TBMM Gündeminde bulunan ve kamuoyunda kısaca ’‘Torba Yasa’’ olarak tanımlanan,
’“Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’”, çalışma yaşamına ilişkin çok boyutlu yenilik, düzenleme ve değişiklikler içermektedir.
Yasa Tasarısında, çalışma yaşamı ile ilgili konuları kapsayan 60’’a yakın madde ile 5510 sayılı SSGSS Yasası, 4857 sayılı İş Yasası ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Yasası’’nda değişiklik içeren bir dizi düzenleme söz konusudur.
Çalışma yaşamına ilişkin düzenlemelerin sosyal taraflar arasında görüşülmesi ve hükümetin mevzuat çalışmaları ile ilgili olarak sosyal taraflara danışması gerekliliği, ulusal ve uluslararası kurallardan kaynaklanan, üstelik anayasal bir zorunluluktur. Hükümet, bu konudaki zorunluluk ve gerekliliği yerine getirmeden, yani hükümet, işveren ve çalışan kesimlerle görüşmeden, ’‘Üçlü Danışma’’ niteliğinde bir çalışma yapmadan, yasa değişikliklerini gündeme getirmiştir. Bu durum, Hükümetin bu alanda uzlaşma aramadan, tek yanlı olarak ve üstelik işveren kesiminden yana tavır koyarak davranma ve düzenleme eğilimde olduğunu göstermektedir.
Torba Yasa olarak adlandırılmayı hak eden ve yasa yapma teknikleri ile bağdaşmayan bu karma metin, üçlü danışmaya uyulmaması yanında, sendikaların tepki göstermesine neden olan ve çalışma yaşamında hak kayıpları ve kuralsızlık eğilimlerini güçlendiren, esnek çalışma biçimlerini, olmayan ’“güvence’” kapsamından tümüyle soyutlayarak yaygınlaştırmak isteyen güçlü bir eğilime dayanmaktadır. Bu eğilim, çalışma yaşamında emek sömürüsünü derinleştiren ve sendikasızlaştırma doğrultusunda yeni araçlarla desteklenen bir kararlılığı yansıtmaktadır.
Bugün Torba Yasa ile yapılanlar, gelecekte daha neler yapılacağının işaretlerini ortaya koymaktadır. Kuralsız, esnek ve emek sömürüsüne dayanan bir çalışma düzeni; emekçilerin katılımı ile oluşan fonların amacı dışında kullanımını için ’“gasp edilmesi’”; af niteliğindeki kamu alacaklarının yapılandırılması sonucu sosyal hakların karşılanması ve kamu hizmetlerinin yerine getirilmesinde ortaya çıkacak sorunlar, bu yasa ile emekçileri etkileyecek sonuçlar doğuracaktır. Torba Yasa’’da yer alan ve çalışanları doğrudan ilgilendiren düzenlemeleri, amaç, kapsam ve toplumsal etkileri açısından değerlendirmek olanaklıdır.
1.Torba Yasa Tasarısında yer alan düzenlemelerin önemli bir bölümü, kriz dönemi ile ilişkilendirilerek, vergi, sigorta primi ve kamuya ait tüm alacakların yeniden yapılandırılması ile ilgilidir.
2. Yasa Tasarısı, istihdamı artırmak gerekçesiyle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasında ve 4857 sayılı İş Yasasında bir dizi değişiklik yaparak, çalışma yaşamını esnekleştiren kuralları, emeğin korunması ilkesini yok sayarak ve gerçekleştirmeyi vaat ettikleri ’“güvenceli esneklik’” modelini de boşa çıkaracak bir biçimde düzenlemektedir.
