RÖPORTAJLAR
5 Eylül 2011 Pazartesi

'Kocaoğlu'nu istemedim, Tartan için yalvardım'

2009 yerel seçimleri öncesinde CHP İzmir İl Başkanlığı koltuğunda oturan Kemal Karataş, o dönem İzmir’de partisinin belediye başkan adaylarının nasıl belirlendiğini, hangi süreçlerin yaşandığını, hangi itirazlara rağmen kimi isimlerin nasıl aday yapıldığını ilk kez bu kadar açık Gönül Soyoğul’a anlattı.

 Kocaoğlu nu istemedim, Tartan için yalvardım

BAŞLARKEN…
Yaklaşık 7 ay önce, egedesonsöz’e gelmişti.
Sevgili Ümit genel siyaset üzerinden, ben de yerelden epey sıkıştırmıştık sevgili Kemal Karataş’ı. Öyle şeyler söylemişti ki… Yazmayı çok istedim, çok da ısrar ettim. Ama ‘yazma, şimdi önümüzde Haziran seçimleri var, partim zarar görür. Seçimlerden sonra söz veriyorum, konuşacağım’ deyince, akan sular durdu.
Zamanın gelmesini bekledim.
Aziz Kocaoğlu’nun davetlisi olarak Asansör’de geçirdiğimiz 7 saatlik iftar yemeğinin bir bölümünü Ümit Yaldız’ın, bir bölümünü de benim kalemimden okumuştunuz.
Ümit’in kaleme aldığı Urla Belediye Başkan adaylığının belirlemesiyle ilgili Aziz Bey’in anlattıklarına ilk itiraz, o sürecin önemli tanıklarından olan, dönemin CHP İzmir İl Başkanı Kemal Karataş’tan gelmişti ki; sevgili Yaldız, o itirazlara da yer verdi köşesinde.
‘Urla’daki aday belirleme sürecini bir de benim ağzımdan dinleyin’ diyen ve Deniz Baykal’ın o döneme ilişkin sözlerine elçilik yapmak üzere egedesonsöz’e gelen Kemal Karataş’a, ‘artık zaman gelmedi mi? Seçim demiştin, seçim geçti, neredeyse yerel seçimler gelecek’ diye sordum ben de. ‘Hazır Urla sürecini anlatırken, öteki ilçelerde adayları nasıl belirlediğinizi anlatır mısın’ diye de ekledim.
‘Tamam’ dedi ama şart koştu. ‘Bayramda konuşuruz, bayramdan sonra yayınlarsın.’
Dediği gibi yaptık. Büroda başlayan söyleyişi; bayramda Urla’da olduğumuz için Urla’da sürdürdük.
Deniz kıyısında hem kahvaltımızı yaptık denize karşı, hem de 2009 seçimleri öncesine döndük.
O süreçte aktif olarak gazetecilik yapmadığım, olayları sadece bir okur olarak basından izlediğim için, anlattıklarından pek çoğu ilginç ve yeni geldi bana. O sürecin mimarlarından biri olan, İzmir’de ‘Deniz Baykal’ın has adamı’ olarak da tanınan Kemal Karataş’ın anlattıkları, o günleri kanlı/canlı yaşayanlara da ilginç gelir umarım.
Özellikle Konak Belediye Başkan adayı ilan edilip sonrasında kendi partililerin ihbarıyla adaylığının düşmesi ile ilgili bölüm, ‘madem beni yaptırmadınız, ben de sizin oyununuzu bozayım da görün’ duygusuyla (bu benim tespitimdir) harekete geçip Muzaffer Tunçağ’ın da başkanlığın kıyısından dönmesini sağlayan hamlesi… Hakan Tartan ismini eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’a nasıl kabul ettirdiğini anlattığı bölüm…
Okursanız, siz de öğreneceksiniz!
  
GÖNÜL SOYOĞUL: 2009 yerel seçimleri öncesi CHP İzmir İl Başkanı’ydın. Ve seçimlerden önce, ‘İzmir 30’da 30 bizim olacak’ demiştin ki 28’le hedefe çok yaklaşmış oldu. Bu tahmini neye dayanarak yapmıştın? CHP İzmir İl Başkanı Tacettin Bayır’ın Haziran seçimleri öncesi söylediği “10+10”undan ne farkı vardı bu sözlerinin?
 
KEMAL KARATAŞ: Bir partinin özellikle CHP’nin il başkanıysanız, her adımınıza çok dikkat etmeniz gerekiyor. Her konuşmanızı iyi tartmanız, ağzınızdan çıkan her cümlenin bir mesaj ifade edeceğini bilmeniz gerekir. Gelişigüzel konuşamazsınız. Politikacının Türkiye’de erozyona uğramış bir güvenilirliği vardır, onun için sayın Tacettin Bayır’ın çıtayı yüksek tuttuk lafına gelirsek, yok öyle tutamazsanız çıtayı. Öyle çıta tutulmaz. Mesela bir atlet 2 metreyi geçiyorsa, çıtayı 2.10 tutarsınız, 3 metre tutamazsınız. Sonra rezil olursunuz. Ben 30’da 30 derken, gerçekçiydim.
 
SOYOĞUL: Pardon ama o dönemde parti içinden ‘hadi canım sen de, atma’ diyenler olmadı mı bu sloganına?
 
KARATAŞ: Tabii, olmaz mı? Başta Aziz Kocaoğlu’nun ‘olmaz öyle şey’ dediğini biliyorum. Çok attın diyenler oldu. Ama ben öyle yapmadım. Göreve geldikten, kongreler sürecini yaşadıktan sonra, yerel seçimlere 2-3 ay kala bu mesajı verdim. O güne kadar geçen süre içerisinde bütün ilçeleri dolaştım. Defalarca. 10 kez, 20 kez gittiğim ilçeler vardı. Ben orada sürekli partimin adayı kim olmalı, bunu aradım. Diğer partilerin adaylarının kim olacağını gözlemledim. İlçe örgütüyle temaslarım, ilçe örgütü haricinde o ilçede akil, bilge kişilerle ileri gelenleriyle, muhtarlarıyla temaslarım oldu. Bu temaslarım sonucunda 30 ilçenin adaylarını hemen hemen belirledikten, rakip parti AKP’nin de adaylarının kimler olabileceğini tahmin ettikten sonra böyle bir slogan hazırladım. Bunu da o meşhur Çeşme Sheraton toplantısından sonra yaptım.
 
SOYOĞUL: Hani şu Deniz Baykal ile birlikte, İzmir’in adaylarını belirlediğiniz toplantı….
 
KARATAŞ: Belirlemek demeyelim, orada adayların kim olacağının jimnastiğini yaptık.
 
SOYOĞUL: Sheraton’a gelmeden önce şunu sorayım. O toplantıya girmeden önce il başkanı olarak ilçeleri turladın, görüşmeler yaptın, 30 ilçede kimleri önereceğinle ilgili tüm isimler kafandaydı, doğru mu?
 
KARATAŞ: Doğru, belliydi.
 
SOYOĞUL: Peki senin önerdiğin 30 isimden kaçı aday yapıldı, 30’da kaç oldu?
 
KARATAŞ: 28’inde de oldu.
 
SOYOĞUL: Nasıl olur, mesela Urla? Geçen gün Ümit’le de konuştunuz, Urla’da Selçuk Karaosmanoğlu Aziz Kocaoğlu’nun adayıydı. Selçuk Bey’in CHP’ye geçişini de o sağlamıştı.
 
KARATAŞ: Aziz beyin adayıydı ama uyduk sonuçta. Tabii önerdiğim isim başkasıydı. Öyle düşünürsen, Urla ve Torbalı dışında, 26 ilçede benim önerdiğim isimler belediye başkan adayı yapıldı.
 
SOYOĞUL: Peki, geçelim Sheraton’daki toplantıya. Neler oldu?
 
KARATAŞ: O çok gizli bir toplantıydı. Genel Sekreter Yardımcımız Mehmet Sevigen aradı beni ve Deniz Bey’in Çeşme’ye geleceğini, kimseye haber vermememi istedi, kendi aracınla karşıla dedi. Basını atlatmak için il yönetim kurulu üyesi Muhsin Kara’nın aracını aldım, havaalanına gittim, ben direksiyonda, Deniz Bey yanımda, arkada Sevigen, Çeşme Sheraton’a geldik. Ben ve Sayın Baykal’la birlikte ikimiz Büyükşehir dahil, İzmir’de adayların kimler olabileceğinin çalışmasını yaptık.
 
SOYOĞUL: Bu arada şunu sormadım. ‘30 ilçeyle ilgili ön hazırlık yaptım’ demiştin ama Büyükşehir adayı için Deniz Bey’e kimi önermiştin? Aziz Kocaoğlu değildi, en azından bunu biliyorum..
 
KARATAŞ: Büyükşehir adayım yoktu. İstekli arkadaşlar vardı.
 
SOYOĞUL: Kendin miydin yoksa?
 
KARATAŞ: Hayır hayır, hiç öyle bir şey düşünmedim, yakıştıranlar olmuştur ama ben öyle düşünmedim.
Talipler vardı Büyükşehir’e tabii. Bu talip isimleri de Sayın Baykal’la konuştuk bunları. Baykal’ın yanıtı bana, o toplantıda ‘Aziz’le devam edeceğiz’ oldu. ‘Peki sayın Genel Başkanım’ dedim, o konu orada bitti.
 


