Tüm Türkiye 12 Haziran'da yapılacak seçimlere kilitlenmişken, renk renk anketler peşi sıra açıklanırken, İzmirliler seçime 41 gün kala 41 Büyükşehir Belediyesi yöneticisinin ifadelerinin alınmasıyla başlayan 'şok baskına' kilitlendi. Özel yetkili savcıların verdiği kararla harekete geçen mali polis Büyükşehir Belediyesi ve ona bağlı şirketlerde arama ve kopyalama işlemi yaptı. Kopyalama diyorum çünkü, Büyükşehir yetkilileri bilgisayar ve evrakların dışarı çıkarılmasına izin vermeyince poliste bilgisayarların veri bankalarını kopyaladı, evrakların fotokopilerini çekmek zorunda kaldı.
Büyükşehir'in yönetici odaları harıl harıl aranırken, basın mensuplarının karşısına çıkan CHP'nin 'kale' süvarileri, Ergenekon'un reyting rüzgarından da nasiplenmek adına, 'Bu sabah da kapıyı sütçü değil, polis çaldı' diye açıklama yapıyordu. 'Tam korku imparatorluğu kuruluyor, iktidarın baskıları' derken bardağın boş tarafına bakan CHP'lilere dolu tarafı göstermek eski partilileri şimdinin AKP'lisi Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a düşüyordu. Operasyonun yapılışına değil de, zamanlamasına dikkat çeken Günay'ın bu sözleri ile sabahki şoku, şak diye atlatan CHP'nin Kalpaklı Atatürkçü İl Başkanı Tacettin Bayır, yapılan baskının AKP'nin çılgın projesi olduğunu ortaya atıverdi.
'Mağdurdan mağrur yaratma' fikri ile adeta kontratağa geçen CHP İl Örgütü, ilçe örgütlerini uyarınca peşi sıra binlerce toplu mesaj ceplere geliyor, partililer toplan borusu eşliğinde Büyükşehir Belediyesi önüne çağrılıyordu. 'Amaç başkan Kocaoğlu'na destek vermek, partisinin yanında olduğu göstermek' diye düşünülürken, o saate kadar açıklama yapmaktan kaçınan, gündemi sarsan baskını dört satırlık yazılı açıklama ile geçiştiren Başkan Kocaoğlu, partililerin alkış ve sloganları eşliğinde seçim meydanda kürsüye çıkar gibi çıkıyordu belediye binasının merdivenleri üzerine kurulan 'sehpaya'.
Kocaoğlu yalnız bırakmayan can dostu Genel Başkan Yardımcısı ve milletvekili adayı Alattin Yüksel ile İl Başkanı Bayır da aradan yükseliyor, birer sehpada onların ayaklarının altına koyuluyordu.
Şok baskının yarattığı sıkıntı yüzünden okunan Başkan Kocaoğlu, sırtını Yüksel ve Bayır'a dayayınca biraz olsun rahatladı. Söze önce 40 yıllık dostlarını, sıra arkadaşlarını serbest bırakılmasını isteyerek başladı. Dürüst ve onurlu kişiliğinden asla taviz vermediğini belirterek 7 yılda yasal olmayan tek bir iş bile yapmadıklarını anlatarak devam etti. Alandaki partililerin verdiği coşkuyla yavaş yavaş açılan Kocaoğlu, o ana kadar hiç dile getirmediği bir şekilde söz konusu operasyonun arkasında AKP'nin yattığını ima etti. Daha birkaç gün önce bir televizyon kanalında seçimlerin genel seçim, vaatlerin yerel seçim olduğuna dikkat çektiğini söyleyen Kocaoğlu, gözdağı vermekten de geri kalmadı. Yapılanın hedef saptırma olduğunu savunan Kocaoğlu, 'kimse havanda su dövmesin' diyerek de incelemenin boşa çıkacağını belirtti.
'Şok' baskını, 'şak' bir manevrayla en az zararla atlatmak isteyen CHP'nin çılgın proje benzetmesi de işe yaramıştı. Öyleya İstanbul'da çılgın proje açıklayan iktidar partisi, İzmir içinde bir çılgınlık yapacaktı. Hatta tarih bile verilmişti, 2 Mayıs… Ne demişti Ulaştırma eski Bakanı, İzmir'in milletvekili adayı Sayın Binali Yıldırım, projeyi soranlara; 'geniş düşünün'… İlk İl Başkanı Bayır düşündü, sonra Genel Başkan Yardımcısı Yüksel ardından da Başkan Aziz Kocaoğlu…Kanal bulunmuştu ve CHP'liler bu kanaldan yürüyecekti.
