Ankara 12.Ağır Ceza Mahkemesinde 4 Nisan'da önemli bir dava başlayacak. 12 Eylül darbesi ve şayet raporlar izin verirse darbecileri yargı önüne çıkacak.Kenan Evren'i ve Tahsin Şahinkaya'yı sanık sandalyesinde görmek belki biraz acıları hafifletirdi ancak sanık olarak anılmaları dahi çok şey ifade ediyor. Dönemin mağdurlarının 'Çok şükür, çok şükür bugünü de gördüm' dediğini duyar gibiyim…
Kenan Evren ve arkadaşlarının yüzü bana baskıyı, korkuyu, işkenceyi, bilinmezliği çağrıştırıyor. Yaşamların tam orta yerine atılmış karalığın adı 12 Eylül! Binlerce yaşamı tarumar eden korkunç kara gün… Devleti parçalanmaktan kurtarıyoruz yalanları ardına saklanarak yaptıkları zulmün açtığı yaralar öylesine derindeki, geçen onlarca yıl merhem olamadı. Darbe mağdurları o korkunç travmayı maalesef hala taşıyor.
Uyguladığı vahşeti saklamak için de her seferinde yalana başvurmaktan çekinmedi Evren. Darbe döneminde cezaevlerinde yapılan işkenceler gündeme geldiğinde de yine yalana başvurmuş, 'Benim kanaatim şu, cezaevlerinde o gardiyanlar, 12 Eylül öncesi dönemde çok sıkıntı çektiler... 12 Eylül olunca bunlar mahkûmlardan hınç aldılar' diyerek, işkencenin kendisiyle ilgisi olmadığını savunmuştu.
Meclisin kapısına kilit vuran… Partileri, sendikaları, dernekleri kapatan, liderlerini tutuklayan… Her sokak başına tank, zırhlı araç dikerek sokakları zapt eden… Stadyumları toplama kamplarına, resmi binaları ve kışlaları işkence hanelere çeviren darbeciler cezaevlerini sivil gardiyanları mı bıraktı? Böyle bir şey nasıl mümkün olur? Peki, gazetelerin baş sayfalarını süsleyen mahkûmların askeri nizama göre dizilmiş hali ve başlarındaki coplu, sopalı asker görüntüleri fotomontaj mıydı?
Kenan Evren dün de yalancıydı bugün de yalancı… 12 Eylül yöneticilerine yargı yolunu açan Anayasa değişikliği referandumda kabul edilirse 'intihar ederim' demişti. Değişiklik yüzde 57,94 ile kabul edildi. Böyle bir girişimi var mı? O sözü hiç söylememiş gibi 'Vatandaşlarımın duasıyla yaşıyorum' demeye başladı.
'Kaçarken' veya çatışmada vurularak, gözaltında, 'doğal' yollarla öldü dediklerinizin, gözaltında intihar ettiğini söylediklerinizin, savunma hakları hiçe sayılarak binlerce yıl cezalar verdiklerinizin, çocuk yaşta idam sehpasına yolladıklarınızın ve ailelerinin beddualarını hiçe mi sayıyorsunuz? Her beddua acıyla yoğrulmuş, her beddua zamansız ölümlerle harmanlanmış ve öyle içten öyle derinden ki…
İdam sehpalarına yolladıklarınız, kurşunlarınıza hedef yaptıklarınız, işkencelerde hunharca katlettikleriniz, işinden aşından ailesinden ettikleriniz, yaşamlarını çaldıklarınız ve yakınları diyorlar ki; 'Bizler, o kuşağın çocukları ve ailelerimiz, davaya bu dünyada da, öteki dünyada da müdahiliz. Ellerimiz yakanızda olacak, bunu unutmayın'