Asgari ücretin uygulanmasındaki yaş sınırının 16’’dan 18’’e çıkarılması, uygulamada asgari ücretin düşürülmesi ve çalışma yaşamında çocuk yaşta çalışanların yeğleneceği koşulların oluşturulması sonucunu amaçlamaktadır. Stajyer öğrencilerin çalışma alanlarını belirleyen işyeri ölçeğinin küçültülmesi, genç emeğin düşük ücretle çalıştırılmasının yaygınlaştırılması, 25 yaşından küçük çalışanların, istisnai olması gereken deneme süreli iş sözleşmeleri ile çalışmalarına olanak tanıyan düzenleme yoluyla, ayrımcı bir uygulamaya tabi tutulmaları sonucu, belirsiz süreli sözleşmelerin genç işçiler için fiilen belirli süresi 4 ay olan iş sözleşmelerine dönüşeceği gerçeği, ’“gençlerin istihdamını artırma’” gerekçesi ile gizlenmektedir. İçinde bulunduğumuz koşullarda gençlerin işsizliği, geçici ve anlık (en fazla dört aylık) dönemler için belirlenen yüzeysel yöntemlerle çözülemeyecek bir derinlik oluşturmuştur.
Gençlerin işgücü piyasasına ucuz emek olarak sürülmesi, gerçekte Yakındoğu’’nun ’“ÇİN’”i olmak isteyen, ucuz emek, kuralsız ve esnek çalışma koşullarını geçerli kılmayı hedefleyen bir tasarıma dayalıdır.
Bu tasarım, Hükümetin kamuoyu ile paylaşılamaya cesaret edemediği Ulusal İstihdam Stratejisinde tek yanlı olarak belirlenmiş ve Torba Yasa’’nın maddeleri ile uygulamaya geçirilmeye çalışılmaktadır. Bu tasarımın bir başka boyutu, istihdam artırıcı önlemler kapsamında atipik (esnek) çalışma biçimlerinin çeşitlendirilmesidir. Çağrı üzerine çalışma, İş Kanununda düzenlenmiş bir konuyken, Evden Çalışma ve Uzaktan (Tele çalışma) Çalışma gibi konular da bu metinde yeni iki çalışma biçimi olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerin, ILO’’nun 177 sayılı Evde Çalışma Sözleşmesi ve sosyal taraflar arasında bağıtlanmış ve AB mevzuatına dönüşmüş 2002 tarihli Uzaktan Çalışma (Tele Çalışma) Çerçeve Anlaşmasına uygunluk sağlama isteğinden kaynaklandığı gerekçe olarak ileri sürülecektir. Ancak, ILO’’nun Evden Çalışmayla ilgili Sözleşmesinde ve AB’’nin Uzaktan Çalışmayı düzenleyen Çerçeve Anlaşmasında da gözetilen konular, bu tür çalışma yürüten çalışanların korunması ve bu tür çalışmanın kurallı bir çalışmaya dönüştürülmesi yönündedir. Yasa Tasarısı, bu amacı gerçekleştirmekten uzak olduğu gibi, bu tür çalışmanın yaygınlaşmasını destekleyen bir niyeti yansıtmaktadır.
Yasa tasarısında, ne bu yeni çalışma biçimleri ile ilgili olarak, ne daha önce var olan çağrı üzerine çalışma, ne de kısmi süreli çalışanlar için ’“koruma’” amaçlı bir düzenleme söz konusudur. Bu tür ’“esnek’” çalışma biçimlerine göre çalışmayı sürdürenler için bir ’“güvence’” sağlandığından, dolayısıyla ’“güvenceli esneklik’” söz etmek de olanaklı değildir.
Kısmi süreli çalışanlar, çağrı üzerine haftada belirli saatlerde iş verilmesi zorunluluğu olanlar, evden parça başı iş yapanlar, uzaktan çalışanlar; sosyal güvenlik hakkından kısmi olarak yararlanmayı sürdürecektir. Bu tür çalışanlar, emeklilik hakkından yararlanmak için, ay içinde çalışmadıkları sürelerle ilgili sigorta primlerini kendileri karşılamak zorundadır. Bu nedenle, aynı sürelerle ilgili Genel Sağlık Sigortası Primini de ödemekle yükümlüdürler. Bu kişiler, işsizlik sigortasından yararlanmak isterlerse, yasa tasarısında düzenlendiği biçimiyle sigorta primlerini, işveren payına düşen miktarı da dahil olmak üzere kendileri karşılamak zorundadır.
