Hedef, terörün tasfiyesi. Yöntem, teröristle pazarlık yaparak teröristlerin sınır dışına çıkarılması. Dile kolay. Türkiye Cumhuriyeti Devleti 30 Yıldır terörle mücadele ediyor. Binlerce askerimiz şehit. Polis, öğretmen, sağlık personeli şehit. Güneydoğuda binlerce masum vatandaş hayatını kaybetmiş.

Söz konusu sorunun Kürt sorunu değil terör sorunu olduğunu ne kadar ifade etmeye çalış sakta, maalesef Devletin en tepe noktasındaki makamdan aşağıya doğru pek çok yetkili ağız, terör sorununu Kürt sorunu diye ifade ederek, sağduyulu, vatanını, milletini seven Kürt kökenli vatandaşlarımızı da ötekileştirmekteler.
Eminim ki, hiçbir vatandaşımız bir askerimizin, polisimizin şehit olmasını istemez. Ancak bugün gelinen nokta acı. Biz 20 Yaşında gencecik çocuklarımızı bugün bebek katiliyle el sıkışılsın diye mi şehit verdik? Haber bültenlerini izlemekten iğrenir hale geldik. Niye mi? Çünkü haber bültenlerinde yüzünde meymenet olmayan teröristleri izlemekten bıktık. Milletin nasıl uyutulduğunu, daha doğrusu uyutulmak istendiğini gördükçe sinirlerimize hakim olamaz duruma gelir olduk.
Teröristler, terörü destekleyenler her türlü gösteriyi yapmakta özgürler. Onlara Türk bayraklarıyla tepki gösteren vatandaşlar ise provokatör. Üstat Necip Fazıl'ın ifadesiyle 'öz yurdumuzda garip, öz vatanımızda parya' olduk.
2002 Yılında neredeyse sıfır noktasında olan terör eylemleri nasıl tırmanışa geçti de, geçtiğimiz aylarda her gün bir şehit verir hale geldik diye sorgulanmıyor. Öncelikle terörle mücadelede mihenk taşı olan özel harekat polislerinin önce ellerinden ağır silahların alınması, ardından tasfiye edilmesi, ardından açılım safsatalarıyla Habur'da teröristlerin ayakları altına serilen kırmızı halılar, kurulan seyyar mahkemeler, yetkililerin teröristlerle yaptığı görüşmeler, pazarlıklar terörü azdırmış olamaz mı? Elbette olabilir.
Dün 21 Mart Nevruzdu (Bahar Bayramı) pek çok ilde kutlamalar yapıldı. Bayram gibi kutlansaydı başımızın üstene. Her ne hikmetse teröristlerin boyunlarındaki bez parçalarının hepsinin rengi önceden siyah beyaz iken, bu gün sarı, kırmızı, yeşil oldu. Nevruz kutlamalarında Diyarbakır'a dağdan teröristler inerek kutlamalara katılıyor. Meydanda bir tane Türk bayrağı yok. BDP Milletvekili konuştuğunun anlaşılmamasına rağmen Kürtçe konuşmakta ısrar ediyor. Bir başka milletvekili çözüm sürecinde teröristlerin sınır dışına çıkmasının bir başlangıç olduğunu ifade ediyor. Öcalan posterleri, Öcalan'a özgürlük posterleri havada uçuşuyor.
Bu günlerde moda söylem, çözüm sürecini provoke etmeyin bunun için basın yayın organları talimatlı. Aleyhte haber yapmayın diye. Sözde sivil toplum kuruluşları talimatlı destek olsun diye. Bu çerçevede olsa gerek geçtiğimiz günlerde İzmir'de bir grup sivil toplum örgütü adına çözüm sürecine destek açıklaması yapıldı. 75 Sivil toplum kuruluşu adına açıklama yaptığını ifade eden grupta açıklamayı yapan 30 kişi yok.
Yine 'Amansız barış girişimi' adı altında haberin başlığına göre 163, içeriğine göre ise 153 sivil toplum kuruluşu Çözüm sürecine destek açıklaması yaparak 'Sadece analar değil, babalar, kardeşlerde ağlamasın' diye açıklama yapıyor. Ve herkesin 'Türkiyeli' olduğunu vurgulamışlar.
Bir rivayete göre 163, Bir rivayete göre 153 Sivil toplum örgütü adına açıklama yapan yaklaşık 20 Kişi. Yorum sizlerin. Bu sivil toplum kuruluşlarının başkanları da mı yok ki açıklamaya katılmıyor.
Bildiğimiz kadarıyla İzmir'de sadece 5200 civarı dernek var. Emin olun ki bunların 4500'ü ortada yok. Önüne gelen STK diye ortaya çıkıyor. STK olmanın mesuliyetleri vardır. Sosyal toplumsal sorumlulukları vardır.
Dünya'nın hiçbir ülkesi vatanını bölmek isteyen teröristle pazarlık masasına oturmamıştır. Devlet, teröristle pazarlık yapmaz, yapmamalı.
Emin olun ki nevruz kutlamaları zafer kutlamalarına dönüştü.
BDP'li teröristler özgür. Türkiye'nin her ilini her ilçesini gezebilir. Miting düzenleyebilir. Konferanslar basın açıklamaları yapabilir.
O ilin ilçenin vatandaşları ise onlara tepki gösteremez tepki gösterirlerse provokatör olurlar.