Dün açıklanan bir karara göre, 12 Eylül mağduru bin den fazla kişinin şikayetlerini tasnif eden savcılık, savcılık makamından birini görevlendirmiş. Bu görevlendirme sonrası hazırlanacak fezleke-soruşturma evrakı ciddi görülürse 12 Eylül'de darbe yapan ve hayatta olan emekli generallere dava açılabilecek.
Filmi geriye saralım, 11 Eylül akşamına kadar kimler sokakta yürüyebiliyordu. Devlet dairelerinde yetkililer bellerinde silahla görev yapıyordu. Anneler, çocuklarının okuldan dönmelerini perde arkasından yol gözleyerek bekliyordu. Anarşi kol geziyor, gençler, öğrenciler ölüyor veya sakat kalıyorlardı. Gazetelerdeki köşe yazarları ordu nerede niye yönetime el koymuyor yolundaki düşüncelerini açıkça yazıyordu. Siyaset adeta bir kör dövüşü idi, Baş rollerde sayın Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan var. Bu dördü bir araya gelip bu kaos ortamına son veremiyorlar. Temmuz ayına gelindiğinde artık her kes bir beklenti içine girmişti. Bu kaos ortamı ve kardeş kavgasından ancak askeri bir idare ile çıkılabilir, artık ordu idareye el koysun. Siyaset kördüğüm, baştaki hükümet olayların önlenmesini orduya havale etmiş, ama olaylar azalacağına her geçen gün artıyor. Sıkı yönetim dolayısı ile polis de görev yapamaz duruma girmişti. Ayrıca polis içinde de kutuplaşmalar vardı.
Notlarıma baktım, temmuz ayının son haftasında ordunun yönetime el koyacağı söylentisi yayılmış, hükümet bunu biliyor. Ağustos başında yönetime el konulma tarihi 8 ağustos olarak verilmeğe başlandı. Ben kalkıp zırhlı birliklerin konuşlandırıldığı Etimesgut Garnizonuna gittim. Ben yedek subay olarak orada bir yıl çalışmıştım. Ortada fevkalade bir hareketlilik vardı. Mürted hava üssünde de uçaklar her an harekete hazır bekletiliyordu. Döndüğümde izlenimlerimle birlikte duyumlarımı da hükümete anlattım. Demirelin adeta 'asker el koysa da bizde bu işten kurtulalım' diyen tavrını hatırlıyorum. Benim önerim çok basitti, hükümet, bir kararname ile genelkurmay başkanı ve dört kuvvet komutanını görevden alsın idi. Cevap ayni basitlikte, ona yürek ister şeklinde idi. O günkü şartlarda hükümet acz içinde, karar alamıyor, insanlarımız birbirine adeta düşman haline getirilmiş her gün cenaze kaldırılıyor, ordunun el koymasında acele etmesi beklentisi yaratılmış.
İhtilalden sonra, bir gazetecinin komutana anlamlı bir sorusu oldu, 'niye daha önce yönetime el koymadınız' cevap ise 'durumun olgunlaşmasını bekledik, hükümetin karar almasını bekledik' şeklinde idi. Yani hükümet gerekeni yapmıyordu. İhtilalin yapılacağını biliyor, ama gerekeni yapmıyor. Şimdi size bir soru sorayım, bu ihtilali davet edenler içinde hükümet yok mu? Var ise, o günkü başbakanı görevi ihmalden demokrasiye ihanetten dolayı yargılamak gerekmiyor mu? Bana göre gerekir ve bir numaralı sanık sayın Demirel'dir.