bir şey keşfettim. insanın sadece bedenine kramp girmiyormuş!..
kendi bedenimdeki tecrübem, ayağıma ya da bacağıma giren kramplardan öte değildi.
düne kadar!..
...
günlerden bi dün;
yeni krampımla tanıştım. günü birbirimizi yadsıyarak geçirdik. hiç konuşmadık. o beni yamultmakla meşgul iken, ben ise; sürekli ona kızmakta idim. kendince bana merhaba diyen krampıma, onun dilinden cevap vermeyi çok istedim. ona bir kramp da, ben göndermek isterken, nasıl yapacağımı bilemediğimden, beceremedim!
günlerden bi gün; saat 9:10... hızla aranması gerekenleri arayacağım. (konuşamıyorum ki, nasıl telefon edeceğim?) sonrasında da, krampımı alt etmek için, biraz bilgi elde etmeye çalışacağım.
11:48 nihayet bilgisayarın başındayım. arama motoruna, ’‘kramp’’ yazıyorum. gelişi-güzel bir tanesinin üzerine, tıklıyorum.
hani kramp girince, asla o şekle sokamayacağımız deformasyonlar oluşur ya, gördüğüm şekil karşısında acı içinde, hem şaşırıp hem de güldüğüm zamanlar olmuştur. işte böyle bir yamukluk içerisindeydim. bu sefer gülemiyordum, çünkü dilim yamulmuştu!.. konuşamıyorum. ağzımı açtığımdaki, gördüğüm manzara karşısında, gözlerimi hemen kapatarak kurtulmayı istiyorum. ki nafile!.. kasılma, acı ve yamukluk, yerli yerinde!.. ürküyorum...
sakinleşince, bir doktora gitmek aklıma geliyor. peki kime?günlerce, doktor doktor geziyorum. kimse bir şey söyleyemiyor. sonunda, bir arkadaşımın ecnebi bir arkadaşı, ’“- daha önce benim de başıma geldi, sakin ol, iyileşeceksin’” diyerek, beni rahatlatmaya çalışıyor. sakin olmak nasıl bir şey, o an hatırlayamıyorum! başında kepi olmamasına rağmen, bana hemşireymiş gibi, sus işareti yapıyor.
’“sersem herif, zaten konuşamıyorum’” diye, bağırmak istiyorum. nafile, yapamıyorum. başa gelen çekilir diyerek, huzursuzca, kendini hemşire sanan bu adama, teslim oluyorum.
- dilin içinde dilin şeklini veren; enine, boyuna ve eğik uzanan çizgili kaslar bulunur. ayrıca dil kökünden, alt çene ucuna, dil kemiğine ve şakak kemiğine uzanan birer kas bulunur. dil üstü-dil altı kasları: boyunun ön-üst bölümünde dil kemiği bulunur. bu kemikten alt çene kemiği ucuna üç, şakak kemiğine uzanan birer kas vardır. dil üstü kasları dil kemiği sabit iken alt çeneyi aşağıya çekerler ve ağız açılır. alt çene sabit olduğunda dil kemiğini ve ağız tabanını yukarıya kaldırır ve yutmaya yardımcı olur.
hiçbir şey anlamıyor ve masadaki kağıdın üzerine, kocaman bir soru işareti çiziyorum.
- bu durumu iki şekilde açıklayabiliriz: nadir olarak karşılaşsak da, organ hafızanızı yitirmiş olabilirsiniz
hafızamı mı yitirmişim!.. masadaki kağıda, bu sefer de bir ünlem işareti çiziyorum.
- sakin olun!.. ikinci şık, dilinizin kemiği yok gibi görünüyor. bütün sıkıntılar bu yüzden de olabilir.
masadaki kağıda yılgın bir şekilde, ’“dilin kemiği yok, kuralı var!’” yazarak, odadan kendimi hızla dışarı atıyorum.
son 48 sattir, sessizliğe bürünmüş bir şekilde ortalarda geziniyor, bu başıma geleni anlamaya çalışıyordum. önce sakin olmam gerekiyor diyerek, bir kafeye oturdum. sessiz iletişim, ne alışılmadık bir deneyimmiş. kağıt ve kalemin icadına bir kez daha şükrediyorum. garsonun şaşkın bakışları arasında, elindeki adisyon kağıdını alıp, ’‘sahlep’’ yazıyorum. sağır ve dilsiz olduğumu düşünerek, o da ne yapacağını bilmez bir şekilde, kağıda ’‘tarçın ister misiniz?’’ diye yazıyor. bu oyunu, geçici olarak seviyor ve gülümseyerek başımı ona doğru, evet anlamında sallıyorum.
son bir-iki günümü düşünmeye başlıyorum. tarçın kokusuyla kendime geliyorum. garsonun, fincanın yanına iliştirdiği ’‘afiyet olsun’’ notundaki inceliğine, ince bir tebessüm gönderiyorum.
