İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’’in oluru ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı’’nın imzasıyla ’“GİZLİ’” ve ’“İVEDİ’” kaydı ile, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ile İstanbul Merkez Komutanlığına bir yazı gönderildiği ortaya çıktı.’¶
Yazıda, Soruşturma ile ilgili görevli Cumhuriyet Savcıları tarafından Terörle Mücadele Şube Müdürlüğüne ve Merkez Komutanlığı’’na yazılan tüm davetiye, celp, çağrı, arama, yakalama ve gözaltına alma gibi tüm müzekkere ve yazılarda, Cumhuriyet Başsavcı Vekillerinden birinin
’“uygun görüldü’” şerhi ve imzası bulunmayan talimatların yerine getirilmeden Cumhuriyet Başsavcı Vekillerine iadesi ve ’“uygun görüldü’” şerhi ve imzası alındıktan sonra gereğinin ifası ile verilecek talimatlar doğrultusunda yapılan işlemlerin tüm safhaları hususunda, bilgi verilmesi.
Hakim veya savcı değilim fakat, yıllarca süren yöneticilik hayatımda devlet çarkının işleyişini iyi bildiğimi sanıyorum. Bu tecrübenin ışığında artık kamuya mal olmuş bu yazıyı değerlendirelim: Sayın Başsavcı böyle bir yazı yazmak zorunda kaldığına göre, gördüğü yanlışlıkları, yapılan hataları önce, sözlü olarak emrinde çalışan savcılara bildirmiştir. Daha sonra verdiği sözlü emirlere uyulmadığını defalarca görünce, emrindeki savcıların keyfi tutumlarını engellemek için, hem Terörle Mücadele Şubesine, hem de Merkez Komutanlığı’’na yazmak zorunda kalmıştır. Eğer savcıların yaptıkları işlemlerde herhangi bir yanlışlık yoksa ve uyarıları dikkate alınsa, Başsavcı niçin böyle bir yazı göndermek zorunda kalsın?
Hukukçular genelde ağdalı ve uzun cümleler kullanmayı seviyorlar; acaba herkes anlamasın diye mi?Tıpkı doktorların reçetelerini kargacık, burgacık yazmaları gibi. Altı çizgili, yukarıdaki paragrafın halk dilinde ifadesi şöyle olmalı: (Ey terörle mücadele ekibi ve merkez komutanlığı ekibi, Başsavcılığımıza bağlı Savcılar, yanlış işler yapıyorlar, hatalı tutuklamalar yapıyorlar. Kendilerini sözlü uyardık, gene dinlemediler. Şimdi yazıyla sizi de uyarıyoruz. Benim ve vekillerimin imzası ve mührü olmayan emirleri bize geri getirin. Başsavcılığın haberi olmadan hiçbir işlem yapmayın.)
Çok önemli görev yapan savcılar hangi cesaretle, Başsavcılığın emirlerini dinlemezler?Ya taraftırlar (ki böyle bir cinneti, hiçbir savcıya yakıştıramam) Ya da siyasi veya idari baskı altındadırlar. Her iki halde de yaralanan hukuk devletidir.
Erzincan- Erzurum hattında yaşananlar da ibret vericidir. Erzurum Savcısı, Erzincan Başsavcısı’’nın evini ve çalışma yerini yasalara aykırı olarak aratıyor, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu da dört savcının özel verilmiş yetkilerini (Yetkilerini yanlış ve taraflı kullandıkları) gerekçesiyle iptal ediyor.

Yüksek Yargının tüm kurumları ve Yüksek Hakim ve Savcılar yapılanların AKP Hükümeti ve Adalet Bakanı tarafından planlandığını gayet iyi biliyorlar, Hukuk Devleti ve Laik Cumhuriyet çizgisinde kararlı bir şekilde durmaya devam ediyorlar. Tüm Yargı mensupları bir tarafta, AKP Hükümeti karşı tarafta.
’“BİR DEVLETİN EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİ ADALETİDİR’”
AKP Yönetiminin, Laik Cumhuriyetin damarlarını teker teker budamaya çalışan anlayışı, Türk Devletinin en büyük zenginliğine çok yara verdi. Bugünkü bir gazetemizin manşeti şöyleydi: ’“3 bin 234 Hakim-Savcıya soruldu: Dinlemeler psikolojinizi etkiledi mi?Cevap: İmkanım olsa hiç telefon kullanmam!’”
Geldiğimiz noktada; Başsavcılar savcılarına güvenmiyor, Yüksek Hakimler Adalet Bakanı’’na güvenmiyor. Tarikatlar ve cemaatler her yere girmiş, AKP Hükümeti içte ve dışta itibarını sıfırlamış, kendisiyle beraber ülkeyi felakete sürüklüyor. Üstüne üstlük, yargıyı tamamen siyasi iktidarın emrine verecek sözüm ona Yargı Reformu yapmaya kalkıyor.
Şaşkın ördek suya arkasıyla dalarmış. AKP, inşallah Anayasa değişikliklerini referanduma götürür de, milletin şamarını erkenden yer. Bu da millet olarak kaostan çıkmamıza sebep olur.
Kimsenin kimseye güvenmediği böyle bir kargaşada, vatandaşlar olarak biz kimlere güveneceğiz?