SOYOĞUL: İster talip deyin, ister yakıştırma; Hakan Tartan’ın da, Mehmet Ali Susam’ın da adı sıklıkla telaffuz ediliyordu Büyükşehir için. Bu isimler o toplantıda konuşuldu mu?
 
KARATAŞ: Şöyle konuşuldu, ben tabii Sayın Genel Başkan’a, Aziz Kocaoğlu’ndan başka adayların da olduğunu söyledim. Mehmet Ali Susam var, Hakan Tartan var dedim. Sayın Baykal, ‘Yok, ben anket yaptırdım, Aziz çıkıyor anketten’ dedi. ‘Peki sayın genel başkanım’ dedim, Aziz Kocaoğlu böylece kesinleşmiş oldu orada. Bu arada milletvekillerine haber verilmiş, şu tarihte İzmir’de bulunun denmişti. Onlar da Sheraton’a davet edildi. Biz Deniz Bey’le bu çalışmaları yaptıktan sonra onlar da otele geldiler. Milletvekilleri ilçe belediye başkanlarının belirlenmesinden ziyade, Büyükşehir üzerinde duruyorlardı. Şimdi bunları daha net anlatmanın zamanı değil bence. Bu dönem bittikten sonra daha ayrıntılı olarak konuşuruz.
 
SOYOĞUL: Milletvekillerinin Aziz Bey’in adaylığına itirazları mı vardı?
 
KARATAŞ: Şu kadarını söyleyebilirim, bir tek Selçuk Ayhan’ın Aziz Bey’in adaylığıyla ilgili olumlu yaklaşımı olmuştu. Daha da ayrıntıya girmeyelim.
 
SOYOĞUL: Peki, ilçelerin belirlenmesine geçelim.
 
KARATAŞ: Şimdi Çeşme’deki çalışma, ön taslak çalışmaydı. Sonra bu listeler MYK’nın içinden seçilmiş, Sayın Baykal’ın başkanlığında aralarında sayın Genel Sekreter’in de olduğu 8 kişilik bir kurulda tekrar tartışıldı ve nihai liste orada onaylandı. Kurul odada çalışırken, zaman zaman ben de CHP İzmir İl Başkanı olarak içeri çağrıldım, görüşlerimi dile getirdim.Bir ilçe üzerinde tartışmalar yaşanırken, benim bir sözüm oldu. ‘Bu isimler arasında benim bir yakınım, dostum yok, bir arkadaşım yok, bir akrabam yok; bu isimleri ben buraya getirirken partimin kazanacağı isimler olarak öneriyorum’ dediğimde, sayın Baykal etkilendi, kurula ‘bakın baylar, Kemal ne diyor’ dedi. Samimiyetle söylüyorum, o kurulda bile önerilen isimler arasında ahbaplığı olanlar, arkadaşı olanlar vardı. Ama benim hiç önerdiğim arkadaş/ahbap/akraba ismim yoktu. İşte adaylık belirlemesine, bu kadar parti sorumluluğu çerçevesinde yaklaştım.
 
SOYOĞUL: Sheraton’daki çalışmaya dönersek, Büyükşehir Aziz Kocaoğlu olarak belirlendi. Sonra nasıl bir çalışma yaptınız? İsimler gündeme nasıl getirildi? Mevcut belediye başkanlarından değiştirdiğiniz hangisiydi o toplantıda?
 
KARATAŞ: Bornova vardı. Sırrı Aydoğan mevcut başkandı ama onu değiştirdik. Ben Kamil Okyay Sındır’ı önerdim. Bununla ilgili çok ayrıntıya girmeden şunu söyleyebilirim. Ben Sayın Sındır’ı önerdiğimde, Sayın Baykal’la mutabık kalmıştım ama asıl kesin liste, az önce dediğim gibi 8 kişilik kurulda belirlenecekti. Ancak kurula kadar olan süre içinde Kamil Oktay Sındır’ın Bornova adayı olacağı duyuldu. Duyulunca, Sayın Aziz Kocaoğlu buna itirazda bulundu. Kamil Okyay Sındır’ı şikayet etmiş Genel Başkan’a. Belediyeyi mahkemeye veren biri olduğunu söylemiş. ‘Kamil adayımız olmamalı’, ‘CHP’ye karşı aykırı davranışlarda bulunuyor’ gibi onun değiştirilmesine yönelik sözler söyleyince, Deniz Bey de beni aradı ve bu şikayetlerle ilgili araştırma yapmamı, bunların doğruluk payının ne olup olmadığını öğrenip ona bildirmemi istedi. Şimdi net hatırlamıyorum ama sanırım yeşil alanla ilgili bir mahallenin belediyeden şikayeti olmuş, o şikayetleri dile getiren grubun sözcülüğünü de Kamil Okyay Sındır yapmış. Kamil Bey bana konuyu anlatınca, önemli bir durum olmadığını gözlemledim ve kendisine Deniz Baykal’ın telefonunu verdim, ‘aç ara, durumu Deniz Bey’e kendi ağzınla anlat’ dedim. O da aramış ve Deniz Bey, Kamil Okyay Sındır’ın aday yapılmasında bir mahsur olmadığına kanaat getirince, Kamil Bey Bornova adayımız oldu.
 
SOYOĞUL: O süreçte en kapışmalı ilçelerden biri de Buca’ydı. İlçe Başkanı Mehmet Süne adaydı, MYK üyesi Mehmet Ali Susam’ın desteklediği bir aday vardı. Bunlar çok güçlü isimlerdi…
 
KARATAŞ: Orada 9-10 tane aday adayı vardı. Süne en güçlü adaylardandı, Susam’ın adayı Necati İmam da öyleydi. Orada benim aday tespitini nasıl yaptığıma dönelim. Ne Mehmet Ali Susam, ne Önder Sav ekibinin ilçe başkanı Mehmet Süne… Buca çok kozmopolit bir yer. Yine benim il başkanı olduğum dönemde SHP, Buca’da belediye başkanlığını almıştı. Ama ondan sonra CHP başarı elde edememişti. Ya ANAP, ya DSP, AKP kazanmıştı. Orada CHP’ye oy vermeye hazır bir seçmen kitlesi vardı, onu çok iyi biliyordum ama partinin göstereceği aday çok önemliydi. Hüseyin Yüzer’i göstermiştik bir önceki seçimde, kazanamamıştık biliyorsunuz. Daha önce Ali Rıza Kaya ile kazanamamıştık. Burada bir adam kayırma, adam kollama yapılamazdı. Aman aram MYK üyesi Susam’la bozulmasın, aman aram Önder Sav ekibiyle bozulmasın diyerek Mehmet Süne’yi ya da Necati İmam’ı aday yapamazdım.
 
SOYOĞUL: Susam’a ya da Süne’ye karşı olduğundan değil de ‘o adaylarla seçimi alamayız’ diye mi düşündün?
 
KARATAŞ: Evet, aynen. Eğer kazanacaklarını öngörseydim, hiç düşünmez ben de desteklerdim. Sonuçta örgüt Buca’da çok bölünmüştü. İl Genel Meclisi’nde çalışmalarını beğendiğim, basında sık sık yer alan, depreme dayanıksız okulları sık sık gündeme getiren, İl Genel Meclisi’nde iyi muhalefet yaptığını, sürekli AKP iktidarının milli eğitimini zor durumda bıraktığını izlediğim Ercan Tatı’yı aday göstermeye karar verdim.
 
SOYOĞUL: Öncesinde hiç tanışıklığınız yok muydu?
 
KARATAŞ: Hayır hayır. Ben il başkanı olduğum zaman, Ercan Tatı ile bir merhabamız bile yoktu. Yan yana gelmişliğim bile olmamıştır. Ama ben İl Başkanı olduktan sonra tesadüf, işyeri bizim parti binasının üst katlarındaydı; onu sık sık izleme/gözleme fırsatım oldu.
 


SOYOĞUL: Yani Tatı ismini biri sana fısıldamadı, ‘bak bu adama dikkat et’ falan demedi, öyle mi?
 
KARATAŞ: Demedi, tamamen benim gözlemlerimle belirlendi. Keratanın şansı da yardım etti. O gün Çeşme Sheraton’da Deniz Baykal’a söyledim ismini ve Tatı konusunda anlaştık.. O akşam Shreton’da çalışmamız bittikten sonra Deniz Baykal odasına çekildi, televizyonda dolaşırken, ege tv’de Ercan Tatı’yla ilgili bir söyleşiyi izliyor. Sabah bana dedi ki, ‘O Buca’yla ilgili söylediğin ismi izledim, güzeldi konuşması beğendim’ dedi. Adını hatırlamıyordu ama bu sözlerinden sonra Tatı’nın kesinleştiğini anladım.
 
SOYOĞUL: 2009 yerel seçimlerinde iki yeni ilçede ilk kez seçim yapıldı. Karabağlar ve Bayraklı. Burada da mı sizin önerdiğiniz isimler aday yapıldı?
 
