Rüyamda gördüm, inanırım!
Karşımda. Gök mavisi bir smokin giymiş.
Ağır ağır merdivenleri tırmanıp sahneye çıkıyor.’¶
’“Vurma ve Kaçırılmanın Ülküsel Şifresi’” adlı ilk kitabı ile dünyanın en büyük ve en önemli edebiyat ödülünü kazanmış.
5 paralık çeki alıp, ’“Bu paranın tümünü babası öldürülen çocuklara armağan ediyorum. Güle oynaya harcasınlar’” diyor.
Bir alkış, bir alkış, yıkılıyor salon.
Leylek yuvası saçlı sarışın hanımlar bir ağızdan başlıyorlar bağırmaya: ’“Ne gönlü zengin adam, bravo, bravooooooo!’”
Türkiye’’nin önlenemez biçimde sürekli ileri gidenleri etrafını sarmışlar, göbek atıp, kurtlarını döküyorlar. Tam bu sırada az ilerimizdeki bir adam, elini pantolonunun cebine sokup bir kalaşnikof çıkarıyor ve tavana doğru ateş ediyor. İşte budur... Memleket havası dediğin böyle olur.
Göbek atanları yara yara yanına yaklaşıp, ’“Sen günde beş öğün tespih çeker misin’” diyorum. ’“Tespih değilim, Mesihim, Mesih’” diye avaz avaz bağırıyor.
Asabi adam, n’’olacak! Hızla yanımdan uzaklaşıyor.
Çok kalabalık. Onu yakından görebilmek için millet birbirini eziyor. Deli midirler ne?’“Bizden uzak olsun, çoooooooooooooooooook uzak bir yerlere direk olsun’” diye düşünürken yine göz göze geliyoruz. Kadının biri ile sohbeti koyultmuş.
Kimdi yaaa bu kadın?Adı dilimin ucunda...
Hani şu her akşam ekranda konuklarına abuk sabuk sorular soran, cahillikte ipi en önde göğüsleyenlerden...
Car car, her konuda konuşur. Neyse, adını unuttum.
Kulak kabartıyorum. Yarınki basın toplantısına kimse katılmasa bile o mutlaka gelip izleyecekmiş. Akşamına da kendi programına çağıracakmış. Kaçırır mıymış böyle bir reyting patlamasını....
El sıkıştılar, yanaktan öpüşürlerken, bir anda kafasına bir şemsiye iniyor.
O da ne?Kadının biri resmen saldırıyor.
Gizli aşkı galiba... İyi de ne zaman fırsat buldu da sevgili edindi?Hayret ki ne hayret!
Kadının alnının üstünde siyah bir bant var, başı kapalı.
Ortaokulda öğretmenim olan rahibelere benziyor. Onlar da aynen bu kadın gibi giyinirlerdi. Son yıllarda sokaklarda da sık sık rastlıyorum alınların hemen üstüne bant takıp kafasını bu şekilde kapatanlara.
Dolayısıyla anlayamıyorum, saldıran bizim mahalleden mi yoksa yabancı mı?
O da benim gibi anlayamamış ki ’“Sorry, sicusa, özür, özür’” diye bağırıyor.
Nafile... Bir güzel yedi dayağı Türkiye’’nin gurur kaynağı!
Canım sıkılıyor dememe kalmadan...
Allaaaaah Allahhhh! Bu nasıl bir gürültü, patırdı...
Ziller, davullar çalıyor. Rengarenk dumanların arasından biri çıkıveriyor.
Üzerinde pembe bir slip, pullu bir şal, yumurta topuk ayakkabılar ve beyaz çorap. Neredeyse çıplak. Kafasında da kocaman bir ampul.
’“Beyaz atınız nerede Prens’” diye soruyorum hemen.
’“Arabistan çöllerinde koşuşturuyor. Siz kafanıza ampulden başka bir şey takmayın hanımefendi.’”
Sahi, niçin benim kafamda ampul yok?Benim neyim fazla?
Aman boşver; damga pulu var, posta pulu var... Bu terbiyesiz vajinal pulun başımın üstünde olmaması çok daha isabetli.
Küüüüüüüt.... Bir resim sergisine düştüm. Açılış kokteyli.
Herkesin elinde bir şerbet bardağı, habire mantı atıştırıyorlar.
Lak, laaaak, laaaaaaakkk...
Kahhh, kahhhhhhh, kiiihhh, kiiihhhhhhhhhhh...
Duvarlardaki yağlıboya resimlere bakıyorum.
Üfff, rakama bak. 150 milyon katrilyon lira! ’“Hapishaneden kuş uçurma’”!
Tarihi gerçekçilik akımından etkilenmiş ressam dede. İsmi fiyakalı, ama resim Allahlık Ali Bey.
Bir diğerine yürüyorum. Oradan bir diğerine. Bu sefer anadan üryanların resmi geçidindeyiz. Ailenin yatak işlerinden sorumlu yetkilileri görmesin, valla paralarlar.
Neyse... Buradan ilan ediyorum işte. Bunlar resimse ben de Sharon Stone’’um!
Tam o sırada, ressamın sağ ceket kolundan sarkan bir etiket gözüme ilişiyor. Millete çaktırmadan okuyorum: ’“Yerli malı yurdun malı, kimse beni yargılamamalı!’”
Gencecik bir oğlan kulağıma eğiliyor, ’“İnsan bu kadar kötü resim yaptığı için yargılanmaz ki... Kafayı mı yemiş bu?’” deyip gidiyor.
’“Oğlum, asıl sen mi kafayı çiziktirdin?diye arkasından bağırmaya çalışıyorum...
Iıııııııhhh... Nafile. Nutkum tutulmuş.
Bu topraklarda, hep beraber, horul horul uyutulmaya çalışılıyoruz ya...
’“Rüyamda gördüm, inanırım’” demiştim size.
Sürekli yinelenen bu karabasandan uyanana kadar daha neler göreceğiz neler... 55 yıldızlı otellerde uluslararası maydanozlu köfteler!
UNUT(TUR)MAYALIM: Üçü de d(elikanlılar) tarafından katledildi: Üç yıl önce bugün Hrant Dink’’i, 24 Ocak 1993’’te Uğur Mumcu’’yu ve 1 Şubat 1979’’da yitirdiğimiz Abdi İpekçi’’yi sevgi ve saygıyla anıyorum.