Bir önceki yazımda, ’“Gençliğin Gelecek Sorunu ve YÖK’’teki Değişim Politikaları’” adlı belgeyi Başbakana iletmek isteyen Genç-Sen üyesi öğrencilere layık görülen muamelenin Türkiye’’nin içini sızlattığını yazmıştım. Sızlayan yüreğimiz, Başbakanın konu ile ilgili değerlendirmesiyle buz tuttu.
Çünkü olayların ardından hızlı bir şekilde soruşturma açılacağı beklentisi içerisindeydik. Soruşturma bir yana, Başbakanın Genç-Sen üyesi öğrencileri ’“taşlı, sopalı, kasaturalı öğrenciler ’“olarak tanımlamasıyla şok olduk! Lakin bu tanımlama, kameralara yansıyan görüntüleri anlatmıyordu.
Evet, ortada taş, sopa ve kasatura vardı fakat o görüntüler Beşiktaş ve Bursaspor taraftarları arasında çıkan arbedenin görüntülerindeydi. Taşların havada uçuştuğu kavga iki takımın taraftarları arasında yaşanmıştı. Bıçakla yaralanma görüntüleri de öğrencilere değil futbolda terör estirenlere aitti. Yerde sahipsiz duran kasatura yine aynı haberdeydi.
Genç-Sen üyesi öğrenciler tek isteklerinin hazırladıkları dosyayı Başbakana iletmek olduğunu her fırsatta yinelediler. Protestonun yasal hakları olduğu bilinciyle ’”üniversiteler öğrencilerin düşünceleri alınmadan yönetilmemeli ’“ diyerek protestoda bulundular.
Genç-Sen üyesi öğrenciler tek isteklerinin hazırladıkları dosyayı Başbakana iletmek olduğunu her fırsatta yinelediler. Protestonun yasal hakları olduğu bilinciyle ’”üniversiteler öğrencilerin düşünceleri alınmadan yönetilmemeli ’“ diyerek protestoda bulundular.
Acaba Başbakan gündem yoğunluğunun karmaşasında Televizyonlara yansıyan iki görüntüyü birbirine mi karıştırdı?
Başbakan bir yandan ’“Birlik siyaseti Türkiye’’nin bütünlüğüne hizmet ediyor, Biz Türkiye’’nin partisiyiz, 73 milyonun partisiyiz’” derken, diğer taraftan öğrencileri ’“belli bir ideolojik gurubun temsilcileri ’“ olarak tanımlaması da kafaları karıştırdı. İlk konuşmanın tarihi 3 Eylül. Diyarbakır’’da, Anayasa Referandumu öncesi yapıldı. İkinci konuşmanın tarihi 7 Aralık.
Belli ideolojik gurupların temsilcileri Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan buyana, hatta yüzyıllardır bu coğrafyada mevcut. Başbakanın bu bilgiden yoksun olduğu düşünülebilir mi?
İki tarih arasında ne oldu da ’‘Belli bir ideolojik gurubun temsilcileri ’‘ zikredilen 73 milyonun dışına çıkartıldı?
Halbuki daha dün gibi gençler için dökülen gözyaşları! Dün gibi gözyaşları içinde, 12 Eylül faşist cuntasının kurbanlarından Necdet Adalı adının meclis kürsülerinde zikredilmesi!
Yine Anayasa Referandumu öncesi Diyarbakır konuşmasında’“ 12 Eylül’’ü yapanlar işkence yok derken, Diyarbakır Cezaevi’’nden göğe feryatlar yükseliyordu.’” diyordu Başbakan’…
’“Diyarbakır zindanlarından yükselen feryada kulak veren, birkaç yüz metre uzağındaki Dolmabahçe meydanından yükselen feryatlara nasıl kulak tıkar ’” sorusu yankılanıyor şimdi zihinlerde’…
Hani Anayasa Referandumuna verilecek ’“evet’” oyları demokratik açılımlara vesile olacaktı? Hani verilecek ’“evet’” oylarıyla demokrasimiz bir adım daha ileri götürülecekti?Protestoya dahi tahammülü olmayan ileri demokrasi anlayışı mı olur?
Yürek burkan görüntülere rağmen üzüntümün asıl kaynağı öğrencilerinin gördüğü şiddet değil. Yaşanan karmaşanın eylemlerinin asıl amacını perdelemiş olması. Öğrencilerin orada bulunma nedenini konuşmak yerine yaşadıklarını konuşuyoruz.
Ne diyordu Genç-Sen üyesi öğrenciler; ’“bizler geleceğimiz için söz yetki ve karar hakkımızı kullanmak istiyoruz. Öğrencilerin düşünceleri alınmadan, katılımı sağlanmadan üniversiteler yönetilmez, yönetilmemeli’” Ve tabii ki YÖK’’e karşı daimi tepkilerini de anmak gerek.
Biber gazı ve şiddet yerine öğrencileri dinlemek tercih edilmiş olsaydı muhtemelen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’’ndeki gerginlik yaşanmayacaktı.
Biber gazı ve şiddet yerine öğrencileri dinlemek tercih edilmiş olsaydı muhtemelen Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’’ndeki gerginlik yaşanmayacaktı.
Bu arada Ankara Siyasal Bilgilerde yaşanan bir olayı atlamayalım. CHP Genel Sekreteri Prof. Dr. Süheyl Batum da öğrenciler tarafından protesto edildi.
CHP, bir yandan Başbakanı protesto eden öğrenci temsilcilerini ’“ öğrenciler demokratik haklarını kullanmışlardır ’“ diyerek Mecliste kabul ederken, diğer taraftan Genel Sekreteri kendisini protesto eden öğrencileri faşist olarak tanımlıyor. Öğrenciler Başbakanı protesto edince ’“cici’”, Prof. Dr. Süheyl Batum’’u protesto edince faşist!
Bu ne perhiz, ne lahana turşusudur?Sağlıcakla kalın.