Ülkemizde, gazetecilere bir yargı saldırısı olduğu fikri yerleştirilmeye çalışılıyor. Hürriyetinden men edilmiş gazeteci ve dağıtımcı sayısı olarak 104 kişiden bahseden yazarlar var. Gazete dağıtım hizmetlerindeki insanların da gazeteci sayılması çok tuhafıma gidiyor. Matbaada çalışanların, dizgide, mizanpajda çalışanların gazeteci sayılması da doğrumu. Her neyse hapisteki gazeteci sayısı 8 adetten 104 adede kadar değişiyor. 8 sayısı uluslar arası kuruluşun verdiği rakam. Bu sayı hakiki manada gazetecilik yapan kişileri yansıtıyor olmalı. Durum böyle olunca gazeteci kimdir, kim değildir e tanım getirmek gerekiyor. Bana göre gazeteciyim deyip;
1.Patronun işlerini takip eden
2.Gazetesinde kasıtlı olarak asparagas haber yapan.
3.Mesleğini kışkırtıcılık olarak gören, söz de toplumun 'gazını alan'
4.Konu mankenleri kullanarak kurgu-haber yapan
5.Efendim, adamın böyle beyanı yoktu diyen çalışanına 'böyle söyleseydi' diye tamamen uydurma haber yayınlatan
6.Terör ve suç örgütlerine yardım ve yataklık eden unsurların
gazeteci sayılması yanlıştır. Biz de iş alemi basın ile iç içe, Basın ahlakının tam geliştiğini söylemek mümkün değil. Yazıların tümü yalana dayandıranların sayısı az değil. Koca koca isimleri olan sözde gazetecilerin bir kısmı tamamen iyi tasarlanmış yalana dayandırdıkları haberleri her gün okumak mümkün. Bazı patronlar onları kendi işleri ile ilgili menfaatleri için tetikçi olarak kullanmıyor mu? Ülkemizde adalet aramanın pahalı ve zaman alıcı bir süreç olduğunu herkes kabul ettiğine göre, hakiki gazetecilerin de bu uzun süreçten mağdur olmaları kaçınılmaz. Bu ülkede yargı kasıtlı olarak gazetecilerin üzerine gidiyor demek tam bir bühtan. Aksine, hakim gazetecilerden uzak durmaya 'bulaşmamaya' gayret gösteren kişidir bu ülkede. Bizde, basın çalışanları içinde yanlış yapan yok, dolayısıyla yargı önüne çıkarılacak insan yok düşüncesi yaygın. Hakim önüne çıkarılsa dahi hemen salıverilmesi gereğine inanılıyor. Peki, sade vatandaş bu yargı sürecinde sıkıntı çekmiyor mu?
Benim gözlemim, maalesef yazılı basında verilen haberlerin çok büyük bir kısmı yalan üzerine kurgulanmış, hak aramanın pahalı ve uzun bir süreç olmasından dolayı bunlara açılan davaların sayısı az.
Geçenlerde bana göre sözde gazeteci olan biri tamamen uydurma bir yazı yazmış, beni de bu yazısına dahil etmiş verdiği bilgiler tamamen yalan. Adamın sermayesi yalan olunca yapılacak bir şey yok gibi. İmkan buldukça bu yalan haber yazanlara ulaşıp, yanlışlarını söylememize rağmen, yalan üzerine yazı yazmaya devam ediyor. Adama yazdığı yalan dolayısı ile yüzüne tükürüyorsun, adam yağmur yağdı diyor. Hatırlıyorum 1994 yılında ben parti Genel Başkan vekilliği yaparken, zamanın Cumhurbaşkanı ile söz dalaşına girmiştim. Yalakalıkları ile meşhur olanlar beni acımasızca tenkit ettiler, hakaret de ettiler. Türkiye'de kaybettiğim davayı Avrupa İnsan Hakları mahkemesine taşıdım. Haklı çıktım, ödediğim tazminatı geri aldım. Dikkat ettim, o anlı şanlı yalakaların hiç biri, biz haberi verişimizde ve yazılarımızda yanılmışız, özür dileriz diye küçücük bir yazı dahi yazmadılar. Bu tür insanlar, gazetecilik yaftası ile sağa sola saldırsalar dahi elbette tutuklanacak, elbette mahkum olacaklardır. Onların ayrıcalık istemelerine pirim vermemek lazım.