Pazar sabahı gözlerini zor açarsın’… Erkenden kalk diyorlar’… Annee, darbemi oldu yoksa?Yok devrim oldu. Arkadaşım oyalanıyor ’“Yahu nasıl olsa kimse zamanında gelemez, bugün Pazar. Hem kahvaltıya erkenden gelecekler, hem de siyaset konuşacaklar. Yavaştan alalım biraz’” diyor. Bende ise bir telaş. Geç kaldık düşüncesiyle taksiye mi binsek, yoksa taksi dolmuşa mı binsek hesabı yapıyorum. Normal mesai günlerinde bile geç gelen otobüslerin, Pazar günü iyiden iyiye geç gelmesi can sıkıcı ama benimle birlikte gelen arkadaşım gayet rahat. Nasıl olsa söz konusu siyaset olduğunda İzmir’’de zaten kimse kımıldamaz havasında. Nihayet bir otobüs geliyor ve Bostanlı Vilayet Evi’’ndeki kahvaltıya giriyoruz. Aman Allah’’ım o da ne’… Arkadaşımla şoke olmuş durumdayız. Kahvaltı başlamış, konuşmalara geçilmiş, 5 dakika gecikmişliğin bize neredeyse tüm siyasi arenayı kaçırmış olduğu hissine bile kapıldık. Ne oluyor böyle CHP’’de... Darbeler, Devrimler derken, örgütte bir canlılık var ki sormayın. Pazar günü sabah sabah saat 9:30’… Ama herkes iki dirhem bir çekirdek giyinmiş, ellerinde not kağıtları, pür dikkat kesilen çakmak gözler daha bir ayık bakıyor artık.
İyi de; neden buradalar?Devrim devam ediyor, herkes eteğindeki taşları döküyor, gerçek demokrasi diyor, yıllardır hakimiyeti altında kaldıkları korku imparatorluğundan dolayı susmuşluklarının, sindirilmişliklerinin şimdi adeta intikamını alıyorlar. Ön seçim istiyorlar, tüzük kurultayı istiyorlar, yol yöntem belirlemek, Ankara ile görüşmek ve Kemal Kılıçdaroğlu’’na ’“Tabanın sesine kulak ver, bizim seçmeyeceğimiz aday bizim adayımız olamaz’” mesajı vermek istiyorlar. Doğru bir yoldalar. Kemal Kılıçdaroğlu, parti içi demokrasiden bahsederek, bu partinin asıl sahibinin devrimciler olduğunu söylememiş miydi?Öyleyse şimdi devrimciler parti içinde demokrasi kanallarını açmak için Kemal Kılıçdaroğlu’’na destek olmak istiyorlardı. Ve gerçekten inanıyorlardı.
Bu hareket halktan gelen ve her ilçeden bir kişinin katılımıyla bir yürütme ekibiyle oluşturulmasıyla başlamış. Bu yürütmede kimler mi var?Tacettin Bayır, Erkan Büyükkaya, Musa Çam, Halil Çulhaoğlu, Tayfun Emre, Feridun Gökhan, Selehattin Gürsoy, Ayşegül Önen, Sinan Karamustafaoğlu, Mustafa Tosunlar, Hüseyin Saygılı, Cihan Türsen, Ercan Yüksektepe ve Ali Zeybek.
Yıllarca iki dudak arası demokrasiden yorulmuş, lider suntası altında eğilip bükülmekten, hep birilerinin elini eteğini öpmekten, ülkenin gerçek sorunlarını unutmuş bu partinin üyeleri; artık ülke sorunlarına çözüm üretmenin yolunun ’“parti içi demokrasi’”den geçtiğinin altını çiziyorlardı. Bu doğrultuda, Cihan Türsen’’in yaptığı konuşmaya yürekten katıldığımı, katılımcılara ve başlattıkları bu harekete desteklerimi tüm içtenliğimle sunduğumu da belirtmeden geçemeyeceğim.
Cihan Türsen yaptığı konuşmada, ülkenin içinde bulunduğu durumdan kurtulması için gerekli tek yolun parti içi demokrasiden geçeceğinin altını sık sık çizdi. Birçok eski muhalif Karşıyakalıların da bir araya geldiği toplantıda göze çarpan isimler de vardı elbette. Nurettin Gelmez, Ali Uçar, Muharrem Ekti, Mustafa Sezen(eski ilçe başkanı), Hasan Bağlarpınar(mimar), Hasan Ark, Kemal Öksüz, Veli Aksüt (Eski il yöneticisi) gibi çok sayıda partilinin katıldığı toplantıda, üyeler imza kampanyasına destek vererek deyim yerindeyse iç boşaltılar.
Bu harekete isimsiz katkı koyan ’“Halk kahramanları’” adlı bir imza kampanyasının daha başladığını, bu gizli kahramanın da Yüksel Çakmur’’dan başkası olmadığını sizlerle paylaşmak istedim. İsimleri olsun ya da olmasın hepsinin yapmak istediği ve hizmet vermeye çalıştıkları tek amaç ülkenin ve partinin geleceği. Görünen o ki, CHP bir çığ gibi ivme kazanıyor ve iktidar partisi olma yolunda ciddi adımlar atıyor.
Bu arada, köşesinde bana yer veren çok kıymetli yazar arkadaşımız Cumhur Bulut’’a da bir tek cevap vermek isterim. CHP’’yi herkes konuşuyor. Bak siz bile yazmışsınız.. İçini bilen de yazıyor, bilmeyen de vesselam...
Ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi’’ne; alevi ve kürt partisi damgasını vurmak kadar bölücü ve ırkçı bir zihniyetle yaklaşmanın altındaki derin korkuyu anlamaya çalışıyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’’nun Alevi olduğunu, soy sop hesabı yapmanın, Başbakanın seçim öncesi gafletine benzetmekten beter bir durum olduğu kanısındayım. ’“Elinize pergel alın ve kafatasını ölçün bari’” demek ve bu çığın büyümesini öyle çirkin yaklaşımlarla yok saymak oldukça basit kaçmış. Hatta siz şimdi bu etnik ayrışmalara bir de dış mihrak paronayasını da eklersiniz tam olur. Irkçı ve faşizan bir yaklaşım olmuş kısacası. Yani bu ülkede neden kürtler ve alevilerden yönetici olmuyor belli oldu. ’“Kendinizden olmayanların sizleri yönetmesine alışık olmadığınız için’”. Ama alışacaksınız. Hatta sizin için çıkar trenleri kaçmış olsa dahi. Sizin için tren gitmiş, kaçmış olabilir, ama sizin için kaçıp giden tren yüzünden tüm halkı yanıltma gafletine düşmek çok büyük bir benciliğe eş değerdir.