Küçük bir çocuğun hayali var mıdır diye hiç düşündünüz mü? Ben özellikle bir iki senedir doğu illerimize gidip gelmeye başladıkça özellikle köy okullarındaki çocuklar ile daha fazla iç içe olmaya başlayınca hayata çok daha farklı bakmaya başladım. Empati nedir derseniz, bunu açıklamak zor olsa da, yaşadıklarım ve deneyimlerim beni doğu insanlarına daha da yakınlaştırdı.
Doğu illerine maceram iki yıl önce mail adresime gelen Suzan Öğretmen'in bir talebi ile değişti. İzmirli Suzan Hoca, Mardin-Midyat Efeler Köyü'ne gittiğinde bir bakıyor ki, okulda pek çok eksik var. Bunun için bir çare arıyor ve nasıl oluyorsa beni buluyor. Okulda kütüphane var ama kitaplar yok. Öğrencilerini sınavlara hazırlamak istiyor ama ek kitaplar, test kitapları yok Ne yapsın çareyi benim gibi gönüllü kişileri araya sokarak çareler bulma yollarına gidiyor. Buluyor da çareyi ve başlıyor bizim dostluğumuz. İstedikleri aslında çok zor bulunacak cinsten değil ama yine de para istiyor. Para da yok tabi ki. Kim verir ki bize demeden başladım bende bir formül düşünmeye. Nasıl olduysa ilginç bir çare aklıma geldi. Bunun aslında etik olmadığını hatta kanunen bile yasak olduğunu bilmeme rağmen kararlıydım. Bütün öğrencilerimden '1 liranın mucizesi' adıyla başladım bir lira toplamaya. Bir liranın az bir miktar olduğunu düşünmeyin lütfen. Bizim okulumuzda toplam 1200 kişi var, bir lira bir lira derken çok ciddi bir para birikti. Gönül rahatlığı ile Suzan Öğretmen'in beklentilerini karşıladık üstüne de kız ve erkek öğrencilere hediyeler bile göndermiştik.
Bu iş çok sevindirmişti bizi, bu etkinliği 'Genç Liderler Kulubünü'nün üyeleri ile birlikte yapmıştık. Geçen sene için muhteşem bir deneyim olmuştu bize. Bu deneyim beni İzmir'den Mardin'e sürüklemişti bile. İlk defa böyle radikal bir karar almıştım. Diyarbakır'a gitmiş, oradan araba kiralamış doğruca önce Mardin'e sonra da Efeler Köyüne gitmiştim. Korkmuş muydum? Asla, biliyordum ki, yolum hep açık olacaktı. Köy okulunun misafirhanesinde bir gece kaldığımda çok özel kişiler ile tanışacağımı hiç tahmin etmemiştim. Orada bulunan İhsan Hoca, Orhan Hoca Mardinli öğretmenlerdi. Onlar bana doğu illerinin bir başka yüzünü tanıtmıştı. Köy yollarında gezerken Tanrı'nın insanı unuttuğu bu sessiz diyarda taşımacılık sistemi ile eğitim veren gönüllüler ile tanışmak sevindirici olmanın ötesinde ayakta alkışlanması gereken bir durumdu. Çünkü burada öğretmenler yoktan var ediyorlardı her şeyi. Hep mutlu ve neşe içinde öğrencilerinin liseye, üniversiteye girmeleri için uğraşıyorlardı. Bu benim ilk maceramdı ama son olmadı. Bu senenin başında birden hayat bize yine bir doğu ilinin kapısını çaldırdı. Bu sefer anaokul öğretmeni Aygül Öğretmen'in maillini aldım. Basit bir isteği vardı, 'okulun perdesi' yoktu. Bizim kulüp üyelerine sordum başarır mıyız dedim. Onlar dünden razıydılar. Bu sefer fatura biraz daha kabarıktı ama biz artık ne yapacağımızı ve kime dokunacağımızı biliyorduk.
Para toplanıp perdeler doğuya doğru giderken bütün öğrencilerin gözlerinde pırıltı vardı. Bu pırıltı bir gün mırıltıya daha sonra da yüksek sese dönüştü. Biz bu perdelerin asıldığı yeri görmek istiyoruz demeye başladı öğrencilerim. İşte o zaman mutluluğumu görmeliydiniz. Demek ki, onlara öyle anlatmıştım ki, bir kalbi sevindirmenin, bir inancı beslemenin ne kadar önemli olabileceğini kendimden başka bir kişiye daha aktarabilmiştim.
Aylar öncesi iki kız, iki erkek öğrencim ile uçak biletlerimizi almış, gitmeye hazır vaziyetteydik. Yola çıktığımda, varacağım yeri biliyordum. Orada karşılaştığım insanların, farklı dünyalarını dinlemek beni heyecanlandırıyordu. Görmediğim, duymadığım gerçekler beni bu illere daha fazla hizmet verdirmeye zorluyordu. Mardin ve Diyarbakır'da üç tane daha kız öğrencim vardı. Onlarla üç yıldan uzun bir zamandır mektuplaşıyordum. İnsanların artık mektup bile yazmadığı günümüzde, ben postacının bana getireceği mektupları bekliyordum. Üç öğrencim de her dönem başında bana karnelerini ve takdir belgelerini gönderiyorlardı. Ben de onlara hediyelerini.
Yıllar boyunca dayak yiyen doğu kadınının çilesini bitirmek için avukat olmak isteyen Semanur ile öğretmen olmak isteyen Elif ile Dilay benim vazgeçilmez küçük dostlarımdı. Hiç üşenmeden yazıyordum. Umut dünyası misali. Haydi bakalım koşalım yolumuz uzun ama başaracağız diyerek.
Bu inancım o kadar güçlenmişti ki, her sene aynı mevsimlerde gitmeye karar vermiştim Mardin yollarına. Sevmiştim Mardin'i. Kendimi bulmuştum bu şehirde, bu insanlar ile birlikte yaşamak garip duygular uyandırıyordu bende.
Bir gün baktım ki, aynı duyguları taşıyan öğrencilerim ile Efeler Köyü'nde sekizinci sınıf 40 öğrenciyi kendi aramızda gruplayarak paylaşmıştık. 10 Haziran'da sınava gireceklerdi. Gözlerimizin içine bakıyorlardı. Bir umut mu görmüşlerdi bizde bilmiyorum ama biz de coşmuştuk. Bu bize anlamlı bakan küçük gençlerin ellerinden tutmaya kararlıydık. Neden mi? Çünkü onların hayalleri yoktu, ya da hayal kurmayı bile bilmiyorlardı. Biz de ise hayal boldu. O zaman paylaşmak çok güzel olabilirdi.
Siz hiç size umutla bakan bir öğrencinin gözü ile karşılaştınız mı? Ben karşılaştım, hem de onlarca... Doğu illerinde başlayan bu yolculuğumuzun şekli büyümeye ve şekil değiştirmeye başlamıştı. Sanki bir seferberlik havasına dönüşmüştü.
Mardin'den döndüğümde öğrencilerime ilk sorduğum soru:'Ülkenin yüzlerce kilometre uzağında bir öğrencinin üniversiteli olması, meslek sahibi olmasına yardımcı olmak ister misiniz?' oldu. Yanıt mı? Onlarca 'evet' sözleri oldu.. Bir kişi demiştik yola çıktığımızda ama şimdi görüyorum ki, pek çok kişinin yaşamına yol bulmaya başlamıştık. Bir fener misali. Sizce, yeterli mi? Denemeye değer mi?