İnsanın hayatında bazı dönüm noktaları olur. Benim de hayatımdaki dönüm noktalarım arasında, bir kitabı okumak da olabiliyor. Amerika'nın en popüler motivasyon koçlarından birisi olan Felsefe Profesörü Tom Morris, Yunan felsefesinin 'gerçek, estetik, iyilik ve uyum' dan oluşan edebi bilgeliğini, kurumlara uyarladığı 'Aristo, General Motors'u Yönetseydi' kitabını okuduktan sonra, düşünmeye başladım.
Çünkü, Aristo insan doğasının en gizli derinliklerini keşfetmiş büyük bir filozof. 'İnsanoğlunun arayışı' hiç de şaşırtıcı bir durum değil aslında. İnsanlık tarihinin gelmiş geçmiş en üretken ve kapsamlı düşünebilen dehalarından olan Platon'un, yirmi yıl boyunca hem öğrencisi, hem de yakın arkadaşı olmuştu Aristo.. Platon ise, eleştirel ve yaratıcı düşünmeyi, Romalı hatip, filozof ve devlet adamı Cicero'nun sonlarını 'felsefeyi pazar yerine sokan ilk insan' diye tanımladığı, büyük üstat Sokrates'ten öğrenmişti.
Kısacası, hayatın akışı içinde 'felsefe'nin ne işe yaradığını, bu kitabını okuyunca farkına vardım. Yıllar boyunca, çok sevdim felsefeyi, ancak bir türlü yaşamımım içine sokamamıştım. Ancak bu kitabın çarpıcı başlığı bile bana olayları daha iyi özümseyebilmem için, yeni bir kapının açılmasına yardımcı oldu. Başladım hemen arka arkaya, sorular sormaya:
-Aristo, yeni bir parti kursaydı?
-Aristo, EBSO'yu, İZKA'yı, Ticaret Odası'nı yönetseydi?
-Aristo, Yaşar Holding'i yönetseydi? gibi düşündüren varsayımlar üretmeye..
Daha çocuk yaşlardayken, geç saatlere kadar oturur ve büyük bir olasılıkla arkadaşlarımızla 'yaşam, ölüm, aşk, anlam, Tanrı, mutluluk, gelecek, iyilik ve kötülük' gibi önemli konulardan bahsederdik. Ancak şimdi kendime ve çevreme bakıyorum da, arkadaşlarımla bir araya geldiğimde tüm konuştuklarımız genellikle çocuklarımız, alışveriş merkezinde nelerin indireme girdiği, ya da iş yerindeki gereksiz sıkıntıları aktarıyoruz birbirimize. Ciddi bir konuya değinmiyoruz bile. Peki, neden bir çok insan bu şekilde daha 'yüzeysel' düşünmeye başladı? Bu, 80'lerin bize hissettirdiği o aşırılıklara bir çeşit tepki mi? Ya da kültürümüzün bize sunduğu manevi değerlerin yavaş yavaş yaşamımızdan uzaklaşması mı? Yoksa bu, 90'ların üzerimize yüklediği baskılara verdiğimiz cevap mı?
Acaba, insanlık tarihinin en hareketli bin yıllık dönemi geride kalırken, durum değerlendirmesi yapmak, temel öncelikler ve değerler üzerinde yeniden düşünmek ve 'Neredeyiz?' ya da 'Ne yapıyoruz?' gibi sorular sormak için doğru zaman olabilir mi?
Siyaset Felsefesi, devlet, hükümet, siyaset, meşruiyet, haklar, hukuk gibi konular hakkındaki, 'bu kavramlar nedir, neden ihtiyaç vardır, bir hükümeti ne meşru kılar, devlet hangi özgürlükleri ve hakları neden korumalıdır, hangi biçimde kurumsallaşmalıdır, kanun nedir, vatandaşın devlete karşı yükümlülükleri nelerdir, bir hükümet yasal olarak neden ve nasıl görevden çekilmelidir' gibi temel sorulara cevap arayan ve bu konuları felsefeden faydalanarak inceleyen sosyal bilim dalıdır. Bu nedenle de, tam bu dönemde yaşanan bir dolu gergin günlerden sonra, Aristo'dan yararlanabiliriz diye düşünmeye başladım. Yani, özün aslı olan 'felsefeden'..Böylelikle ideal olan bir toplumun özelliklerinden yararlanarak, 'sorgulamaya' başlamanın gönül rahatlığıyla, ben de başladım sorgulamaya..
Siyaset felsefesinin, biri 'düzen ve devlet' diğeri 'birey ve devlet' olmak üzere iki ana problemi vardır. Bunlardan ilk birincisi; karmaşa-düzen ve ütopyadır. Karmaşa; düzensizlik demektir. Karmaşa ve düzensizlik belli bir zaman sonra, toplumda çözülmelere yani toplumun parçalanmasına neden olur. Düzen ise, belirli bir toplumda bir arada yaşamayı olanaklı kılan toplumsal ilişkilerin, o toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak, hukuk ilkeleriyle ve yönetim biçimleri üzerine kurulmasıdır. Eğer sorgulamaya başlayacak isek, ilk sorumu sormak istiyorum:
1.Ülkemizde, bir karmaşa ve düzensizlik var mıdır?
