Katıksız İzmir'li Dario Moreno'yu 1 Aralık 1968'de kaybettik. Bu yazı onun eşiz anısına atfen yazılmıştır.
Kentler, içinde barındırdıkları ve o kente aidiyet duygusunu güçlendiren simge ve sembol mekanlarla var olurlar. Bu mekanlar, kente ait tarihsel hafızanın sürekli canlı kalmasını sağlayıp bunu geleceğe taşırlar. Paris için Eiffel Kulesi ya da Pisa kenti için Pisa Kulesi, New-York için Özgürlük Anıtı ya da Atina için Akropol ne anlam ifade ediyorsa İzmir için de Saat Kulesi ve Asansör aynı anlamları çağrıştırır. 105 yıldan bu yana Karataş'ı Halil Rıfat Paşa'ya bağlayan Asansör, sadece 19. yüzyılın sonunda üretilmiş bir teknolojik yeniliğin kentsel yaşamı kolaylaştırabilmek amacıyla İzmir'de uygulama alanına konulduğu bir yer değil, aynı zamanda İzmir'in çok kültürlü yaşam olanaklarını içinde barındıran ve geleceğe taşıyan bir İzmir nostaljisidir. Asansör, son yarım yüzyılda çarpık kentleşmenin yoğun bir şekilde hissedildiği kentlerin tarihsel ve kültürel dokularının imar rantlarıyla yıpratıldığı bir süreçte yüzyıllık birikimiyle ayakta durmaya devam ediyor. Gerçekten de Asansör, İzmir'in kurulduğu ilk günlerden itibaren kentsel kimliğinin önemli bir taşıyıcı öğesi olarak öne çıkardığı farklı kültürlerin bir arada barış içinde yaşadığı hoşgörü kenti yaklaşımını en güzel bir şekilde vurgulayan yapıtlardan birisidir. Çünkü Asansör'ün kuruluş öyküsü bu vurguyu güçlendirir. Asansör, İspanya'daki Engizisyon baskısından kaçarak Osmanlı Devle-ti'ne gelen Musevilerin 18. yüzyıl başında İzmir'in sahil hattının imara açılmasıyla birlikte Agora, İkiçeşmelik ve Namazgah civarından deniz kıyısına doğru taşınmalarıyla birlikte bugünkü Karataş semti civarında geliştirdikleri kültürel ve sosyal yaşam kodlarının bir ürünüdür.
1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi Bayraklıoğlu tarafından İtalya ve Fransa'dan getirilen mühendislere yaptırılan Asansör binası, 56 metre yüksekliğindeki kulesi ve bir zamanlar taş ocağı olarak kullanılan arkasındaki kayalık alana yerleşmiş bulunan sosyal tesisleriyle İzmir'in simge mekanlarından birisi olmuştur. Asansörle bütünleşen Mithat Paşa caddesindeki Dario Moreno Sokağı'ndan girişi olan yapı 1907'de Halil Rıfat Paşa böl-gesindeki arsaların değerlenmesi üzerine burada oluşan topografik bariyeri aşmak amacıyla inşa edilmişti. Asansör inşa edilmeden önce şimdiki Mithat Paşa caddesiyle Halil Rıfat Paşa caddesi arasında kalan bölgeye ulaşım 155 basamaklı dik bir merdiven aracılığıyla sağlanıyordu. Deniz seviyesinden yüksekliği yaklaşık 58 metre olan Halil Rıfat Paşa semtine Mithat Paşa caddesi üzerinden ulaşmak isteyen insanlar bu 155 basamaklı merdiveni kullanmak zorunda kalıyorlardı.

Kulesi üç kattan oluşan Asansör'ün 1. Dünya Savaşı yıllarında alt katı kumarhane, orta katı fotoğrafhane, üst katı da sinema olarak kullanılmıştı. Başlangıçta su gücüyle çalışan ve Karataş Yahudi Hastanesi'nin başlıca gelir kaynaklarından birisini oluşturan Asansör, zaman içinde çeşitli kişilere kiraya verildi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise Asansör binası o dönemin oldukça popüler cemiyetlerinden birisi olan Gençlerbirliği Cemiyeti'nin lokali olarak kullanıldı ve Asansör'ün sinema bölümü olarak kullanılan katında yapılan tadilatla aynı yer tiyatro salonu olarak da kullanıldı. 1907 yılında inşa edildikten sonra hidrolik bir mekanizmayla yani su ile çalışan Asansör, 1985 yılında İzmir Belediyesi tarafından elektrikle çalışır hale getirilmiştir.
Asansör, 1942 yılında İzmirli ünlü tüccar Şerif Remzi Reyent tarafından satın alındı. Bu el değiştirmenin ardında yatan önemli nedenlerden birisi büyük bir olasılıkla 1940'lı yıllarda Türkiye tarafından uygulamaya konulan savaş ekonomisiydi. Zira anılan yıl yani 1942'de Varlık Vergisi çıkarılmış ve özellikle Museviler bu vergiye tabi tutulmuşlardı. Asansör'ün bu anlamda 1942 yılında Şerif Remzi Reyent tarafından satın alınarak işletilmeye devam edilmesi bir rastlantı olmasa gerek. İzmir Musevi cemaatinin ısrarlarıyla uzunca bir dönem semt sakinlerinden Joseph Polompo tarafından işletilen Asansör, bir süre sonra metruk hale gelmişti. Şerif Remzi Reyent'in varislerinden Ayla Ökmen tarafından 1977'de rahmetli İhsan Alyanak'ın belediye başkanlığı döneminde İzmir Belediyesi'ne devriyle ilgili ilk protokollerin gerçekleştirildiği Asansör binası, 1983 yılında satılmamak ve devredilmemek koşuluyla Cahit Günay'ın Belediye başkanlığı döneminde İzmir Belediyesi'ne bağışlandı. Yüksel Çakmur'un belediye başkanlığı döneminde İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından bir kültür sanat merkezi haline getirilmesi için projelendirilen yapının restorasyon çalışmaları merhum Ahmet Piriştina'nın genel müdürlüğü döneminde Tansaş tarafından gerçekleştirildi. Şimdilerde İzmir Büyükşehir Belediyesi, Asansör'ün tarihsel ve kültürel dokusuna sadık kalarak Grand Plaza Şirketi aracılığıyla binayı yeniden İzmirlilerin hizmetine sunmuş durumda…

Asansör aynı zamanda, fırınlanmış kıymalı domates dolmalarının, kuru fasulye ile pişirilen kıymalı yaprak sarmalarının, bademle kavrulmuş pirinçle pişirilen ziyafet pilavlarının kokularının birbirine karıştığı; sabahları sıcak boyozların dar sokakları sarmaladığı, Seferad mutfağının en zengin ve mütecanis örneklerinin hoşgörü ortamı içerisinde paylaşıldığı ortak bir kültürel mekandır.



Başta da belirtmiş olduğum gibi Asansör, sadece tuğla duvar dolgulu çelik konst-rüksiyondan oluşmuş masif bir gövdeden ibaret bir bina değildir; Asansör bu kentin napoliten şarkılarla bütün dünyaya mal olmuş Dario Moreno'nun evidir. O Dario Moreno ki;
'İzmir, tatlı ve sevgili şehrim
Bir gün senden uzakta ölürsem
Beni sana getirsinler,
Fakat mezarıma götürürken, 'öldü' demesinler,
'Uyuyor…' desinler koynunda…
Tatlı İzmir'im…'
Diyecek kadar bir İzmir sevdalısıydı.