KARATAŞ: Şöyle anlatayım. Bayraklı en tartışmalı yerlerden biriydi. AKP niye bölmüştü Bayraklı’yı? Banko kazanacağını hesaplıyordu. İktidarın oyununu bozdum orada. Bozmasaydım AKP’nin projesi tutabilirdi. Bornova’dan bir kısım, Karşıyaka’dan bir kısım mahalleler bağlanarak yaratılan bir ilçeydi Bayraklı. CHP’nin kalesini yıkmaya yönelik bir projenin sonucu olarak ortaya çıkmıştı. Çok kozmopolit, sağcıların, MHP’nin çok olduğu bir yer. Şimdi orada da çok aday vardı. Çok büyük bir kıskacın altındaydım. Karşıyaka’dan ayrıldığı için, Cevat Durak’ın desteklediği aday var; Karşıyaka ilçe Başkanı Ertam Özen’in desteklediği aday var. Bornova’dan ayrıldığı için ilçe başkanı Ertürk Çapın’ın istediği, kolladığı, bana dolaylı yollardan önermeye çalıştığı aday var. Partililerden adaylar var. Cevat Durak Mustafa Ciritoğlu’nu destekliyorlardı, Bornova grubu da. En önemlisi Erdal Aksünger vardı. Erdal Aksünger Bayraklılı değildi, Bayraklı örgütüyle ilişkisi yoktu ama Erdal Aksünger partinin belli etkin kişilerini, Genel Merkez nezdinde harekete geçiriyordu. Onun atanması yönünde politika geliştiriyordu, çalışma yapıyordu.
 
SOYOĞUL: Hasan Karabağ ismini siz belirlediniz. O nasıl oldu, onunla da mı merhabanız yoktu öncesinden?
 
KARATAŞ: Yok, vardı. Daha önceden partiden tanıyordum. Bayraklı, en yorulduğum ilçelerden biridir. Orayı almamız lazım, AKP’nin oyununu bozmamız lazım diyordum. Hasan Karabağ eski partilidir, hiçbir başka partiye sapması olmamıştır, oranın çocuğudur. Ciritoğlu olsun diye üzerimde baskılar artarken, ben Karabağ’ın çalışmalarını izlemeye aldım. Aday adayıydı ve seçim bürosu vardı onun da öteki aday adayları gibi. Çok sık gittim Bayraklı’ya. Çeşitli gruplarla görüştüm, muhtarla toplantı yaptım, onların düşüncelerini görüşlerini aldım, bir gün aniden habersiz aday adaylarının bürolarına gittim. Ciritoğlu’nun bürosuna da Karabağ’ın bürosuna da habersiz gittim. Bu iki aday üzerinde yoğunlaşmıştım. Karabağ üzerinde mutabık kaldım. Niye? Çünkü gözlemlerimde, o ani ziyaretlerimde Ciritoğlu’nun bürosunda CHP tabanını göremedim. Beni etkiledi. Partililer çok yoktu o büroda. Karabağ’ın bürosunda ise, o ani ziyaretimde hatta Hasan yoktu, partilileri daha canlı, daha aktif gördüm ve Karabağ ile ilgili tespitimin doğru olduğunu anladım. Bir de daha mütevazı, daha halkçı geldi bana. Ve Hasan’ı bir kuyudan çıkararak aday yaptırdım. İtiraz edenler oldu, hayır diyenler oldu. Ama ben ısrarla Hasan’la alabileceğimi söyledim. 8 kişilik kurulda başka isimler girdi devreye ama ısrarla Hasan Karabağ’la Bayraklı’yı kazanabileceğimizi anlattım. Bayraklı’nın kozmopolit yapısını bir kez daha anlattım kurula. Sanıyorum o cümleyi, o anda sarf etmiştim. ‘Benim tanıdığım, ahbabım, arkadaşım yok kolladığım. Ben partimin kazanacağı adayı öneriyorum’ demiştim. Deniz Bey de ‘Bakın Baylar, Kemal ne diyor’ diyerek etkilendiğini ifade etmişti.
 
SOYOĞUL: Can siperane çalıştınız ve Hasan Karabağ adayınız oldu. Bayraklı’yı bırakıp Çiğli’ye geçelim. Orada nasıl belirlendi adayınız? Rahmetli Bulut, sizin adayınız değildi. Hastalığı ilerlemiş bir insanı aday göstererek, CHP’nin orada büyük bir risk aldığını düşünmüştüm ben mesela…
 
KARATAŞ: Şimdi orada benim adayım Ensari Bulut değildi. Bir diş hekimi arkadaşımızı önermiştim Çeşme Sheraton’daki toplantıda. 8 kişilik kurulda Önder Sav tarafından mevcut belediye başkanı gündeme getirildi. Ayrıntıları anlatmayayım ama onun hastalığı dikkate alınarak, onunla devam edilsin dendi. Deniz Bey çok duygusal bir insan. Hasta olduğunu Sayın Sav hatırlattı, sayın Baykal da peki dedi. Bulut aday oldu…
 
SOYOĞUL: Bu arada Karabağlar’ı atladık. İki yeni ilçeden biriydi orası. Yani AKP’nin yaptığı hesaplara göre AKP orayı alacaktı. Ama Kürüm kazandı. Onun Önder Sav’ın adayı olduğunu ben bile biliyorum. Sizin gönlünüzdeki aday kimdi?
 
KARATAŞ: Anlatayım. Karabağlar’da Sıtkı Kürüm adaydı, başka adaylar da vardı. Mehmet Türkbay vardı. Sıtkı Kürüm hem Konak için, hem de Karabağlar için adaydı. Konak olmazsa Karabağlar Belediye Başkan adaylığına talipti. Sheraton’daki görüşmeye gittiğimde Mehmet Türkbay adı öne çıkmıştı ama aklımda Sıtkı Kürüm de vardı. Sonra Ankara’daki 8 kişilik kesinleştirme toplantısında… (duruyor, uygun cümleleri arıyor söylemek için) Önder Sav ekibinin ismi Karşıyaka’da Ertam Özen olamadı, Buca’da Mehmet Süne olamadı, Balçova’da Salih Küçcükbayrak olamadı. Karabağlar’da da adayları Sıtkı Kürüm’dü. Ayrıca, ilçe başkanlığını sürdüren Kürüm’ün örgüte büyük emeği geçmişti. Deniz Bey ‘kim olsun aday Kemal?’ diye sorunca, ben de ‘Sıtkı Kürüm olsun’ dedim. Ama şunu da ilave edeyim, o tereddütlü durumda, Sıtkı’nın adını söylediğim için şu an mutluyum. Çünkü örgütle çalışan, örgüte sahip çıkan ve sosyal demokrat belediyeciliği projeleriyle uygulamaya çalışan bir durumda görüyorum kendisine. Önceleri tereddüt etsem de şimdi ‘iyi ki onu önermişim, karşı çıkmamışım’ diye düşünüyorum. 
 


SOYOĞUL: Ya Seferihisar? Tunç Soyer benim çok içime sinen isimlerden biriydi, hakikaten sürpriz oldu. Nasıl buldunuz onun ismini?
 
KARATAŞ: Beni en çok yoran, uğraştıran ilçelerden biriydi  Seferihisar.  Orada da iğneyle kuyu kazdım. Hamit Nişancı Anavatan’lı. Kendisine Aziz Kocaoğlu tarafından çengel atılmış, ona sempati duyuyor. Onun tekrar aday gösterilmesini istiyor. Orada ilçe başkanı hanım, kendisi de aday. Böyle bir ikilem karşısında çözmek zordu. Defalarca oraya gittim, partililerle görüşmelerim oldu, hatta bir toplantıda sinirlerim bozuldu, onlara bağırdım, hakarete dayalı sözler söyledim. Partimin ilçe başkanı beni orada, atlatmaya dayalı sözler sarf ediyordu. Örgütü tembihliyor kendisi aday olmak istediği için… Gittiğimde soruyorum, ne var ne yok, kimi aday göstereceğiz diye, hiç kimse belediye seçimlerini konuşmuyor, kim olsun diye hiç kimse bir şey söylemiyor. Hatta bir keresinde Mehmet Ali Susam’la birlikte gittik. Orada örgütü topladık, Sığacık’ta bir kafede toplantı düzenledik. Türkiye’yle ilgili devrim nutukları atıyorlar ama belediye başkanı kim olsun diye ağızlarını bile açmıyorlar. Anladım ki, ilçe başkanı bunları susturuyor. Bir kısmı Hamit Nişancı’yı partiye alalım, onunla ancak kazanırız diyor fakat ilçe başkanı ‘ama’ koyuyor.
 
SOYOĞUL: Ortada Tunç Soyer’in ismi yok mu bu arada?
 
KARATAŞ: Yok, kimsenin Tunç Soyer’den haberi yok, Soyer’in bile yok. Hamit Nişancı’ya birkaç kez gittim. Bin tane mazeretler söylüyor, ağzı laf yapıyor. Saygılar sunuyor, sevgiler sunuyor, bin dereden su getiriyor ama bir türlü CHP’ye girmeyi, CHP’den aday olmayı söyleyemiyor. Bıktım bu gidiş gelişlerden. En son gittiğimde hatta yanımda Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur da vardı. Şartlar sundu, bu kez somut şartlardan söz etti. Dedi ki ‘ilçe yönetimini ben kuracağım, ilçe başkanını ben belirleyeceğim.’ Canım sıkıldı. Peki dedim, ilçe başkanı kim olacak? Kapıda duran birisini, kapıcısı mıydı artık bilmiyorum, onu gösterdi. ‘İşte ilçe başkanı adayım’ dedi. Kendisine hayırlı işler diledim. Nişancı olayı benim için o gün orada bitti. Başka aday arayışına girdim. Hatta çok güvendiğim bir iki partilinin önerisiyle önce eski belediye başkanının damadı üzerinde durdum. Maliye’de çalışıyordu. Ama Seferihisar’ı kazanılacak bir yer olarak görmedi bu arkadaş, risk almak istemedi, başkanlığa garanti olarak bakmadığı için kabul etmedi. Sonra aklıma birden Tunç Soyer geldi.  Çünkü Tunç Soyer, Expo genel sekreterliğini üstlenmişti. Orada çok başarılı olmuştu, çok sorumluluk bilinci içinde görmüştüm kendisini. Teklif götürdüm. ‘Sen dedim başvurunu yap, seni aday göstereceğim. Benden haber bekle’ dedim. Ve sonra Sayın Baykal’a aktardım. ‘Çok iyi, isabetli bir isim bulmuşsun’ dedi. Partinin 8 kişilik kurulundan da hiç itirazsız geçti.
 
