Avrasya Kamuoyu Araştırmaları Merkezi (AKAM) tarafından geniş kapsamlı bir anket yapılmış. Katılımcılara dini, etnik kimlikleri, parti tercihleri gibi kendilerini tanımladıkları kimlikler üzerinden sorular sorulmuş ve yüzde 88,7'si kendisini Müslüman olarak tanımlarken, yüzde 9,9'u kendisini inançsız olarak değerlendiriyormuş.
'Etnik kökeniniz nedir' sorusuna verdikleri cevaplarda ise; yüzde 72,5'i kendini Türküm diye tanımlarken, yüzde 13,4'ü ise Kürdüm-Zazayım diye tanımlamış.
Geçmişte büyük bir gazetenin yaptırdığı buna benzer bir anketi anımsıyorum. Yapılan anket 'Türkiye'de yaşayanlar kimliklerini nasıl ifade ediyor' sorusuna yanıtı arıyordu.
Çıkan sonuç; kendini Türkiyeli olarak tanımlayanların oranı yüzde 59.14'dü.
Doğduğu kent veya köyle tanımlamak, Türkiyeli olarak, cinsiyeti, etnik kökeni, dini mezhebi, yaş grubu, kılık kıyafeti, mesleği ile diyerek katılımcılara yedi seçenek sunulmuş. İşte bu yüzde 59.14 bu yedi seçeneğe verilen yanıtı kapsıyor.
Yabancı bir ülkede ve şehirde bulunuyorsanız yapabileceğiniz en akıllıca şey kültürel ve sosyal yapısıyla şehri tanımaktır. Ülke İsveç… Şehir Stockholm… Bir de mevsim kış ise yapacağınız gezide coğrafi şartlar oldukça belirleyici oluyor. Açık havada zamanın bıçak keskinliğine dönüştüğü anlarda ise imdada şehir kütüphanesi yetişiyor.
Hava şartlarının bıçak kıvamında ısrar etmesi, Stockholm kütüphanesinin uluslararası bölümünün müdavimi olmaya neden olabiliyor. Sık ziyaret aşinalıkları ve ortak diliniz çevrenizde yakınlaşmaları doğuruyor. Ve elbette arkadaşlıklar kurulmasına vesile oluyor.
Stockholm kütüphanesinin Türkçe, Kürtçe ve daha birçok doğu dilinde eserlerinin olduğu bölüm sorumlusu da yakınlaştığım insanlardan biriydi. Oldukça büyük arşivi olan bölüm çeşitlilik açısından da oldukça zengindi.
Yine bir kütüphane ziyaretimde bölüm görevlisi arkadaş elimden tutarak beni bir üst kattaki salona götürdü. Büyükçe bir salondu ve neredeyse hınca hınç doluydu. İsveç İçişleri Bakanı dahil birçok üst düzey hükümet üyesinin toplantıda olduğunu öğrendim.
Toplantı denince aklınıza sıra sıra koltuklar ve koltukların sıkıntılı misafirleri, kürsüdeki konuşmacılar gelmesin. Daha çok kurabiye ve çay partisine benziyordu. Salonun bir bölümünde kurulmuş birkaç renkli çadır ve rengarenk giysileriyle hemen her yaştan kadınlı erkekli insanlar çadırların etrafındaydılar. Bir kısmı gülücükler dağıtırken, bir kısmı temsili bir şeyler yapıyordu.
Giysilerinin renkleri ve yaptıkları işler farklı farklıydı ama önemli bir ortak noktaları vardı… Her biri etrafa gülücükler dağıtıyordu.
O gün İsveç'te, Çingenelerin dördüncü azınlık olarak kabul edilmesinin yıl dönümüymüş ve bu kutlama da o yüzden yapılıyormuş. Çeşitli yerlerden gelen Çingeneler geçmişten günümüze yaşam biçimlerini giydikleri yerel kıyafetlerle sergiliyor, özgün yiyeceklerinin lezzeti eşliğinde kendilerini anlatıyorlardı. Görmeye değecek kadar renkli, bir o kadar da lezzetli bir toplantıydı.
İşte dedi beni toplantıya götüren arkadaş, 'Avrupa Birliği bu! Türkiye bu türden çok sayıda ülkenin içinde olduğu bir topluluğa girmeye aday' ve devam etti 'Geçenlerde Türkiye ile yakından ilgilenen bir gazeteci gerçekten Mardin'in girişinde 'Ne Mutlu Türküm Diyene' yazıyor mu diye bana sordu'
'Türkiye sınırları içerisinde yaşayan tüm insanlara Türk denir' öğretisi ile büyütüldük, Türkiye sınırları içinde yaşayanlara Türkiyeli diyemedik bir türlü. Gün geldi 'dağ Türkleri onlar' dedik, Kürtçeyi yasakladık… Kürdü yok saydık… Gün geldi Barzani ve Talabani'yi Kürt liderler olarak pasaportlar verip, ABD'ye uğurladık.
AKP hükümeti yine bir ezberi alt üst ediyor. Başbakan Erdoğan müteahhitlerimizin yaptığı havaalanı açılışı için Irak Kürdistan Bölgesinin başkenti Erbil'e gitti. Mesut Barzani, Bölgesel Yönetimin Başbakanı Berham Salih, Irak Kürdistan Demokrat Partisi Başkan yardımcısı Neçirvan Barzani, bakanlar ve diğer yetkililerce oldukça sıcak karşılandı Başbakan.
Erdoğan'ın verdiği mesajlar da aynı sıcaklıktaydı. 'Bu güzel bölgeyi havaalanıyla birbirimize ve dünyaya bağladık. Komşu Kürt halkının refahının artması bizi sevindirir' Nerden nereye!
İki ayrı lider… İki ayrı anlayış… Bir yanda Kürt kelimesini, Kürt sorununu telaffuz dahi edemeyen muhalefetin daimi partisi CHP ve lideri Kılıçdaroğlu… Diğer tarafta bölge gerçeklerinden haberdar, gelecekteki yapılanmayı bugünden görerek planlamayı o doğrultuda yapan ve emin adımlarla tek başına iktidara üçüncü kez yürüyen AKP ve lideri
Erdoğan…