İzmir’de uzun yıllardır AK Parti içinde siyaset yürüten, Kordon İşadamları Derneği Başkanı Ömür Şanlı, ekonomide yaşanan olumsuzluklar nedeniyle özellikle dar gelirliler için dayanılamaz noktalara gelen pahalılık konusunda değerlendirmelerde bulundu.

“Türkiye’nin en büyük muhalefeti artık ekonomidir” başlığı ile yazılan yazıda AK Partili Ömür Şanlı, “yeni bir ekonomik vizyona ihtiyaç var” diyerek 6 maddede önerilerini de özetledi.

03 Manset Omur Sanli Sgsw

Güncel önemi sebebiyle yazıyı okurlarımıza sunuyoruz:

TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK MUHALEFETİ ARTIK EKONOMİDİR

Avrupa enflasyonla değil, maliyetlerle mücadele ediyor. Türkiye de artık fiyatı değil, fiyatı doğuran sebepleri konuşmalıdır.

Uzmanından dikkat çeken tahmin: Rekor bekleniyor!
Uzmanından dikkat çeken tahmin: Rekor bekleniyor!
İçeriği Görüntüle

“Türkiye enflasyonla mücadele ediyor. Avrupa ise enflasyonu doğuran maliyetlerle mücadele ediyor.”

Bugün Türkiye’nin en büyük rakibi ne bir siyasi parti ne de seçim tartışmalarıdır.

Bugün hepimizin karşısındaki en büyük mesele ekonomidir.

Çünkü vatandaş sabah uyandığında önce televizyonu açmıyor…

Önce mutfağının kapısını açıyor.

Çaydanlığına bakıyor…

Buzdolabına bakıyor…

Çocuğunun beslenme çantasını düşünüyor.

Markete giderken cebindeki parayı değil, kasaya geldiğinde yaşayacağı endişeyi hesaplıyor.

İşte ekonominin gerçek sınavı tam burada başlıyor.

Siyaset meydanlarda yapılır…

Ama ekonomi mutfakta kazanılır ya da kaybedilir.

Bugün artık enerjimizi birbirimizi suçlamaya değil, vatandaşın ekmeğini büyütmeye harcamalıyız.

Çünkü güçlü devlet, vatandaşının sofrasını büyütebilen devlettir.

*

Dünya zor bir dönemden geçiyor.

Rusya-Ukrayna savaşı…

Orta Doğu’daki çatışmalar…

Enerji maliyetleri…

İklim değişikliği…

Küresel tedarik zincirindeki sorunlar…

Yani mesele yalnızca Türkiye değildir.

Yunanistan ağır bir borç krizinden geçti.

İspanya uzun yıllar yüksek işsizlikle mücadele etti.

İtalya kamu borcuyla mücadele ediyor.

Fransa’da çiftçiler aylarca sokaklardaydı.

Almanya enerji maliyetlerini yeniden yönetmek zorunda kaldı.

Bulgaristan ve Balkan ülkeleri de yüksek maliyet baskısıyla mücadele etti.

Ancak bu ülkelerin ortak hedefi, sadece fiyatları konuşmak değil; fiyatları oluşturan maliyetleri azaltmak oldu.

İşte Türkiye’nin de değiştirmesi gereken bakış açısı tam burasıdır.

Biz çoğu zaman sonucu konuşuyoruz.

Onlar ise sebebi çözüyor.

*

Bir kilo peynir neden pahalı?

Çünkü süt pahalı.

Süt neden pahalı?

Çünkü yem pahalı.

Yem neden pahalı?

Çünkü enerji pahalı…

Nakliye pahalı…

Finansman pahalı…

İşte Avrupa’nın önemli farkı burada ortaya çıkıyor.

Etikete müdahale etmek yerine, etiketi oluşturan maliyetleri azaltmaya çalışıyor.

Belki de Türkiye’nin yeni ekonomi anlayışı tek bir cümle üzerine kurulmalıdır:

“Fiyatı değil, maliyeti düşüren devlet.”

Çünkü maliyet düştüğünde sadece tüketici değil;

Çiftçi kazanır…

Esnaf kazanır…

Sanayici kazanır…

İhracatçı kazanır…

Ve sonunda vatandaş kazanır.

Bugün esnafın en büyük korkusu satış yapamamak değildir.

Sattığı ürünü ertesi gün aynı maliyetle yerine koyamamaktır.

Belirsizlik arttıkça esnaf fiyatına risk payı eklemek zorunda kalıyor.

