Hatırlarsanız önce sıfırlardan kurtulduk. 'Güzel oldu!' diye uzaktan uzaktan baktık paraya… Paramıza… Zengin olmadık/olamadık. İmzaydı, mühürdü, tuğraydı derken şimdi de bir simge kazandırdık. Yine paramız olmadı belki ama çok mutluyuz. Nur topu gibi bir simgemiz oldu.
Hep sevinecek değiliz ya! Ara sıra istenmeyen şeyler de oldu. Bir Van klasiği olan çadır yangınlarından biri daha iki gün önce İstanbul'da yaşandı. Ne garip bir tesadüf ve ne kadar acı bir durumdur ki çadırda cayır cayır yanan işçiler Vanlıydı. 'Yanmak adeta Van'ın Vanlının kaderi gibi oldu!' Ancak bu olayla birliktemağdurlarVanlı olsun yada olmasın artık sadece garibanların böylesi ucuz ölümlere kurban gittiği gerçeği bir kez daha tescillenmiş oldu.
Hani 'Parasızlığın gözü kör olsun!' derler ya… İşte o hesap! Siz hiç parası olup da çadırda yanarak ölen bir adam duydunuz mu? Doğrusu ben hiç duymadım. Onlar genelde ya kayak yaparken ölürler yada lüks cipleri içinde…
Geçtiğimiz günlerde Batman'da dört aylık geçici iş için alınacak 960 kişilik kadroya tam 14.000 kişi başvuru yaptı. Ama nedense bu haber hem medyada hem de toplumda pek rağbet görmedi. Neden acaba? Çünkü pek çoğumuz için Cem Yılmaz'ın düğünü veya Emre Altuğ ve Çağla Şikel çiftinin yeni doğan çocuğu bu gerçek ama sevimsiz haberden daha önemliydi. Kimi Cemil'in İffet'e yaptığı iffetsizliği anlamaya çalışırken kimi de Güney'in Kuzey'e attığı kazıklara kafa yordu. Şike, çete ve darbe eksenli ana haber bültenleri artık sıkıyor ve sıkılanlar da soluğu magazin programlarında veya dizilerde alıyordu. Çünkü 'Kim kiminle ne yapmış? Kim kimi yapmış? Ne yapmış? Nasıl Yapmış?' haberleri daha bir ilgi çekiyordu.
Ama inanır mısınız artık kimseye kızmıyor/kızamıyorum. Henüz kendimi magazin programlarına kaptırmadım belki ama dizilerin etkisine girdiğimi yazabilirim. Hem de ne girmek! Kuzey yumrukları sallarken sanki o yumrukları ben atıyorum. Ona atılan her kazığı kendime atılmış sayıyorum. Kızıyorum, sinirleniyorum. Bazen yumruklarımı bazen de dişlerimi sıkıyorum. İffet'i izlemeyi bıraktım. Çünkü İffet tutarlı bir kadın değil ve bana göre ne istediğini bilmiyor. Şu sıralar favori dizim; 'Yalan Dünya!' Herkese tavsiye ederim.
Ev işlerine merak saldığımdan beri hanımların ne çektiğini de anlamaya başladım. Geçtiğimiz pazar günü öğleden sonra eve süpürge tutup çamaşırları astım. Bulaşıkları makineden çıkarıp dolaplara yerleştirdikten sonra da televizyon izlemeye koyuldum. Günün yorgunluğu ile arkama yaslanıp o kanal senin bu kanal benim zap yapmaya başladım. Pazar günü hele de gündüz kuşağında izlemek için bir şeyler araki bulasın. Kanal geçişlerim esnasında hemen hemen her kanalda geçen bir alt yazı ile '4+4+4' için görüşmelerin yapıldığı Milli Eğitim Komisyonu'nda çıkan arbededen bahsediliyordu.
Komisyon görüntüleri bültenlere ulaştığında hiç şaşırmadım. Görüntülerde biri birine yumruk atıyor. Biri ötekinin boğazının sıkıyordu. Komisyon odasında her türlü kırtasiye malzemeleri ve bardakların cephane olarak kullanıldığı minik bir meydan muhaberesi yaşanıyordu. Vekiller ve meclis, dizilere ve magazin programlarına yenilmişliğin acısını çıkartıp reytingleri zorluyorlardı. Bana göre başardılar da... O gün en çok onlar izlendi. Yeni model siyaset anlayışı bu olsa gerek...
Benim partim senin partini döver!
Bu reytingde bir şey mi? Reytingleri arttıran bu bol aksiyonlu görüşmelerden etkilenen bir siyaset adamı da giyip padişah kıyafetini de tahta aman işte canım koltuğa oturursa siz asıl reytingi o zaman görün.