Dünyanın tümü aynı dine mensup olsun diyelim...
İnsanlık barış ve huzura kavuşabilir mi sizce?
Aynı dine mensuplar diye, insanlar arasındaki anlaşmazlık ve savaşlar biter mi?
Bu sorulara 'evet' diye cevap vermek mümkün değildir.
Çünkü en ilkel toplumlarda yaşayanlar bile bilir ki, her insan yaşadığı toprağa ve coğrafyaya özgü bir gelişim ve uygarlığın parçasıdır aynı zamanda.
Bir başka deyişle, duyuş ve inanışlarımızı şekillendiren şey, hayatta kalmamıza yardım eden maddi araçlara verebildiğimiz biçimlerdir.
Tarihe baktığımızda, ekonomik şartları ya da üretim ilişkileri birbirine benzeyen toplumların, yaşadıkları coğrafya birbirine yakın olan kesimlerde din ya da inanç sistemlerinin de benzer olduğunu görüyoruz.
Birbirine yakın coğrafyalarda yaşamakla beraber üretim ilişkilerinin farklı aşamalarında olan toplumlarda ise farklı inanç sistemleri geliştiğini gözlemliyoruz.
Dolayısı ile bir topluluğun dinini belirleyen temel faktör, o toplumun yaşadığı toprak ve coğrafik koşullara bağlı olarak gelişen üretim ilişkileri biçimi ya da ekonomik altyapısıdır.
Bu nedenle din olgusu toplumsal yaşamın değişmesi ile beraber tarih içerisinde diğer dış faktörlerden de etkilenerek sürekli değişir.
Yine aynı sebepten ötürü, din olgusu ilkel topluluklar hariç bir toplumu yönetmek için yeterli değildir. Tarih, aynı dine mensup olmakla beraber, birbirini boğazlayan halkların resmi geçidiyle doludur.
Bir toplumu güçlü kılan ve bireyleri arasında dayanışmayı sağlamlaştıran en önemli unsur; aynı coğrafyada yaşayan ve aynı gelenekleri, kültürü paylaşan insanların eşit yurttaşlık bağıyla aynı çatı altında bir arada yaşama ülküsüdür.
Aydın insanlar bunu kısaca ulusalcılık diye tanımlıyor.
Her aklı başında insanın, adına ulusalcılık denilen bu ülküyü anlaması, özümsemesi ve savunması; bizden sonraki nesillerin de bu topraklarda geleneklerimizi, kültürümüzü ve varlığını devam ettirmesini istiyorsak eğer, bir zorunluluk olmalıdır.
Bu zorunluluğa; kimimiz vatan, kimimiz de namus borcu diyoruz.
Gün, her zamankinden daha fazla ulusalcı, her zamankinden daha fazla vatan borcunu ödemeye sadık kalma günüdür.
Çocuklarımız belki dinini de özgürce yaşayacak bir ülke bulabilir. Ama bu toprakları bir kez kaybedersek, bizi biz yapan her şey de onunla beraber gider.
Bir daha ara ki bulasın!
Bu yüzden, biz Türk Ulusalcıları, ulusalcılığımızın ayaklar altına alınıp çiğnenmek istendiği, 40 bin yurttaşımızın ölümünden sorumlu terörün başı ile bunu tescilleyecek bir anayasa pazarlığının yapıldığı ve tarihe utanç dönemi olarak geçecek bu günlerde vatan borcumuza sonuna kadar sadık kalacağımızı bir kez daha haykırmak istiyoruz!
Türk Ulusalcılığını ayakları altında çiğnemek isteyenler önce Türk Ulusu'nu ayakları altında çiğnemeyi başarabilmeli!