2.Bu düzensizlik, toplumda bölünmelere, ayrışmalara neden olmuş mudur?
3.Toplumu bir arada tutmaya çalışan hukuki sistem, doğru çalışıyor mudur? Yoksa birileri, bu sistemi bozarak, yeni bir sistem mi oluşturmak istemektedir?
Toplum ve toplumsal düzen üzerine düşünen bir çok filozof, insanların engellenmeden tam olarak kendilerini geliştirecekleri, refah ve mutluluğa ulaşabilecekleri ideal bir toplum düzenini bulmaya çalışmışlardır. İdeal düzen anlayışına bakıldığında iki temel ölçütün önemli olduğunu görebiliriz. Bunlardan birincisi 'eşitlik', diğeri ise 'özgürlük'tür.Eşitlik olmadan özgürlük ve özgürlük olmadan da tam bir eşitlik olamaz. Sorularımıza ve sorgulamamıza devam edersek;
4.Siz, Türkiye Büyük Millet Meclisi'n de ne ölçüde temsil edildiğinizi düşünüyorsunuz?
5.Kendinizi, ne kadar özgür hissediyorsunuz? Özgürlük kavramını, hayatınızın her aşamasında değerlendirebilirsiniz. Çocuk sahibi olmaktan tutun da, iş yerinde kariyer haklarınızın elinizden alınmasına ya da bir kuruma girerken A'nın adamı ya da partisi oluncaya kadar??!!
Son bir ay içinde Türkiye'de yaşanan olaylara baktığımda, 'felsefe'nin tam şu sıralarda bizlere çok yararlı bilgiler sunacağına inanıyorum. Yıllar boyunca tanınmış felsefecilerin önerdiği modelleri izlemekte fayda vardır diyorum. Karmaşa yaşanmaktadır; eşitsizliğin gün gibi açık olduğu bir ortamda yaşanılmaktadır; özgürlüğümüz her geçen gün hükümet yetkilileri tarafından elimizden alınmaktadır. Fikir çatışmaları, fikir ayrılıkları, ülkeyi neredeyse 'ikiye-üçe' bölmeye hazırlamaktadır. Dış itibarımız zedelenmiş, saygınlığımız azalmıştır. 'Duran-düşünen adamlar ve kadınlar' artmış, tepkilerini gösteren halk, sokağa çıkmış, durumun ne kadar vahim olduğunu birilerine anlatmaya çalışmaktadır.
İşte bu karmaşanın tam ortasında devreye, çağların en eski arayışı, yani felsefeyi düşünme zamanıdır. Felsefe, etimolojik olarak 'bilgi sevgisi' demektir. Kelime, eski Yunanca'da iki farklı kökten türemiştir. Philo, yani 'sevgisi' ve sophia, 'bilgi'. Burada küçük bir noktayı atlamamak gerekiyor. Felsefe sadece 'bilmek' anlamına gelmez. Sevmek anlamına gelir. Eğer sevgi yönetebileceğiniz bir hedefiniz varsa, ona sarılırsınız; yoksa bir arayış içine girersiniz. Felsefe, sadece kafalarımızı yeni sorular ve derin bilgiler ile doldurmak demek değildir. O aynı zamanda 'kalbin' de işidir. Kısacası, sevgi olmadan 'uzlaşma' olmaz. Anlayış ve hoşgörü olmadan, 'çözüme ulaşmak' mümkün olamaz.
Aristo, General Motors'u Yönetseydi, aslında 'metaforik' bir oluşumdur. Ama, 'Aristo, yeni bir parti kurmuş olsaydı?' ifadesi, belki de pek çok kişinin gönülden arzu etiği yeni bir oluşumdur. 'Bir ulusun en büyük hazinesi, insanlarının maneviyatıdır. Bir ulusu tehdit edebilecek en büyük tehlike ise, o maneviyatın parçalanmasıdır.'
Ben, eğer geleceğimle ilgili karamsar bir 'tablo' çizmeye başladıysam, benim gibi düşünenler artmaya başlamışsa, düşünmeye başlamak gerekir. 'Bilgeliğin işareti, şimdiki zamanı okumak ve duruma göre ilerlemektir.'
Yeni güçlü partilere, parti liderlerine ihtiyacımız vardır. Mevcut partiler ya 'lider'lerini değiştireceklerdir ya da yeniden yapısal değişikliğe gideceklerdir. Türkiye gerçeğini göz önüne alarak, global bir dünyada 'güçlü bir ülke' olmak, yeni bir başlangıcı gerekli kılmaktadır. Ancak, 'aynı düzenin' adını ya da şeklini değiştirerek bunu gerçekleştirmek mümkün değildir. Sadece 'yap-boz' yaparız, bu da başka bir işe yaramaz. 'Sil-baştan' demek gerekir öncelikle..
'İlkeli,kurumsal, eşitlikçi' bir sistem oluşturmak gerek ve bunları da gençlerimizle birlikte yaparak gerçekleştirmeliyiz. Ahhh, Aristo, keşke halen yaşasaydı???