İzmir futbolunun bittiği yönündeki söylemlere kulak tıkayıp eleştirenler, bugünlerde 'kahır mektubu' yazıyor!..
Suçlamaların ardı arkası kesilmiyor...
Başarısız takımların başkan ve yöneticileri bile birbirlerinin yüzlerine söyleyemediklerini, içlerinde gizil kalan yorumları şimdi medya aracılığıyla ortaya döküyorlar!..
Cumhuriyet'le yaşıt Altınordu'nun bir önceki sezon geldiği 3. Lig'e dönüşü; yani 'asansör takım' oluşu!..
Altay'ın Bank Asya'ya dönemeyişi!..
Bank Asya'daki Göztepe'nin iki hafta önce; Karşıyaka'nın son maçta düşmekten kurtuluşu!..
Atık öncesini söylemeye dilim varmıyor ama son sezonda özellikle vurgulamaya çalıştığımız, takım yönetmeyi ve futbolu bilen, spor ekonomisinden anlayan kaliteli yönetici eksikliğinin öneminden sürekli sözederken anlatmaya çalıştığımız gerçekler, işte bugün önünüzde duruyor!..
Bakıyorum internet sitelerine, gazete haberlerine; karşılaştığım ya da telefonla arayıp uzun uzun söyleştiğim yılların Altınordu taraftarlarına, gönül verdikleri, her maçına koşarak gittikleri takımın geldiği yere dönüşüne kahroluyorlar!..
'Göz göre göre gitti bu takım' diyenler de var; profesyonel şube yöneticileri Şeref Erdik ve Hasan Yıldırım ile birlikte hareket ettikleri öne sürülen futbolcuları suçlayan da var!..
Salt onları değil, başkan Mustafa Bilen'i, 'olup bitenlere seyirci kalmakla' suçlayanlar da!..
Eldeki tek geliri olan Alsancak'taki binayı iki yıldır atıl bırakanın kim ya da kimler? Geliri olmayan Altınordu'yu bir kişinin sırtına yükleyip bir kenara çekilenler, hepsi ama hepsi üzgün, hüzünlü!..
İyi de, ortada tüm kesimlerin suçlu olduğunu savunan yandaşlar da var! Hangisi doğru?
Bize göre, daha ligin ilk yarısı bittiğinde düğmeye basılmaması; profesyonel şubenin her isteğine 'olur' verilmesi ve transferin bu doğrultuda yapılması; Başkan Bilen'in ikilemi saptadığı noktada olaya neşter vurmaması; eğer teknik adam değişimi yapılacaksa, zamanında yapılmaması ve Yasin Yeşiltepe'nin profesyonel şube ile futbolculara kurban edilmesi ve son dört haftaya yanlış bir teknik adam seçilmesiyle gidilmesi Altınordu'nun başlıca sorunları olmuştur...
Şimdi başkan Mustafa Bilen, profesyonel şubenin de, onların 'dolduruşa' getirdiği futbolcuların da suçlu olduğunu söylüyor!..
İş işten geçtikten, Altınordu ligden düştükten sonra, bu açıklama ya da suçlama neye yarar ki?
X
Bank Asya'ya yükselme iddiasıyla sezona başlayan Altay'ın da durumu içler acısıdır!..
İmza toplayarak, olağanüstü genel kurulla göreve gelirken, 'idealist' söylemlerde bulunan; transferde yolda kalmışları toplayarak, sezon içinde yaptığı teknik adam değişimleriyle tepki toplayan; yönetimine aldığı yakın çevresindeki insanlarla bile yol ayrımı yaşayarak yalnızlaşan genç başkan Ömer Hızlıok da belki böylesi bir son beklemiyordu!..
Ne var ki, doğru adımlar atılamaması, ekonomik destek sağlanamaması; ortaya atılan projelerin hiçbiri için adım atılamaması gibi sadece 'düş' olarak kalması Hızlıok'un en büyük yanlışlarından biridir bize göre...
Büyük bir kulübü yöneten başkan, kendi yalnızlaşabilir belki, ancak kulübü yalnızlaştırma gibi bir lüksü olamaz!..
Bunu söylerken, yöneticilerinin uzaklaşmasından, camianın büyüklerinin uzaklaşmasından, divanın araya mesafe koymasından, taraftarın küsmesinden ve sahalara sırtını dönmesinden yola çıkarak, Hızlıok'un yaşadığı sıkıntıyı anlatmaya çalışıyorum...
Altay, kurduğu kadro ile ilk ikiyi zorlamak bir yana, play-offa kalamadı... Yani 'ooooooofff' dedirtti!..
Şimdi olacaklar bellidir... Yeni bir genel kurul; 'şu kadar para verdik, isteriz', 'bu kadar borç var kimse girmez' tartışmaları gündemden düşmeyecek...
Ya 'Büyük Altay' ne olacak?
Orası belirsiz...
İzmir görüldüğü gibi, yaşanan olumsuzluklar karşısında bundan böyle 'asırlık çınar' dediği takımları şöyle anacak:
1912 doğumlu Karşıyaka vardı!..
1914'lü Altay da bir çınardı!..
1924, Cumhuriyet Çınarı Altınordu!..
1925'te doğdu Göztepe!..
Bu tarihlere bakılıp çok gözyaşı dökülecek çoook!..