Bir süredir ara vermiştim yazılarıma özel nedenlerimden dolayı. Bu ayrılık için ilgili herkesten af diliyorum öncelikle. Zaman zaman gündemin yarattığı heyecanla bir şeyler kaleme almaya her niyetlendiğimde gündem o kadar hızlı değişti ki yazacaklarım bir gün sonraya kalınca güncelliğini yitirdi adeta. Ancak Dersim tartışmalarının ardından en son Maraş'ta yaşananlar, ülkemizdeki kimi yaraların kabuk bile bağlamadan oluk oluk kanadığını gözler önüne serdi.
Osmanlı'nın onca katliamlarına adeta soykırım çabalarına rağmen varlıklarını ve yaşam biçimlerini günümüze taşıyan Alevi toplumu şimdide şekil değiştirmiş farklı bir asimilasyon süreciyle karşı karşıya.
Geçenlerde bir panelde konuşmacıydım. Dersimle ilgili düşüncelerimi paylaştım. Sonuçta Hilafetin kaldırılmasının Laikliğin ve Cumhuriyet Rejiminin Aleviler'in varlıklarının devamı için 'kimi yaşanan acılara rağmen' tek çıkar yol olduğunu, bu nedenle laik Cumhuriyet'e ve Atatürk' e Alevi toplumunun sahip çıktığını anlatmaya çalıştım. Cumhuriyet dönemindeki Alevilere karşı gerçekleşen saldırı ve katliamların, yaşanan acıların çoğunun ise Osmanlı geleneğinden gelen, bilinçaltında şeriat ve hilafet özlemi duyan kesimlerle, bu rengarenk mozaik yapıdaki Anadolu coğrafyasını teklileştirme hayalindeki şoven kafaların aymazlıkları nedeniyle günümüze taşındığı şeklindeki düşüncelerimi belirttim. Altını çizdiğim sonuç ise laik ve demokratik Cumhuriyet'e karşı asıl tehdidin aslında Alevileri de tehdit eden gerici unsurlar olduğuydu.
Alevi açılımıyla gündem yaratmaya çalışan AKP Hükümeti nin samimiyetsizliği ve aslında art niyetli algılanabilecek tutumu o kadar çelişkilerle doluydu ki bu nedenle baştan kabul görmemişti. Devlet politikası olarak Osmanlı geleneğinden gelen süreç hiç değişmemiş sanki. Dersim için sözüm ona özür dileyen Başbakan'a rağmen Maraş'ta anmalara bile tahammül edilemedi. Alevilerin katlini vacip sayan Ebu Suud'u öven, Alevi Dedelerine maaş bağlama manevrası kabul görmeyen ancak arkasından binlerce eğitimleri tartışmalı Molla adı altında ne olduğu aslında çok belli kesimlere devlette kadrolar açmaya çalışan , 'Madımak Şehitleri' ile katillerinin adını aynı yere yazan, Cemevleri'ni ve Cem İbadetini yok sayan , Menemen de Devrim Şehidi Kubilay'ı anmalarda adını bile duyamadığımız , zorunlu din dersleri dayatmasını her dediği adeta emir kabul edilen AB ne rağmen devam ettiren…v.s. v.s zihniyetten Maraş'ta katliamdan 33 yıl sonra bile pek fazla bir şey eksilmediğini gördük..
NTV Tarih Dergisi son sayısında Dersim'i anlatmış; ben tamamını okurken çok zorlandım gözlerim dolmadı, kanım dondu. Bu hafta sonu kitap bakarken Dersim'le ilgili kitaplara gözüm ilişti ; şöyle bir göz gezdirmek bile yürekleri kanatmaya yetiyor.
Keşke biraz okuyan bir toplum olsak.
Okusak ta bilsek, sağduyulu olsak, kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilsek, ayrımcılığa karşı hep birlikte mücadele edebilsek, eşit yurttaşlık hakkının farkında olsak ve birazcık ta olsa özümseyebilsek…
Tehlikenin ve hangi cenahtan nasıl geldiğini işte o zaman biraz daha iyi anlarız.