Geçmişte çok büyük çoğunluk diktatörlük ile yönetilmişti. On ikinci yüzyılda İngiltere'de yaşayan toplum, kralın keyfi vergi koyması üzerine ayaklanmış, bunun üzerine bu günün meclisine benzer bir meclis kurularak vergi koymayı ve daha sonra bu vergilerin nerede kullanılacağını belirler olmuştur. Kralın sonsuz yetkilerine budama başlamıştı. Bu gelişme Avrupa ülkelerine yavaş yavaş sirayet etti. İlk önemli örnek A.B.D nin bağımsızlığa kavuşmasında ortaya çıktı. A.B.D kurucuları İngiltere'de yayınlanmış Manga Carta'nın ötesinde bir anayasa yaparak kuvvetler ayrılığını ortaya koydular. O ülkedeki bu değişim iki asır sonra Osmanlı İmparatorluğuna geldi. Padişahın yetkileri önemli ölçüde budanmış oldu. Yirminci yüzyılın başlarında Avrupa ülkeleri İngiltere ve Fransa hariç hemen hemen hepsi diktatörlükle yönetiliyordu Almanya, İtalya, Portekiz, Rusya, Bulgaristan, İspanya bunlardan başlıcaları idi.
Yukarıda ifade ettiğim ülkelerden sadece Rusya'da haricinde hepsinde seçimle gelen meclisler vardı. Eksik olan, toplumların büyük bir kısmının otoriter bir yönetimi istemesi ve meclis içerisinden çıkan hükümet başkanlarının etrafını dalkavukların sarması olarak görülebilir. Siyaset dünyasından gelip de diktatör olan çok kişiye rastlamak mümkündür.
Bu günlerde tartışılan konulardan biri,AK Partinin bu tutumu ile Recep Tayyip Erdoğan'ın diktatör olma yoluna girdiğidir. Evet eğer AK Partinin yöneticileri ve seçilmiş milletvekilleri sadece liderlerinin ağzına bakıp fikir üretmez dalkavukluk yaparlarsa bir müddet sonra Başbakan ENE sine yenik düşerek her söylediğinin, her düşündüğünün doğru olduğuna inanmaya başlayabilir bu da bir tür diktatörlük rejimini davet eder.
Gördüğüm kadar toplumun küçük bir kesiminde böyle bir endişe gelişmiş durumda. Sayın Erdoğan mahalli idarenin işi olan Taksim deki ağaçlar ve de Gezi Parkı'ndaki düzenlemesinin nasıl olacağına karar verme durumuna sokulmuştur. Oranın düzenlenmesi İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin vereceği kararlar çerçevesinde olmalı idi. Sayın Topbaş. Olayların başlangıcında toplumu aydınlatacak bilgileri vererek, oradaki düzenlemeleri Meclis kararı ile yapıldığını eğer bir yanlışlık varsa düzeltilebileceğini açıklayarak, konunun merkezi idarenin konusu olmaktan çıkarmalı idi. İstanbul'un parkını, bahçesinin nasıl olacağını İstanbul'da yaşayanlar karar verir. Güzel bir karar almış sayın Topbaş, yapacağımız en küçük bir değişikliği dahi o civarda yaşayanlara soracağız diye açıkladı. Atalarımız ne demiş, bir musibet bin nasihatten iyidir.
Sonuç olarak bu ay içinde ülke olarak çok şey kaybettik hepimiz olaylardan ders almışızdır.