Bir yıl öncesine kadar can- ciğer kuzu sarmasıydık.
Ortak yatırımlarda gövde gösterisi yapardı liderlerimiz.
Bakanlar Kurulları birlikte toplanırdı kameralar önünde.
Sınırlar yok sayılıp, vizeler kaldırılmıştı karşılıklı.
910 kilometrelik sınır çizgimiz yol geçen hanı gibiydi.
Kaçakçılığın adı olmuştu sınır ticareti.
Biraderdi Beşşar Esad Başbakanımızla.
Rejimi ise diktatörlük değildi.
Esad- Erdoğan aileleri çat kapı komşu olmuşlardı neredeyse.
Sonra ne olduysa oldu ansızın.
Herhalde ABD ve AB kıskandı bu dostluğu.
Önce Türkiye rota değiştirdi diye yorumlara başlandı.
Sonra 'komşularla sıfır sorun' olmaz diye buyurdu Obama ve Sarkozi Libya saldırısı öncesinde.
Ekleyiverdiler bizi de NATO bünyesinde Libya operasyonuna.
Kaddafi gidince sıra geldi Esad'a.
Arkadan da belli ki sıra İran'da.
'Irak'ta ki gibi yamuk yok. Libya'daki gibi bizim yanımızda olacaksınız ve sizin desteğinizle tepeleyeceğiz Esad'ı ' deyiverdiler bir görüşmede devlet büyüklerimize.
Sonra Esad baş düşman, Suriye tehlikeli komşu ilan ediliverdi AKP hükümetince.
Rejim ise kan dökücü diktatörlük oluvermişti birden bire.
Başladı Başbakan bağırarak okumaya ekran yazılarını.
Bütün Esad muhalifleri üstleniverdi ülkemiz şehirlerinde.
Beş yıldızlı otellerde toplantılar başladı yıkmak için Esad'ı.
Para verdik, silah verdik, sınır açtık, kamp kurduk ve eğitip saldık komşu topraklarına döksünler diye kardeş kanını.
Yanımızda yüz yılın diktatörleri Suudiler, Katarlılar ve Kuveytlilerle.
Arkamızda ABD, İngiltere ve NATO.
Suriye'ye demokrasi getirecektik.
Bir yıllık uğraşla başaramadık henüz, ama ha gayret.
Derken geçen hafta bir istihbarat uçağımız garip bir şekilde düşürülüverdi Akdeniz sularında.
İki genç pilotumuz, iki canımız dağladı yüreklerimizi yediden yetmişe.
Başladı tartışmalar, kafalar karmakarışık.
Evet Esad rejimi demokratik bir rejim değildir.
Baba saltanatıdır.
Ama ya Suudi Arabistan, ya Katar, ya Kuveyt ve daha bir sürü Ortadoğu ve Arap ülkesi neyle yönetiliyor.
Neden bir diktatörü başka diktatörlerle kol kola vererek düşürmek istiyoruz?
Bize ne Suriye'den, Esad'tan.
Esad düşerse benim yurttaşımın gelir düzeyimi artacak?
Otuz yıldır devam eden bu terör mü sona erecek?
Analar gerçekten artık ağlamayacaklar mı?
İşsizlik azalacak, milli gelir yükselecek, ülkemiz zenginleşecek mi?
Tahıl, patates,şeftali,narenciye,zeytin yağı,süt, peynir fiyatları tavan mı yapacak?
Ne kazanacağız? Ne?
Ev kiralarımı düşecek?
Bankalara olan kredi borçlarımız mı silinecek?
Parasızlık ve işsizlik nedeniyle evlenemeyen gençlerimiz birbirilerine kavuşup hayırlı yuvalar mı kuracaklar?
Şiftahsız dükkan kapatan,çeklerini ödeyemeyen esnafımızın kasası parayla mı dolacak?
Yüzde üçlük emekli ve memur zamları otuzlara mı çıkacak?
Yani fabrikalar mı yükselecek şehirlerimizde?
Herkesin iki anahtarı mı olacak yoksa?
Adalet yerini mi bulacak vicdanlarımızda?
Yargı bundan böyle daha hızlı ve doğru kararlar mı verecek tarafsızca?
Polisimiz cop ve biber gazı kullanmayacaklar mı meydan ve caddelerimizde?
Özgürlükler genişleyecek, tele-kulak skandalları artık yaşanmayacak mı Allah aşkına?
130 bin kişiyle doldurulmuş, bir yatakta üç kişinin yatırıldığı mahpushane duvarları yıkılacak mı?
Uludere anılardan silinecek, Pozantılar artık olmayacak mı?
Suç ve suçlu üreten bu sistem değişecek mi Esad iktidardan gidince?
Kadın cinayetlerimi son bulacak evlerimizde?
Yoksa kadına şiddet yerini doyumsuz aşklara mı bırakacak?
Engin Cabar'lar artık işkence de öldürülmeyecek, işkence sıfırlanacak mı ?
Sayıları sekiz yüzü bulan üniversiteli mahkumlar derslerine dönebilecekler mi?
Ya hapisteki gazeteciler salımı verilecek?
Basın ve ifade özgürlüğü dokunulmaz mı olacak ülkemizde?
Silivri'ye gökten adalet yağacak, ülkemizin değerlerinden özür mü dilenecek?
Tabi ki Hayır.
Ülkemizde hiçbir şey değişmeyecek ve düzelmeyecek Esad gidince.
Öyleyse, bırakın Arap Baharını nerede yeşerirse yeşersin.
Tahrik etmeyin komşularımızı, düşman kazanmayın durup dururken.
Unutmayın ki; hangi rejimi yıkarsanız yıkın o ülkede onunda milyonlarca destekçisi vardır.
Ve o milyonlar bize düşman kesilip yitirdiklerinin hesabını bizden sormak isteyeceklerdir.
Neden düşmanlarımız çoğalıp dursun dört bir yanda?
Boşuna mı Mustafa Kemal öğütledi bizlere ' Yurtta Barış, Dünyada Barış' diye.
Hem de koca bir savaşın hemen peşinden.
Bırakın savaş rüzgarları estirmeyin bölge ve ülke topraklarımızda.
Savaşın kazananı olmaz, tüm taraflar kaybeder.
Kaybedilen ise bırakın parayı pulu, candır can.
Ey İktidar sahipleri:
Bırakın Suriye'nin neyle ve kim tarafından yönetileceğine kendi halkı karar versin.
Siz bizim vatanımıza getirin gerçek demokrasiyi.
Takiyyeyi bırakın.
Durmadan suni gündemler yaratmaya son verin.
İçini boşaltmayın soylu değerlerimizin.
Bakın, kimse inanmıyor Suriye politikanıza sizlerin.
Kimse istemiyor komşularla savaşı ve gerginlikleri.
Ondandır halkımızda ki bu tepkisizlik, rahatlık.
Ondandır dış politikanızda yalnız kalışlarınız.
Sizlerin atacak bir tek adımı bile olmadığını herkes biliyor.
Onun için depolanmıyor evlerimizde pirinç,şeker, un ve makarna.
Ondandır sokaklarda telaşlı ve tedirgin adımlar yok.
Dışarının değil,yurttaşınızın sesine kulak verin.
Ve lütfen oturun oturduğunuz yerde.
Atmayın ateşlere bu güzel yurdumuzu.