Önceki yazımda bankaların maddi/yasal sorumlulukları artmadığı sürece çek piyasasındaki sorunların çözülemeyeceğini söylemiştim. ’¶Peki yaklaşık 1 milyon 500 bin karşılıksız çek, 52 bin çek davası ve hükümlü sayısının da yaklaşık 20 bin kişiye ulaştığı çek piyasasındaki sorunların tek sorumlusu bankalar mı?Madalyonun diğer yüzüne bakalım.
A şirketi, X sektörde ticari faaliyetlerini devam ettiren bir firmadır. Firma sahibi çayın taşı ile çayın kuşunu vurmak ister. 1 lira sermayesi vardır. 4 lira da bankalardan kredi alarak, 5 liralık mal alır-satar. Banka kredisini mal alımında kullanır.
Her şey yolunda gitmektedir. Firma bir bankanın reklamlarındaki gibi büyümeye başlar. Banka tuttuğu KOBİ’’yi altın eder. Patron göbeklenir. Hatta patronun başlangıçta abla dediği çaycı hanım bir anda uzun boylu, sarışın harika bir hatun olur. Dışarıda da son model bir Mercedes vardır. Reklamda araba görünmüyor. Sarışın hatun ve büyüyen göbeği nedeniyle tahmin ediyoruz bunu. İşler büyür, büyür’…
Artan iş hacmi nedeniyle finansman ihtiyacı da büyür tabi. Bankalar teminat ister. Firma yıllar itibariyle karının bir kısmını sermayeye ekler. Artık 3 lira sermaye, 7 lira banka kredisi ile ticaret yapacaktır. Başlangıçta bankalardan kullanılan kredi karşılığında patron evini ipotek vermiştir. Mercedes, sarışın çaycı ve beraberinde gelen savurgan hayat nedeniyle patron yatırım yapmaz. Ne kendi ne eşinin üzerine bir ev almış ne de işyerine yatırım yapmıştır. Para başka yerlere gitmiştir. Dolayısıyla bankaya verecek yeni ipotek yoktur. İşte burada devreye çek girer. Nasıl mı?
Firma, satışlarının bir kısmını çek, teminat mektubu karşılığında, önemli bir kısmını da açık hesap yapmaktadır. Patron, malum nedenlerle artan iş hacmini kaldıracak sermaye artışına gitmemiştir. Satışların niteliği itibariyle kredi ihtiyacını karşılayacak miktarda çek de yoktur. Bankalara yeni kredi karşılığında ek teminat vermelidir. Patron aynı ya da yakın sektörde faaliyet gösteren B firmasına dönerek finansman (hatır) çeki ister.
Satışlar arttığı, alacaklar zamanında tahsil edildiği sürece sorun yoktur. Hatır çekleri A firması tarafından zamanında ödenir. Tek sıkıntı artan finansman yükü nedeniyle firmanın sırtındaki faiz kamburudur. Firma artık kar etmemektedir. Herhangi bir nedenle alacakların tahsilinde sıkıntı başladığında ise işler içinden çıkılmaz bir hal alır. Patron B firmasından aldığı hatır çeklerini ödeyemez. Teminat çeki olduğu için bankalardan da geri alamaz. Çünkü çekleri alması durumunda teminat eksiğini tamamlayamaz. Çekler teker teker karşılıksız çıkar. Bu durumda bankalar alacaklarının tahsili için her iki firmanın da üzerine giderler. Onları diğer piyasa oyuncuları takip eder. Muhtemelen her iki firma da arkalarında yüzlerce karşılıksız çek bırakarak batarlar.
Ticari hayatta dolandırıcılık nedenli çek suçları olduğu gibi böyle örneklere de sıkça rastlanır. Bugün karşılaştığımız manzarada kontrolsüz hırslarımızın, lüks tutkumuzun, savurganlıklarımızın rolü yok mu?Ticaretin olmazsa olmaz kurallarına yeterince uyuyor muyuz?Ne kadar dürüst davranıyoruz?
Ekonomik sistemi oluşturan farklı dinamikler vardır. Reel sektördeki tüm aktörlerin ekonomik sistemin gereklerine göre davranması gerekir. Bu nedenle karşılıksız çek suçları mutlaka caydırıcı yöntemlerle cezalandırılmalıdır. Burada ayırt edici unsur maddi suça maddi ceza uygulanması gerektiğidir. Hapis cezası sorunu çözmemektedir. Tüm sorumluluğu bankalara yıkmak da yanlış olacaktır.
Son zamanlarda özellikle çek yasası muhalifleri tarafından dile getirilen; ’“Bankalar çek bedelinin %75’’ini garanti etsin’” önerisi ise beraberinde başka sorunlar getirecektir. Bu durumda çek bankalar için nakit kredi niteliği kazanacak, çek karnesi almak dahi başlı başına sorun olacaktır. Ödemeler sistemi tamamen değişecektir. Dolayısıyla gerçekçi ve uygulanabilir bir yöntem değildir.
Bankaların çek yaprağı başına ödemekle yükümlü olduğu tutar yükseltilmelidir. Ayrıca özellikle kredi kartları, bankacılık komisyonları, çek karnesi gibi hassas ürün ve gelirlerde BDDK’’nın daha etkin bir denetim sistemi geliştirmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak her şey insanda başlar insanda biter. Tüm sistemler bireysel-toplumsal ahlak ve vicdan çemberinde yaşama şansı bulurlar. Bu nedenle kişisel sorumluluklarımız ve ahlaki değerlerimizin, ekonomik sistemin temel koruyucusu olduğu unutulmamalıdır.