yaşam kurgunuzu ve senaryonuzu başlatın. Ama unutmayın bu filmde, Don kişot'ta sizsiniz, Sanço Panço'da….. Yaşam mücadelesi ise yaşamın ta kendisi yani savunmaya geçilen 'yel değirmenleri'. Yaşama nereden bakmak isterseniz, buna siz karar verin..