SOYOĞUL: Bir de Torbalı’yı merak ediyorum. Nasıl oldu, önce başka bir aday ilan edildi, sonra baktık ki başka bir isim… Torbadan mı çıktı?
 
KARATAŞ: Şimdi orası da çok ilginç. Bazen CHP yönetti orasını, bazen merkez sağ partiler. Geldi gitti hep orada seçimler. Ben oranın çok sevilen bir hastane başhekimini buldum, partili, çok sevilen. Sayın Genel Başkan’la mutabık kalmıştık. Biliyorsun en son internet sayfasında ilan edilen CHP’nin adayları arasında onun ismi vardı. Ancak sonra benim il başkanlığımdan ayrılıp kendi derdime düştüğüm dönemde, olaylı Konak Belediye Başkanlığı adaylığım dönemimde partililer otobüslerle Ankara’ya giderek, Deniz Baykal’a eski belediye başkanıyla devam edilmesi yönünde talepte bulununca, sayın Baykal da onu kabul etti. O da öyle değişti. İsmail Uygur oldu.
 
SOYOĞUL: Ya Tire’yi nasıl kaybettiniz?
 
KARATAŞ: Taktik hatası sonucu kaybettik.
 
SOYOĞUL: Kimin taktiği?
 
KARATAŞ: Bizim partililerin, yöneticilerin taktiği..
 
SOYOĞUL: Sizin hiç mi günahınız olmadı mı?
 
KARATAŞ: Yok, katiyen benim günahım yok. Hatta o konuda pişmanım. Keşke diyorum Konak Belediye Başkan adaylığını üstlenmeseydim, o konuyu, yani Tire’yi çözerdim. Tam o döneme denk geldi. Şimdi orası çok sağcı bir yer. Hiç CHP’li olmamış, SHP döneminde de… Ben SHP döneminde de il başkanıydım; Erdal İnönü’nün genel başkanlığı döneminde… O zaman da yerel seçimlerde İzmir’deki bütün ilçeleri almıştık, alamadığımız iki ilçe vardı, biri Tire, biri Bayındır’dı.
 
SOYOĞUL: 2009’da da alamadınız sonuçta…
 
KARATAŞ: Oranın siyasi yapısını iyi bilen biriyim.  Baktığımızda tek bir isim ortaya çıktı. Şimdiki belediye başkanı Tayfur Çiçek. Onunla alabileceğimizi gördüm. Bütün partililer Çiçek aday gösterilirse, Tire’de CHP’nin kaderinin değişebileceğini söylüyordu. Bunun üzerine yoğunlaştım önce. MYK üyesi Susam da sıcak baktı Çiçek’e. Hatta onunla birlikte de Tire’ye gittik, Tire örgütüyle konuştuk. Tayfur Çiçek’i davet ettik, Çiçek toplantıya gelmedi. Mehmet Ali Susam bundan biraz alınganlık gösterdi ama ben çalışmalarıma devam ettim. Parti örgütünü toparladığımda yine o Seferihisar’da yaşadığım bir sorunu yaşadım orada. Ben diyorum ki ‘gidin Tayfur Çiçek’le temas kurun, sıcaklık kurun, partiye alalım, aday gösterelim.’ ‘Peki’ diyor yönetim ama bakıyorum engel çıkarıyor, bir araya gelmiyor. Baktım ki Halil Çulhaoğlu öneriliyor. Bir gün yine gittim ilçeye. İlçe yönetimini, ilçe başkanını topladım bir de kentteki etkin isimleri, CHP’lileri çağırdım. Orada ‘Adayımız Tayfur Çiçek olacak’ dedim; bunlar itiraz etti. Sertleşti toplantı. Orada partililere hakarete varan sözler söyledim. ‘Bunu halledeceksiniz, başka türlü bu işin yolu yok. Tire’de CHP’nin önü böyle açılır. Tire’nin makus talihini böyle yeneceğiz’ dedim. Ben bunları anlattım, bunlar da bana fırça attı.(gülüyor) Karşılıklı bağırıştık, İzmir’e döndüm. Bu Sheraton toplantısında yine Deniz Baykal’la Tayfur Çiçek isminde mutabakat sağladık. Ama onun partiye alınması, ikna edilmesi gerekiyordu. Ama benim Konak savaşından dolayı, üzerine gidemedim. Tam o kritik dönemde ilçe sürekli engel çıkardığından Tayfur Çiçek telaşa kapıldı, yasal süreyi kaçırmayayım diye, gitti DYP’den aday oldu ve seçimleri kazandı. Orada bizim partililerin çok büyük günahı var. Onları affetmiyorum. Halil Çulhaoğlu diye tutturdular. Halil Bey, iyi bir insan, sessiz sakin, milletvekilliği hatta bakanlık yapmış bir isim ama Tire’nin kaderini CHP yönünde değiştirebilecek bir isim olarak görmüyordum. Nitekim öngörüm doğru çıktı. Tire’yi kaybettik.
 
SOYOĞUL: Bayındır?
 
KARATAŞ: Aziz Kocaoğlu’nun daha önce söyleşilerde söylediği, üç ilçeden vazgeçmem dediği ilçelerden biri. Bir Bayındır, iki Seferihisar, üç Urla. Bunlar Anavatan partili, bunları CHP’ye geçireceğim deyip Baykal’dan onay alıp bunları partili yaptığı arkadaşlardan biri de Bayındır Belediye Başkanı arkadaşımız. Bayındır da çok kozmopolit. Sağcı, hiç CHP’li olmamış bir yer. Anavatan Partili olmuş bir belediye başkanı Alaeddin Çapuk. CHP’ye Aziz Kocaoğlu kazandırmış. Ancak onunla alabileceği düşüncesi hasıl oldu. Aziz Bey ile tek ortak ismimiz Bayındır’dı. (gülüyor) Aslında orada bana başkasını öneriyorlardı. Örneğin MYK üyesi Mehmet Ali Susam, orada Çiçekçiler Kooperatifi Başkanı’nı sürekli bana öneriyordu. Hatta kendisi İl Başkanlığı’na geldi ekibiyle birlikte. Görüştük, konuştuk. Ama orada şunu düşündüm. Böyle sağcı bir yerde, CHP olarak alamadığımız bir yerde, ANAP’tan CHP’ye geçmiş mevcut bir belediye başkanı varken, sosyal demokrat zengini bir ilçe değilken, böyle bir şansımız olamazdı. Çok dikkat ettim. Ben bu konularda duygusal değilim işte. Benim Aziz Kocaoğlu ile aram açık diye, Aziz Bey onu öneriyor diye önermemezlik yapamazdım. Tam tersi, Mehmet Ali Susam’la ters düşmeyi göze aldım, onun adayına hayır dedim. Aksini yapsak seçim kaybederdik. Hiç tartışmamız Aziz Kocaoğlu’nun da istediği adayı önerdim.
 
SOYOĞUL: Nasıl kaybettiniz peki?
 
KARATAŞ: Kazanmıştık aslında. Benden sonra il başkanı olan Rifat Nalbantoğlu yasal süre içinde itirazı yapabilseydi, şu an CHP’nin elindeydi orası. Çok az bir farkla seçim kurulunun tekrar tekrar sayması ile ‘CHP oylarının daha fazla çıkmasına rağmen yasal süre içerisinde itiraz edilmediğinden AKP’li adayın kazanmasına’ diye karar var. Bu da bizim yüzkaramızdır.
 
SOYOĞUL: Bu arada Gaziemir’i de atlamayalım. Bildiğim kadarıyla Gaziemir’de Halil İbrahim Şenol’un aday yapılmasında çok da gönüllü değildiniz. Yanlış mı hatırlıyorum?
 
KARATAŞ: Gaziemir’de benim adayım, il genel meclisi üyesi olan Halil Arda’ydı. Ancak Ankara’da sekiz kişilik kuruldan tam geçmek üzereyken, Önder Sav, Halil İbrahim Şenol üzerine bastırdı. Sayın Sav, cep telefonu ile birisini aradı, telefondaki kişiyi Deniz Baykal’a verdi. Deniz bey, onunla konuştuktan sonra bana döndü, ‘Kemal dedi, orada nasıl olsa kayıpmış seçim, o zaman örgütün istediği aday olsun’ dedi. Örgütün istediği, ilçe örgütünün istediği aday Halil İbrahim Şenol’du. Ben de peki dedim. Öyle oldu. Deniz bey orada doğru tercih yaptı, çünkü kendisine ‘Gaziemir kayıp’ raporu verilince, örgütün istediği olsun demekte haklıydı. Madem kayıp, bir de örgütü kırmayalım dedi yani..
 