adamın söylediklerini düşünüyorum, bir an. bildiğim kadarıyla, kaybedilen bir uzvun sanki yerindeymiş gibi ağrıması durumu; hayalet uzuv sendromu. var saydığım pek çok şeyin aslında yok olduğu, varlıklarını hiç farketmediğim (yeterince önemsemediğim) şeylerin var olduğu bir evreden geçiyorum. bir yanılsama içerisindedir belki diye gözlerim, ağzımı açıp, bu sefer parmaklarımla dilimi yokluyorum. evet, dilim tastamam olması gerektiği yerde ve büyüklükte. peki, neden böyle söyledi!..
gelelim ikinci tespitine, bu bana daha yakın gibi!.. ’‘dilinizin kemiği yok’’ demişti!.. zaman zaman kemiksiz bu dilim, başıma sonradan en çok da beni üzen dertler açmadı değil. sonradan, ’‘dile kemik nakli mümkün mü, acaba?yoksa, doğuştan kemikli ya da kemiksiz mi olunuyor!..’’ gibi, düşüncelere daldım.
cevabını veremediğim sorularla boğuşan ben, ansızın masaya bırakılan notla irkildim.
’‘korkma, yalnız değilsiniz!..’’
gözüm garsonu aradı ama ortalarda yoktu. yan masadaki adam, elinde ’‘merhaba’’ yazan bir kart tutuyordu. sonra ’‘yanınıza oturabilir miyim?’’ diyen, kartı kaldırdı. başımla onayladım. masaya geldiğinde, elindeki boş kartonlara birşeyler karalamaya başladı. sonra yüzüme ufak bir gülümseme bırakırken, sanırım yüz ifademden ’‘sabırlı olmalısın’’ diyen kısa bir not göstererek, yazmaya devam etti.
yazmayı bıraktığında, tekrar gülümseyerek ilk kartı elime verdi.
kart-1
biraz sonra öğreneceklerin, birebir senle ilişkili mi, ben ayrıldıktan sonra bunları düşün! ilişki kuramıyorsan da reddetme! bu süreyi uzatmaktan başka işe de yaramıyor, bilesin.
kafamı, onayladığımı ifade eder biçimde salladım. ikinci kartı uzattı.
kart-2
ilk aklına gelen şey doğru idi. bu, bir çeşit kramp. fakat bilesin dilin yamulmasına rağmen, kramp giren yer, dilin değildi!.. bunlar aklının krampları. herkese, en zayıf halkasından kendini gösterir. benim de dilime vurmuştu.
gözlerimi açarak pek şaşkın dinliyor, pardon, onu okuyordum.
kart-3
son zamanlarda aklını karıştıran, birebir duygularını-düşüncelerini ifade edemediğin anlar, sanırım çokça!.. bu da, en rahat olduğun ama en zayıf yerinden seni vurmuş. benim gibi, dilinden!..
ben de elime kağıdı alıp, ’‘sen kimsin?’’ diye, yazdım.
başını iki yana sallayarak, diğer kartı uzattı...
kart-4
konuştukça aklın karışıyor. hem beynin hem de dilin aynı anda konuştuğundan, hem işin içinden çıkamıyorsun, hem de günün müthiş bir yorgunluk içerisinde başlayıp bitiyor. iki kişinin aynı anda konuşması gibi. bu durumda da, beynin devreye girmek zorunda kaldı. ve, dilini susturdu.
- neeeeeeeeee... nasıl yani?
kart-5
bir süre konuşamayacaksın. bunun kıymetini bil. gerçekten!.. iç sesini duyabilmen için yapıldı bu. dış güçlerin bir müdehãlesi değil bu. korkma!.. aslında, sen sana müdehãle ettin.
- nasıl?
kart-6
iç sesin, sessizlik istiyordu. başkalarına cevap vermek isterken, bazı şeyleri kaçırıyordun. şimdi cevap vermeni gerektiren bir durum yok!.. aklın buna olanak sağladı. şimdi, içindekileri düşünme, tartma ve değerlendirme vakti!.. seni senle baş başa bırakan bu durum, bir doğum günü hediyesidir.
- ama, doğum günüm geçti ki!..
kart-7
biliyoruz. dilin konuşabileceğin hale geri dönecek. bu kramp; seni, senin sesli düşüncelerinden korumak için yaratılmış, bir kramp-on gibi düşün.
mutlulukla, günlerdir içinde olduğum stresten kurtulmuşcasına rahatladım. artık hafiflemiştim.
notu okuduktan sonra, gülümseyerek başımı kaldırmış, içime sular serpen bu adama kalkıp sarılmaya yeltenmiştim ki, ortada kimse yoktu. telaşla, garsona yan masadaki, bir süre benle oturan adamı sorduğum, notu gösterdim. başını iki yana salladı. yan masaya yöneldim, sanırım bana yazılmış bir son kart vardı.
kart-8
kramp girince ne yapmak gerekir? kramp girdiğinde kasılan adaleyi gevşetmek gerekir. sonra da hemen ısıtmak gerekir. dilini gevşet ve de ısıt!.. bu, aklına iyi gelecektir.
doğum günün kutlu olsun.. kramp çıktı!!!