Vatandaşın korkusu da farklı değildir.

“Bugün almazsam yarın daha pahalı olur.”

Bu psikoloji gereğinden fazla alışverişi tetikleyebilir, bu da piyasa üzerindeki baskıyı artırabilir.

*

Z-5

Ekonomi sadece rakamlarla değil, beklentiler ve güvenle de şekillenir.

Avrupa’nın önemli avantajlarından biri de budur.

Vatandaş, üretici ve yatırımcı; kuralların öngörülebilir olduğuna daha fazla güven duyduğu için ekonomik kararlarını daha sağlıklı verebiliyor.

Çünkü ekonominin görünmeyen para birimi, paradan önce güvendir.

*

Türkiye’nin artık yeni bir ekonomik vizyona ihtiyacı vardır.

Bu vizyon altı temel başlık üzerine inşa edilebilir.

Birincisi: Temel Gıda Güvenliği.

Ekmek…

Süt…

Yumurta…

Peynir…

Bebek ürünleri…

Bunlar yalnızca ticari ürünler değil, aynı zamanda stratejik ürünlerdir. Bu alanlarda üretim verimliliğini artıracak politikalar öncelikli olmalıdır.

İkincisi: Maliyet Zinciri Reformu.

Tarladan sofraya kadar oluşan enerji, lojistik, depolama ve finansman maliyetleri tek tek analiz edilmeli; gereksiz yükler azaltılmalıdır.

Üçüncüsü: Güven Ekonomisi.

Devlet, üretici, marketler ve medya; paniği değil, öngörülebilirliği güçlendiren bir iletişim dili oluşturmalıdır.

Dördüncüsü: Dürüst Esnafı Güçlendiren Sistem.

Vergisini düzenli ödeyen, kayıtlı çalışan ve istihdam sağlayan işletmeler finansmana erişimde ve yatırım teşviklerinde daha güçlü desteklenmelidir.

Beşincisi: Üretici ile Tüketiciyi Yakınlaştırmak.

Kooperatifler, dijital tedarik sistemleri ve güçlü lojistik altyapısıyla aradaki gereksiz maliyetler azaltılmalıdır. Üretici daha fazla kazanırken vatandaş daha uygun fiyatla alışveriş yapabilmelidir.

Altıncısı: Milli İsraf Seferberliği.

Hasattan sofraya ulaşana kadar kaybedilen her ürün, aslında görünmeyen bir enflasyondur.

Çöpe gitmeyen her ürün, vatandaşın cebinde kalan paradır.

Belki de Türkiye’nin en büyük ekonomik reformu yeni bir vergi değil;

Yeni bir güven anlayışı olacaktır.

Çünkü güven varsa yatırım vardır.

Yatırım varsa üretim vardır.

Üretim varsa bolluk vardır.

Bolluk varsa rekabet vardır.

Rekabet varsa fiyat istikrarı vardır.

Türkiye’nin güçlü bir sanayisi var.

Bereketli tarım toprakları var.

Çalışkan bir esnafı var.

Üreten bir milleti var.

Bu ülkenin eksiği imkân değildir.

Bu ülkenin en büyük ihtiyacı; güven veren, maliyetleri azaltan, üretimi artıran ve uzun vadeli düşünebilen yeni bir ekonomi anlayışıdır.

Çünkü gerçek refah, maaşları sürekli artırmak değil; vatandaşın aynı maaşla daha fazla ekmek, daha fazla süt, daha fazla peynir alabilmesini sağlamaktır.

Ekonomi, rakamları yönetme sanatı değildir.

Ekonomi; vatandaşın mutfağındaki huzuru koruma sanatıdır.

Bir ülkenin gerçek zenginliği; borsa endeksleriyle değil, emeklisinin pazardan eli dolu dönebilmesiyle, esnafının dükkânını umutla açabilmesiyle ve bir annenin çocuğunun beslenme çantasını hazırlarken fiyat etiketlerinden endişe duymamasıyla ölçülür.

Türkiye bunu başarabilecek üretim gücüne, insan kaynağına ve potansiyele sahiptir.

Şimdi ihtiyaç duyulan şey; günü kurtaran tartışmalar değil, güveni büyüten, maliyetleri azaltan ve üretimi merkeze alan kalıcı bir ekonomi vizyonudur.

Çünkü vatandaşın cebini maaşı büyüterek değil, hayatın maliyetini küçülterek zenginleştirebiliriz.