SOYOĞUL: Şimdi Konak’a geliyoruz. Siz politikada gençlik kollarından gelip büyümüş, bana göre politikanın ‘cin Ali’lerinden birisiniz. Bu benim ifadem. Nasıl oldu da Konak’ta faka bastınız? Çünkü sizin Konak’ta aday gösterilip adaylıktan düşürülmeniz, siyaseten faka basmadan başka bir şey değildir…
 
KARATAŞ: Evet, doğru. (yüzü üzüntüyle düşüyor bir anda…) Ama bak, yiğit insanların saf bir yönü vardır. Mert insanların saf, kurnazlık düşünmeyen bir yönü vardır. Aday gösterildim bildiğiniz gibi. Konak adayı yapıldım ve seçime giremeden adaylığı kaybettim. Bu konuda hala içimde üzüntü var. Ama başım dik, onurluca halkın arasında dolaşıyorum. Aleyhimde çok da yayınlar yapıldı. Bazı gazeteciler beni çok suçladı. O günlere dönersek, ben aday yapıldım ama il başkanı olarak kimse atanmadı, kimse gelmedi yerime. Ben emaneten duruyordum orada. Yasal süre içinde ben istifamı verdim aslında. Çünkü aday olabilmek için Yüksek Seçim Kurulu’nun bir takvimi vardır, bu takvim yayınlandığında ben yasal süre içinde il başkanlığından istifamı verdim. Kimse yerime gelmemişti, bırakamazdım partiyi. O dönemde partinin Genel Sekreteri Önder Sav’ın seçim kuruluna yazılmış bir yazısı da var. Dosyalarda var. ‘Kendisi görevden ayrılmıştır, yeni il başkanı atanıncaya kadar rutin işleri yapmakla görevlidir’ diye yazı vermesine rağmen, seçim kurulu bunu kayda almadı. Ben yasal sürede istifamı verdim, partide duruyorum. Bulunuyorum. Orada bir şey oldu. Partinin memur sekreteri Sait kardeşimizin hanımı sorunlu bir doğum yapmıştı. Sonra sanıyorum çocuğunu kaybetti; onun hastane masrafları vardı. Maaşını çekmesi gerekiyordu. Diğer personelin maaşı vardı, han giderleri vardı. Bana geldi, ben de bir talimat hazırla dedim, nasıl olsa bankaya yazılacak. O talimatı maalesef o il başkanı diye açmış, ben imzaladım. Yanına da mevcut sayman imzaladı, o yazı aleyhime delil oldu. Bir de genelgeyi imzalamıştım. Particiliğimin boyutları işte. Yüksek Seçim Kurulu’nun yayınladığı bir takvime göre sandık görevlilerinin belirlenmesiyle ilgili iki satırlık bir uyarı yazısını imzaladım örgütlere. Yine il başkanı diye imzaladım.
 
SOYOĞUL: Hafızaları tazelemek adına bir daha soralım. Kim/kimler ihbar etti sizi?
 
KARATAŞ: Bunu ihbar edenler, maalesef bakınız… Konak ilçenin yöneticileri ve ismi o kayıtlarda yok ama bizim il saymanı, ihbarda bulunuyorlar. İsmini bile unutmuşum bak. Onların ihbarıyla seçim kuruluna belge olarak sunularak, adaylığımın düşürülmesi yolunda itirazda bulundular. Kemal Karataş yasal süre içinde istifa etmemiştir diye. Seçim Kurulu bu belgeleri esas saydı, adaylığımı düşürdü. Bir tek şeye üzülüyorum bakın, o kayıtlarda Seçim Kurulunun kararı var dosyada biliyorum, orada her partinin olduğu gibi CHP Konak ilçenin de temsilcisi var. Her partinin temsilcisi, kendi partisinin haklarını korumak için orada. CHP temsilcisi bile aleyhime oy kullanmış orada. Bir, buna üzüldüm. İki, ellerinde böyle bir belge vardıysa, bana düşmanlık yapmak istiyorlarsa, keşke benim partilim yüzkarasıdır bu, gitseydi bir AKP’liye itiraz yaptırtsaydı, belgeleri verip başka birisiyle itiraz yaptırtsalardı… İhanet insanın kendi içinden olunca, daha çok üzüyor çünkü. Maalesef CHP örgütünde kendi adayına itiraz yapabiliyor.
 
SOYOĞUL: Önder Sav’ın bu süreçte dahli ne oldu?
 
KARATAŞ: Bunu samimi olarak söylüyorum, bilmiyorum. Ama bunu bana yapanlar, Önder Sav’a bağlı insanlardı, onun talimatlarını Tanrı talimatı gibi yerine getiren insanlardı o dönemde. Belki durdurabilirdi. Günahını da almak istemiyorum. Ama duyuyorum ki şimdi herkes pişman yaptıklarından. O imza atanların da pişman olduklarını, keşke yapmasaydık dediklerini duyuyorum.
 
SOYOĞUL: Peki, sizin adaylığınız düştü, Hakan Tartan’ın ismi nasıl gündeme geldi? Çünkü Tartan’ın ismi Büyükşehir kulislerinde geçiyordu sürekli. Konak’a kim önerdi, kim belirledi ismini?
 
KARATAŞ: Ben belirledim. Şimdi benim adaylığım düştü, düşünce canım sıkkın, düşünüyorum. Konak çok önemli bir ilçe, merkez ilçe. İzmir oradan dağılıyor. Hiçbir kentte yoktur, her gün bütün herkes merkeze gelsin, akşam olunca diğer ilçelere dağılsın; böyle özellikli bir ilçe yoktur. E böyle bir yerde çok aktif, çok sempatik, çok canlı, halkla iç içe olacak bir belediye başkanı olmalı benim yerime diye düşünürken… kara kara düşünürken… Milliyet’e uğradım, çağlayan Bilgen’in yanına gittim. Bana Çağlayan dedi ki ‘senin yerine hakan’ı önersene…’
 
SOYOĞUL: Çağlayan’dan çıktı yani Tartan’ın Konak adaylığı ilk kez?
 
KARATAŞ: Evet, benim aklıma düşüren odur. Olur mu olur. O Büyükşehir’i istiyordu olmadı, ama Konak’a önerebiliriz dedim. Aziz Kocaoğlu da Muzaffer Tunçağ’ı devam ettirmek istiyordu. Çağlayan’ın bu hatırlatması üzerine ‘dur bakayım Hakan’ı arayayım’ dedim. Aradım Hakan’ı, ‘ben dedim seni önermek istiyorum, benim yerime, ne dersin’ dedim. Hakan dedi ki, ‘Ama ben Büyükşehir’e talibim, doğru olmaz şimdi Konak’a talip olmam. Siz önerirmiş olursanız, yani Deniz Bey önerirse, memnuniyetle kabul ederim’ dedi. O zaman ‘sen benden haber bekle’ dedim. Hemen aradım Mehmet Sevigen’i. Onunla paylaştım Hakan Tartan ismini. ‘İyi olur, iyi düşünmüşsün. Söyle Deniz Bey’e dedi. Aradım Deniz Bey’i. ‘Sayın genel başkanım benim adaylığım düştü, benim yerime Hakan Tartan’ı öneriyorum’ dedim. Deniz Bey, ‘Boşver Kemal dedi, Aziz’le Rıfat Muzaffer ile anlaşmışlar, Muzaffer’le devam edilsin’ dedi.
 
SOYOĞUL: Hatta o zaman basında, ‘Muzaffer Tunçağ’ın Konak adaylığı tamam’ diye yorumlar, haberler çıkmıştı…
 
KARATAŞ: Evet ama bakın buna üzülüyorum. Bakın. Ben belediye başkanı adayı olunca, Muzaffer Başkan’dan randevu istedim, kabul etmedi. Randevu vermedi. Hadi, o şahsi bir şey diyelim. Ama asıl üzüntüm şu. İşçilerle mi memurlarla mı ilgiliydi tam hatırlamıyorum, toplu sözleşmeyi imzalamıyordu, kendisi aday gösterilmedi diye. İşçileri aleyhte propagandaya teşvik eden bir tutum içindeydi, imzalamıyordu. Askıya almıştı, kendisi aday gösterilmedi, Kemal Karataş aday yapıldı diye. Bu benim canımı çok sıktı. Bunu imzalamalıydı oysa. Bunu yapmasaydı, o zaman randevu talebimi karşılasaydı, onu aday olarak önerebilirdim mesela… Kabul ediyorum burada benim de duygusallığım oldu. Özellikle o toplu sözleşmeyi imzalamaması, partinin zarar görmesini isteyen, yeni adayın zarar görmesini isteyen tavrı… Başka ne olabilir o tavrın altında? Çok can sıkıcıydı.  Ve benim adaylığım düştükten sonra, gitti toplu sözleşmeyi davullu zurnalı imzaladı. Kendisi adaylık bekliyordu çünkü.
 
SOYOĞUL: Deniz Baykal, ‘Aziz Bey ve Rifat Bey Muzaffer’i istiyor’ deyip konuyu kapatınca ne yaptınız peki?
 