Haksızda değillerdi… Dört özel yetkili savcının bir yıldır üzerinde çalıştığı ve eski Genel Sekreter Ersu Hızır'ın görevinden alınmasıyla iyice su yüzüne çıkan incelemelerin sonucu olan baskın neden bugün yapılmıştı? Baskının tarihi neye göre belirlenmişti? Bilenen tek şey 2 Mayıs AKP'nin çılgın projesinin açıklanma tarihiydi.
Ve daha düne kadar 2 Mayıs'ta açıklanacağı söylenen çılgın projesinin tarihi alelacele bir açıklamayla 4 Haziran'a kaydırılmıştı.
Yoksa birileri çılgın projenin, 'şok'a kurban gideceğini mi düşünmüştü?
Bu soruların benzerlerini düşünen CHP yöneticileri, çılgın proje üzerinden çılgın propaganda yöntemi belirlemişlerdi. Şok baskının etkileri biranda unutulmuş ve mağdura sahip çıkma anlayışı ortaya çıkmıştı. Adeta AKP'ye karşı CHP ve İzmirliler üzerinde bir sinerji yaratıldı. CHP'ye göre, baskının sebebi 12 Haziran seçimlerini düşünen iktidar partisiydi. Ama ben seçime 41 gün kala, iktidarın böyle bir işe girişeceğine, en azından böyle bir zamanlama hatası yapacağına pek katılmıyorum. Tamam, bir zamanlama hatası yapılmıştı ama bu Büyükşehir ve diğer CHP'li belediyelere yapılan baskının zamanlamasında değil, bana kalırsa çılgın projenin tarihinde yapılmıştı. 2 Mayıs gününü 'çılgın projeyi' açıklama günü olarak belirleyenler, şok baskından haberdar olunca mı tarihi 4 Haziran'a kaydırdı, bu iddia pek gündeme gelmese de CHP'nin çılgın proje üzerinden yapacağı siyaset İzmirliler üzerinde oldukça etki yapacağa benziyor. Zira, seçim meydanlarında bile bir araya gelemeyen CHP'liler, Büyükşehir çatısı altında bir araya gelmiş görünüyor. Saha çalışmalarını doğru dürüst koordine edemeyen il örgütü Kocaoğlu'nun önünde cansiperane duruyor. Bölgelerine alışamadıkları için her iki günde bir Alsancak'ta buluşan CHP'nin milletvekili adayları, AKP'ye karşı sert nutuklar atıyor. Artık süreç artık adli yargıda … Gelişmeleri hep birlikte izleyip, değerlendireceğiz.
Not: Yazının sonunda bir noktaya daha değinmek istiyorum. Sayın Aziz Kocaoğlu'nun yaptığı konuşmada dikkatimi çeken bir cümle daha vardı. O da ifadesine başvurulan 41 kişi ile ilgili dile getirdiği, 'Bunların içerisinde tanıdım ve en az 40 yıldır, üniversite yıllarından beri beraber olduğum kader arkadaşlarım, gençlik arkadaşlarım pırıl pırıl arkadaşlarım var' sözüydü. Sayın Kocaoğlu, kendisine olduğu kadar beraber çalıştığı ekibine, yöneticilerine olan güvenini bu sözlerle dile getirdi. Ama bir gerçeği daha kendi diliyle açıklamış oldu. O da, ifadeleri için polis şubesinde bekletilen İ.B.B yöneticilerinden bazılarının 40 yıllık dostu, sıra ve kader arkadaşı olduğuydu. 'Ne var canım, insan güvendiği kişilerle çalışır' diyenleriniz olabilir. Ancak birileri de kalkıp, 'Senin partinin Lideri, AKP'nin kadrolaştığını, yandaşların kayırıldığını savunurken, elindeki en büyük belediyenin başkanı 40 yıllık dostunu, sıra arkadaşını belediyenin üst düzey makamlarına getiriyor. Bunu birde kendi ağzıyla söylüyor. Buna ne perhiz bu ne lahana turşusu' demez mi? Sayın Kocaoğlu, ismi geçen kişilere olan güvenini dile getirmek için bu cümleleri kullanmış olabilir. Ama bu sözler, o kişilerin hak ettikleri için mi yoksa sırf Kocaoğlu'nun arkadaşı oldukları için mi o koltuklara getirildikleri sorusunu da akıllara getirir.