KARATAŞ: Öyle deyince kapattım telefonu. Ne yapayım diye düşünüyorum. Üzgünüm.  Bülent Baratalı’yı aradım, aramızdaki konuşmayı aktardım, ‘Sen de söylesen Deniz Bey’e’ dedim. Bülent aramış Deniz Bey’i, döndü bana sonra, ‘beni tersledi’ dedi. Bu sefer canm iyice sıkıldı. Sevigen’i aradım tekrar, anlattım gelişmeleri, Sevigen dedi ki, ‘Bak, sen bir daha ara Deniz Bey’i. Çok rica ediyorum sayın genel başkanım, benim onurum söz konusu burada. Lütfen benim onurumu kurtarmak için Hakan Tartan’ı atayın’ de, Deniz Bey seni kırmaz’ dedi. Sevigen’den bu cesareti alarak, bir daha aradım Deniz Bey’i. Bunları söyledim, ‘Yalvarırım sayın Genel Başkan’ım, lütfen, benim onurum söz konusu, sizden çok rica ediyorum. Benim adaylığım düştü, lütfen yerime Hakan Tartan’ı aday gösterin’ dedim. Deniz Bey çok vefalı bir insan, lider, önder bu… Bir kez daha ona bağlandım. Durdu telefonda, sessizlik oldu, ‘benden haber bekle’ dedi. Sayın Baykal’ı tanıdığım için, bunun yüzde 80 olumlu olabileceğini anladım. Büroda arkadaşlarımla paylaştım bunları. Hepimiz heyecanla bekliyoruz. Aşağıda gündüz Muzaffer Tunçağ, Aziz Kocaoğlu, Rıfat Nalbatoğlu toplu sözleşmeyi imzaladılar, davullar zurnalar çalıyor belediyenin önünde. Ve beklediğim telefon, saat 6 sıralarında geldi. Yılmaz Ateş aradı, ‘istediğin oldu’ dedi. ‘Arkadaşlarıma duyurabilir miyim’ dedim, ‘tabii’ dedi. Herkes bayram sevinci içinde. Hakan’ı aradık bulamadık. Onu buluncaya kadar Deniz Bey, Önder Bey ulaşmış, aday yapıldığı haber verilmiş. Sonra ben de konuştum kendisiyle. Hakan Tartan’ın adaylığı işte böyle oldu.
 
GÖNÜL SOYOĞUL: Başkan adaylarını Deniz Baykal ile birlikte oturup belirlediğinizi, bir taslak çalışması yaptığınızı söylüyorsunuz. Bu çalışma sadece il başkanı ve genel başkanla mı yapılır? Bu sizce doğru mu? Böyle seçmek, Deniz Bey’in tercihi miydi?
 
KEMAL KARATAŞ: Doğrusu budur. Çünkü il başkanı genel merkez tarafından belirlenir, ister atamayla gelsin, ister kongreyle seçimle. İl Başkanları genel başkanın, genel merkezin temsilcisidir. Tıpkı iktidarın, devletin valisinin devletin/iktidarın temsilcisi olduğu gibi. Bir siyasi partinin kentteki temsilcisi de onun gözü kulağı, sözcüsü de il başkanıdır. Ben öyle bakıyorum.
 
SOYOĞUL: Öyle bakıyorsun da doğrusu bu seçimin ön seçimle yapılması değil midir?
 
KARATAŞ: Ön seçim olmayacağına karar verilmiş. Ön seçim değil merkez yoklaması denmiş…
 
SOYOĞUL: Diyorum ki, doğrusu bütün teşkilatı kapsayacak bir seçimle adayları belirlemek değil mi? Bu anlattıklarınızdan anladığım, burada siz neredeyse tek seçici, belirleyici olmuşsunuz… Siz tespit etmişsiniz, Deniz Bey’in önüne koymuşsunuz…
 
KARATAŞ: Buna katılmıyorum. Buna tek belirleyici denmez. Ben bu çalışmaları o kadar meşakkatli, o kadar yoğun ve bir sürü insanın harmanlanması sonucu… Bir ön seçimden beterdir, bu işin sorumluluğunu taşımak. Ön seçim en doğru yöntemdir tabii, bunu kabul ediyorum. Üyeler, partinin sorumlu kişileri, üye yapılmış partiye, onlar geliyorlar bir araya kim burada milletvekili olsun veya kim belediye başkanı, meclis üyesi olsun, bunları belirliyorlar. Bunlar en doğru şeyler. Ama bu karar verilmemişse, merkez yoklaması denilmişse… Merkez yoklaması ne demek? Araştırılacak. Yani bir genel başkanın, bir il başkanıyla mutabakatı sonucu Ahmet olsun, Mehmet olsun biçiminde değil. Bu bir araştırılsın. Örgüt kimi önerebilir, örgütte kimler var? Sonra bu adaylar o kentte, o ilçede, o kasabada nasıl bir etki yaratır? Nasıl bir destek bulur? İşte buna muhtarlar ne yaparlar? O kentin o kasabanın o canlı aktif insanları bu konuda nasıl destek verirler? Bütün bunları inceleye inceleye çok zor bir süreçten geçersiniz. Tabii iyi bir aday belirlemek isterseniz! Öbür türlü arkadaş kayırırsınız, bilmem ne kollarsınız…
 
SOYOĞUL: İşte tam da bunu söylüyorum. Ben aday belirlerken ‘adil olmaya çalıştım, acaba bu isim bize seçim kazandırır mı diye baktım’ diyorsun. Peki diyelim ki il başkanı sen değilsin ve o kişi adil biri değil! Sistemi bir kişiye indirgiyorsunuz.
 
KARATAŞ: Hayır, hiç kabul etmiyorum. Bir il başkanı olduğunuz zaman sorumluluk çemberiniz, sizi bağlayan koşullar…
 
SOYOĞUL: Bu herkes için mi geçerli?
 
KARATAŞ: Herkes için geçerli. Ben CHP’nin eski bir il başkanıyım. Bakınız.. bu sıfatım üzerimde yok, şu an sade bir üyeyim. Ama bir yere gittiğim zaman, o yere gittiğimde dikkat ederim. Ben partinin eskiden sorumluluğunu üstlenmiş bir il başkanıyım. Halime, tavrıma, kıyafetime, konuşmama dikkat etmek zorundayım. Bu sorumluluğun bilinci içinde il başkanlığını yaparken, adil olmanın daha kutsallığını yaşayarak… yani partimi başarıya götürecek, arkadaşım değil, dostum değil, tanıdığım değil; partinin kazanabileceği doğru kişiyi bulmak, onu göstermek zorundayım. Bu bir çalışma ürünü.
 
SOYOĞUL: Ama ben de diyorum ki, bu kadar önemli bir sorumluluk kişiye bırakılmamalı. Çünkü her insan bu işi adil yapacak diye bir kural yok. Siz iyi yaptığınızı, çok adil olduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama sittin sene siz il başkanlığı yapmayacaksınız. Şu an değilsiniz de zaten. Onun için bu iş kişilere bırakılmaz, bir sistem yaratılır. O sistem de ön seçimdir diyorum. Aday belirlemede her zaman çok yanlışlıklar yapılıyor.
 
KARATAŞ: E bunun çok örnekleri var, adam kayırma, arkadaş kollama örnekleri var. Öteki siyasi partilerde de var.
 
SOYOĞUL: Ben de bunu söylüyorum işte. ‘Bu iş bir sisteme oturtulmalı’ deyişim bu.
 
KARATAŞ: Bakın bir şey söyleyeyim. O sekiz kişilik kurulda, bir ilçenin adayları üzerinde konuşulurken, öneride bulunurken, benim bir sözüm oldu. ‘Benim burada bu adaylar içerisinde arkadaşım yok, dostum yok, akrabam yok. Ben bu isimleri buraya getirirken partinin kazanacağı isimler olarak öneriyorum’ dediğimde, Sayın Baykal etkilendi ve kurula ‘Bakın Baylar, Kemal ne diyor’ dedi. ‘Bu kurulda bile önerilen isimler var ama benim hiç önerdiğim arkadaş ismi yok’ dedim. İşte bu kadar bu işe sorumluluk çerçevesinde yaklaştım, böyle çözdüm.
Bakın ben il başkanlığı yaptığım dönemde… ‘Aman ben bunu kırmayayım, aman bu bana kızmasın, küsmesin’ diye herkesi idare etmeye çalışmadım. Benim bu yüzden ilçelerde çok düşmanım var. Bornova’da 9 tane aday var, düşün. Bir tanesini, hiç kimsenin tanımadığı Kamil Okyay Sındır’ı aday yapıyorum, hatta benim ekibim Sındır’ı tanımıyor, ‘ya kim bu, nereden buldun’ diye soruyorlar, ben de onlara diyorum ki, ‘siz şimdi ders çalışın, her gün günde 10 sayfa Kamil Okyay Sındır diye yazacaksınız.’ Uzun süre konuşulmuştu bu espri.
 
SOYOĞUL: Şimdi, gelelim sadede. Bu kadar insan için çalışmışsın.
 
KARATAŞ: Ben partim için çalıştım.
 
SOYOĞUL: Peki, öyle diyelim partin için çalışmışsın ama sonuçta ilçelerin yarısından fazlasında adayların belirlenmesinde öncü olmuşsun. CHP 28 ilçede seçimi almış.
 
KARATAŞ: İl başkanı olarak kalsaydım, 30’da 30 yapardım o sayıyı.
 
SOYOĞUL: Tamam, ‘ben bu adayları belirlerken partimin çıkarlarını gözettim’ diyorsun da… Peki partililik bilinciyle söyleyebilir misin? ‘Oh be, iyi ki bu isimleri aday yapmışım, belirlenmesine katkıda bulunmuşum’ dediğin var mı şimdi? Hangisinin çalışmasından memnunsun? Hepsine aferin mi diyorsun yoksa? İkincisi, 17 yaşından beri partilisin. Bu belediye başkanları sana danışıyorlar mı? Etkinliklerine davet ediyorlar mı? Ben seni hiçbir yerde görmüyorum çünkü.
 
KARATAŞ: Davet etmiyorlar da ondan…
 
SOYOĞUL: Bugün bayram mesela. Seni arayan, hatır soran, bayramını kutlayan olmuştur herhalde…

KARATAŞ:
Asla. Hiçbir bayramda aramazlar. Hiç aramazlar. Biri de arayıp ‘Kemal Abi, bayramın kutlu olsun’ demez.
 
SOYOĞUL: Az önce Deniz Bey’den bahsederken, ‘çok vefalıdır’ dediniz ya? Politikada vefa var mı gerçekten?
 
KARATAŞ: Olması gerekir. Ama bizde yok, CHP’de yok, çok az var diyelim daha doğrusu. Ama Deniz Bey çok vefalıdır ve vefasının bedelini ödettiler ona.
Öteki sorunuza gelince… Şimdi ‘iyi ki bunun aday gösterilmesinde rol oynamışım’ dediğim belediye başkanları var, ‘burada hata ettim’ dediğim belediye başkanları da var. Bazıları için pişmanım. Bazıları için çok iyi yapmışım diyorum ama bazıları için çok pişmanım. Ama şimdi burada bunları söylemeyeyim. Dönemlerini tamamladıktan sonra bu arkadaşlarla ilgili düşüncemi, belki yeni aday belirleme döneminde, 2014 seçimleri öncesinde söylerim. Şu an uygun görmüyorum.
 
SOYOĞUL: O zaman şöyle sorayım. Diyelim ki, şu anki var olan mevcut belediye başkanlarıyla seçime gidildi. Ak Parti, ‘İzmir’de en az 14-15 ilçeyi alırız’ diyor, İl Başkanı Ömer Cihat Akay söylüyor bunu. Bu mevcut başkanlarla seçime gidildiğinde, CHP kaç ilçeyi alır?
 
KARATAŞ: Yok, onu söylemem şimdi. Bu bir disiplinsizlik suçudur. Bunu yapmam.
 
SOYOĞUL: 30’da 30 diyebilir misin peki?
 
KARATAŞ: 30’da 30 yapmak için çalışmak lazım. Bu başarı lafla, dedikoduyla olmaz.
 
SOYOĞUL: Peki, hani iyi gözlem yaparım diyorsunuz ya; halk mevcut başkanlardan memnun mu?
 
KARATAŞ: Bak, ben gözlemliyorum, kızdığım belediye başkanı bile var. Bakıyorum, ‘bunu nasıl yapar’ dediğim belediye başkanı bile var. Ama bazen bakıyorum, başarılı çalışmalar da yapılıyor. Yan gelip yatmıyorlar yani. İlçe belediye başkanları da çalışıyor. Ama bir koordinasyonsuzluk var. Ve yaptıklarını da satamıyorlar. Halkla diyaloglarını biraz kopardılar. Bir bürokratik göreve gelmiş bir kamu görevlisi gibi, hizmetleri var. Ama belediye başkanlığı bu değil. Yani halkla bütünleşmek bu değil. Çağdaş sosyal demokrat dünya belediyeciliğinde yöntemler değişti, bizim belediye başkanlarımız bunların biraz farkına varamıyorlar gibi geliyor bana.
 
SOYOĞUL: Bir fark yaratamıyorlar diyorsunuz….
 
KARATAŞ: Yaratamıyorlar, bir farkındalık koyamıyorlar ortaya. Bunu da yaparken ellerini gözlerini yaralıyorlar. Kamuoyunun gözüne dikkatine; şimdi bayramda gördüm, başka şeyler sokuyorlar. CHP İl’de sanki bayramlaşma değil de sanki cenaze evi, taziye ziyaretine gelmiş gibi bir durum söz konusu. Bu değil! Bazı yaraları içinize atacaksınız. Ama bundan sıyrılmak için yapmanız gereken şeyler var. İlçe belediyeleri Büyükşehir’le itilaflı. Bir başka itilaflar da var. Ürkeklik, korkaklık bünyeyi sarmış. Bir çekingenlik, iktidardan korkuyorlar. Eskiden derlerdi ki, ‘Bütün Türkiye, İzmir gibi olacak.’ Yani İzmir gibi olacak dediğiniz zaman, ben İzmir’in dışına çıkaracağım, başka kentleri de CHP’li yapacağım, mücadeleyi artıracağım, çemberi genişleteceğim demektir bu. Halbuki şimdi bunlar İzmir’i kaybetmeyelim, koltuklarımızı elden çıkarmayalım korkusuna ve telaşına kapıldılar. En büyük handikap bu. Halbuki bundan sıyrılmaları lazım. Düşünsenize, 28 ilçede kol kola girmiş, hani diyorlar ya Aziz Abi diye; Aziz Abi gelmiş önlerine geçmiş, projeleri birlikte planlıyorlar, hangi ilçeye ne yapılacak, böyle bir tablo. İlçeler bu umutla örgütleri harekete geçirmişler… Halk arkalarında. Yüzde 60’lara 70’lere varan halk desteğini almışlar… Halk diyor ki, ben sana destek veriyorum. İzmir’i hoplatmaları lazım ama yok. Sinmişler, ürkek, çekingen, korkan, iktidarın zulmünden çekinen… Söylüyorlar arada sırada, ‘müfettişler belediyeden çıkmıyor’ diye. Neden çıkmıyor kardeşim! Periyodik gelişler mi, bir halt mı var yoksa, bunun için mi geliyor? Yılmayın, korkmayın, suçu olmayan, suç işlemeyen insan yüreklidir, çıkar. Savunun, halk sizden onu bekliyor. Bak bu halk CHP’de 28 belediyeyi seçerken… AKP bulaşıyor, taa Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek buralara kadar sataştı arsenikli su diye. Ama buradaki halk, seçmen dedi ki, ‘arseniği sek içerim, metroyu ne zaman bitirirse o zaman binerim’ dedi. Bu kadar destek. Ama bu destek ancak özgüvenle, atak yaparak, çalışma yaparak, iktidara kafa tutarak yapılabilir. Ürkeklik, korkaklık, çekingenlik sarmış. Bizden çıtkırıldım muhalefet istiyorlar. Çıtkırıldım muhalefetle iktidar olunamaz. Bakın AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan çıtkırıldım değil. Kafa tutuyor. Dışarıya kafa tutuyor ‘one münit’ diyor. İçerde herkese bütün kurumlara kafa tuttu, iktidarını böyle kurdu, korudu. İşadamına, sanayicisine, yargıya, orduya, üniversiteye… Bunu eğilip bükülerek yapmadı, kafa tutarak yaptı. Ben demiyorum ali kıran başkesen ol! Ama sana destek veren güvenen halka önderlik yap. Arkaya kaçarsan olmaz! Ben mesela il başkanı olduğumda herkes yadırgıyordu. Niye? CHP proje sunmuyor, CHP’lilerin projesi yok, siz ne öneriyorsunuz eleştirilerini yıkmaya çalıştım. Ben Aziz Kocaoğlu ile kavga etmedim, Aziz Kocaoğlu benimle kavga etti. Ben bir il başkanı olarak CHP’nin bu projeleri önerebileceğini ortaya attıkça, Aziz Kocaoğlu benim projelerime yazılı bildiriyle cevap verdi: Zihni Sinir projeler dedi. Şimdi AKP yoğun projeler bombardımanına tutuyor CHP’yi, İzmir’i… abluka altına aldı, kimse Zihni Sinir demiyor! Onları ayrıca konuşuruz da… Aslan gibi sosyal demokratların önderisin sen, önlerine geçeceksin. Belediye başkanlarının talepleri var, masum talepleri var. İlçe belediyeleri CHP’li, Büyükşehir Belediyesi CHP’li. İlçe belediyesi kendi ilçe meclisinden geçirdiği şeyleri, Büyükşehir’den geçiremiyor. Şikayetleri bu. Bir de diyorlar ki, benim ilçemde bir şey yapılacaksa, Aziz Kocaoğlu bunu bizimle paylaşsın.
 
SOYOĞUL: Tek günah keçisi Aziz Kocaoğlu mu burada?
 
KARATAŞ: Hayır.
 
SOYOĞUL: Tek taraflı değil mi bu sözleriniz? Aziz Bey’in de haklı olduğu taraflar yok mu?
 
KARATAŞ: Var, mutlaka var. Ama bir şey daha var. Aziz Bey bunları toplayıp konuşsa partinin çıkarları için.. Kavga dövüş olmaz. Partinin çıkarları söz konusuysa, duygusallık olmaz. Aziz Bey’e karşı onlar yanlış yapabilirler, hata yapabilirler, kusur işleyebilirler ama Aziz Bey büyük kentin bir belediye başkanı. Toparlayacak, çözecek sorunu.
İl Başkanı desen, evlere şenlik! Aman allahım! Belediye başkanlarından ‘kamuoyuna demeç veriyorlar, basına konuşuyorlar’ diye şikayet ediyor, kendisi de demeç veriyor, konuşuyor! Jurnalcilikle meşgul, rapor tuttum diyor.  Toparlayıcı olacağı yerde, dağıtıyor. Bayramdan önce ‘ilçe belediye başkanlarıyla, Aziz Bey’le konuştum, bayramda toplanacağız, oradan kol kola bütün sorunları çözmüş olarak İl’e geleceğiz’ dedi. Ben gittim bayramlaşmaya, cenaze evine gitmiş gibi oldum. Ne aziz Kocaoğlu var, ne ilçe belediye başkanlarının tamamı. Milletvekillerinden 3-5 kişi…
 
SOYOĞUL: Yani…
 
KARATAŞ: Bu gidiş gidiş değil. Açıkçası bu.
 
SOYOĞUL: AKP, söylediği hedeflere ulaşır yani…
 
KARATAŞ: Ulaşır tabii, herkes ulaşır. CHP, nasıl ulaştı buna? Çalışarak ulaştı. Durum şimdi iyi değil. Tablo iyi değil. CHP eski İzmir İl Başkanı olarak, sorumlulukla, dilimi tutarak konuşmaya çalışıyorum. Hırpalamadan. Hala bunları düzeltme umudu var. Ama herkes iyi niyetini ortaya koyacak ve muhalefetini adam gibi yapacak. Dimdik yapacak, cesurca yapacak. Öyle mıy mıyla olmaz. Çıtkırıldım muhalefetle olmaz. Aman iktidar bizim üstümüze gelmesin demekle olmaz. Aslanlar gibi savaşarak mücadele ederek olur. İşte o zaman sana oy veren halk da arkanda durur. Şimdi durmaz!

 
Sakin Şehir’den bir başarı öyküsü
 
Türkiye’nin temellerini atan neslin hikayesi…
YORUMLAR
Toplam 30 yorum var, 10 adet görüntüleniyor. Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 
inci 11 Kasım 2011 Cuma 00:33

Merhaba,bugün okumak nasip oldu. anladımki chp başarıya çalışarak ulaşmamış,sadece izmirlinin chp kazansın azmiyle ulaşmış.bu kadar örgütsüz,hiçbir araştırma yok,birilerinin ilettiği isimlerle,lafla peynir gemisi yürümüş.chp li biri olarak çok üzgünüm.başta urla, konak ve büyükşehir olmak üzere zaten hiçbiri makamını haketmiyor.akp en iyi reklamı yapsa, benim fikirlerimi bu kadar karıştıramazdı.gerçekten üzgünüm...

Yorumu oyla      9      3  
KRAL 12 Ekim 2011 Çarşamba 10:22

BAY KARATAŞ' İZMİR'İN BAŞINA SARDIĞIN BAŞKANLARA BAKIPTA VİCDANEN RAHATMISIN BİRDE ONUR KURTARIYORSUN.. KARŞIYAK....NARLIDER BALÇOVA ....ÇALIŞMALARI İZMİRİN YÜZÜNÜ AĞARTIYOR... YA DİĞERLERİ ONUR SAVAŞIYMIŞ !!!!

Yorumu oyla      13      3  
ibrahim 5 Ekim 2011 Çarşamba 15:03

Nekadar hazin bir durum.İzmir in başında il başkanlığını kimler yürütmüş üzülmemek elde değil.Hiçmi aklınıza gelmemiş bu partide önseçim çalışmalarının yapılıpta adayların belirlenmesinde genel merkeze baskı yapmak?Partide çiftlik kuranlarını ülkenin ve vatandaşın düştüğü durumları hala göremiyorlar onada üzülmemek elde değil.

Yorumu oyla      12      3  
Kazım EMİR 5 Ekim 2011 Çarşamba 10:26

artık miadı dolmuş piller şarj tutmuyorrrrrrrrrrrrrrrrrrr

Yorumu oyla      11      4  
Kerim 4 Ekim 2011 Salı 20:27

Tire ve Tayfur çiçekten önce görevden alıp haksız yere mahkemelerle temize çıkanyönetimi unutmadık.Tayfur ÇİÇEK Kim onu bile bilmiyordun.Bir önceki genel seçime oranla Yüzde 70 oy artıran yönetimi görevden alan sensin.Bırak ÇİÇEK'i aday yapmayı partiden Susamla birlikte adeta kovanda sensin ne Tiresi,Ne belediyesi,Seninle muhtarlık bile kazanılmazda ne yaparsın işte CHP de senin gibiler malesef boy gösteriliyor.Tire'de Bayındır'da bizzat zatıalinizin çabası ile kaybedilmiştir.Size gülünmeli

Yorumu oyla      11      2  
hala mı KARATAŞ 2 Ekim 2011 Pazar 13:49

Bu yazı dizisinde Gönül Hanım Karataşa'a bir şans tanımış ancak yine BEN SİYASİ MEFTAYIM demiş karataş,yazık bu kadar emeği olan birinin bu durumlara düşmesine üzülüyor ve artık kenarda durmalı diyorum.

Yorumu oyla      12      2  
ahmet oran 30 Eylül 2011 Cuma 12:27

siyasetçi halkın nabzını özellikle seçimler sonrasında çok iyi tutan demektir.Soruyorum şimdi Sayın Karataş'a;Yerel seçimler sonrasında ismini belirlemekten gurur duyduğu şahısların yönettiği ilçelerde halkın arasına gittimi?Bakın halkın diyorum partilinin değil.Karabağlar pislk içerisinde.Konak'da şovdan başka birşey yok.Bayraklı da başka bir şovmen.Buca başkanı adliyeden geri geliyor.Bunlara karşı bak bir Bayındır'a adamlar çalışıyor arkadaş.Birde halkın arasına inin ondan sonra konuşun.

Yorumu oyla      15      4  
Osman BOZKURT 30 Eylül 2011 Cuma 12:03

Kendi koltuğundan ve egolarından başka kimseyi ve hiç bir kurumu düşünmeyen Karataş.Senin ilçelere yaptırdığın delegeleri antidemokrat davranışlarını ve sayende CHP'lileri CHP'lilere Kırdırıp,eziyet ettirmenle hatırlıyoruz sizi.Gidin işinize CHP sizemi kaldı.Daha dün küfrettiğiniz adamlara şimdi nasıl davrandığınız ortada.Unutulmadı bu imza hareketi haklı olsada sizle olmasın yani..Yuhhhhh

Yorumu oyla      14      2  
Mustafa T 14 Eylül 2011 Çarşamba 23:42

Sevgili başkanım bu yazılanların tamamı tarihte kaldı.Elbette sizin bu partiye verdiğiniz emeği kimse yatsımamalı, syın Tunçağ ın da belediye başkanı olarak yaptıkları ortada. Yalnız bir yanlış anlamanızı düzeltmek istiyorum.bir merbel çalışanı olarak toplu sözleşme görüşmelerini çok iyi takip ettim sendika temsilcisi arkadaşlar bizleri bilgilendirdi.Sizin "Ama asıl üzüntüm şu. İşçilerle mi memurlarla mı ilgiliydi tam hatırlamıyorum, toplu sözleşmeyi imzalamıyordu,

Yorumu oyla      14      3  
okyanus 11 Eylül 2011 Pazar 12:53

syn karataş iyi siyasetçidir tabanada iner tavana çıkar aziz başkanı istemedi biliyoruz kendi konak da oldumu bornovada siz kamili desdekledin e. çapın n. kavaları destekledi ne oldu ikilimi oynadınız onuda açıklayın siyaset dik durma sanatıdr kim adam kim şalgam bu söz boşuna söylenmemiştir genel başkan fuar açılışında aziz başkan için sarfetiği sözleri defalarca dinlemenizi tafsiye ederim mahşerin 8 atlısının dizginleri sizin elinizde bunuda biliyoruz syglar

Yorumu oyla      16      4  
FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER
Sakin Şehir’den bir başarı öyküsü
Seferihisarlı yatırımcı Özer Türer küçükbaş hayvancılıkta geleceği gördü, ...
'İzmir, artık Büyükşehir’i bize vermeye hazır'
AK Parti İl Başkanı Ömer Cihat Akay, Gönül Soyoğul’a konuştu. Akay, İzmir'e ...
Gıda teröristine dikkat, kadınlardan özür!
Dede mesleği lokantacılığını sürdürürken Türkiye Lokantacılar Federasyonu ...
 
'Ceza İzmirlilere kesiliyor'
Ömür Şanlı. O Kordon İşadamları Derneği’nin başkanı. Son iki yıldır İzmir ...
'Balbay yazdıklarıyla hesaplaşmak zorunda'
Gazeteci yazar Gönül Soyoğul, hukukçu gazeteci Fikret İlkiz’e ‘medya ve ...
'İzmir'in milletvekiliyim'
Yemin ederek meclise adım atan AK Parti’nin çiçeği burnunda İzmir Milletvekili ...
 
2015-2020 yılları çok kritik
Türkiye’de dünya dışı varlıklarla ilgili bir takım önyargıları kıran, ...
Unutulan gerçek gün ışığına çıkıyor...
Aysun Bitir… O Türkiye’nin ilk kadın bilim-kurgu yazarı. O da bu özelliğini ...
'İZKA'da torpil de olmaz kayırma da'
Son günlerde tartışmaların odağında yer alan İzmir Kalkınma Ajansı (İZKA)’nın ...
 
Nedim ATİLLA
Nedim ATİLLA
Dünya Sağlık Günü Hemşirelere Kutlu Olsun!
Metin ÖNEY
Metin ÖNEY
Korona'nın sonuçları
Mehmet KARABEL
Mehmet KARABEL
Şarkılarda gizliydi onların büyük aşkı!
Cumhur BULUT
Cumhur BULUT
Mutasyon
Tayfun MARO
Tayfun MARO
Neler oluyor?
Muhittin AKBEL
Muhittin AKBEL
Turizmde sezon başlamadan bitti
Neşe ÖNEN
Neşe ÖNEN
Amerika’dan Koronavirüs günlüğü-2/Morale ihtiyacımız var 
Engin ÖNEN
Engin ÖNEN
Def-i Bela çorbası
Nuray KAYA
Nuray KAYA
Zambaklar çürüdüğünde
Rifat ÖZER
Rifat ÖZER
Turlar
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR
GAZETE EGE'DE SONSÖZ
KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri
Maxiva