Esnek çalışmanın kuralsız bir biçimde yaygınlaşması girişimlerinden biri de yine Tasarıda yer aldığı biçimiyle, denkleştirme süresinin bazı sektörlerde (turizm) dört ay olarak uygulanmasının yasa hükmüne dönüştürülmesidir. Denkleştirme süresi, yürürlükte olan kurallar gereğince, işin gerektirdiği ve yoğunluk oluşturduğu dönemlerde, günde 11 saate kadar varan sürelerde çalışmayı ve bunun iki ayla sınırlanmasını; daha sonra bu sürelerin yeniden düzenlenecek çalışma süreleriyle karşılanmasını tanımlayan bir çalışma biçimidir. Yürürlükteki düzenlemede bu sürenin dört aya kadar çıkarılması, işçinin bireysel sözleşmelerle işveren karşısında korunmasının olanaklı olmadığı düşünüldüğünden ancak, işyerinde sendikal örgütlenmenin var olduğu koşullarda gerçekleşebilecek istisnai bir durum olarak düzenlenmiştir. Yasa tasarısındaki değişiklik maddesi, dört aylık denkleştirme süresinin toplu iş sözleşmesiyle belirlenme kuralını devreden çıkararak, turizm gibi, iş yoğunluğunun en fazla olduğu dört aylık sezon süresinde, fazla saatlerde çalışmayı olağan çalışmaya dönüştürmeyi ve hizmet akdinin askıda kaldığı sezon dışındaki sürede, işverenin işçiye karşı olan yükümlülüklerini azaltmayı amaçlamaktadır.
Esnek çalışma biçimlerinin istihdam artırıcı bir politika aracı olarak yaygınlaştırılması ve çalışanları koruyarak kurumsallaştırılması için, bu tür çalışanlar için ay içinde asgari çalışma süresi belirlenmesi ve asgari çalışma süresini aya tamamlayan süreler için emeklilik, sağlık ve işsizlik sigortası primlerinin devlet tarafından karşılanmasının sağlanması gereklidir.
Esnek çalışmanın, emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını ve sosyal haklarını olumsuz etkileyeceği gerçeği, bu tür çalışma konularının ve çalışma biçimlerinin sendikaların denetiminde ve toplu sözleşmeler aracılığıyla uygulanmasını gerektirmektedir. Bu anlayışın çalışma yaşamının temel kurallarından birine dönüştürülmesi gereklidir. Esnek çalışma kuralları ancak bu biçimde korumalı (güvenceli) esneklik olarak nitelenebilir ve emek sömürüsüne neden olmaksızın bir istihdam yöntemi olarak yaygınlaşması desteklenebilir. Esnek çalışma biçimlerinin var olan ve Yasa Tasarısı ile hiçbir iyileştirme yapılmayan bu haliyle yaygınlaştırılması, ancak emek sömürüsünün derinleşmesine neden olacaktır.
3.Torba Yasa’’da, maddeler arasına gizlenen bir başka niyet, çalışma yaşamının kıdemsizleştirilmesi ve sendikasızlaştırılmasıdır.
Gençlerin ucuz emek olarak piyasaya sürülmesi, çalışma yaşamının kıdemsizleştirilmesini, yaşlı işçilerin çalışma yaşamından dışlanmasını sağlayacaktır. Uzun deneme sürelerine tabi olarak çalıştırılacak gençler sendikal haklarını kullanma fırsatı bulamayacaklar; sürekli iş ve işyeri değiştirerek çalışacaklardır. Kısa süreli çalışmalar, fiilen kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldıracak ve kıdem tazminatı ile ilgili yakın gelecekte gerçekleştirilmesi olası yeni düzenlemeler için gerekli alt yapı hazırlanacaktır.
Belediye işyerlerinde kadro fazlası olarak nitelenen çalışanların, kamuya ait başka işyerlerine devredilmesi, ’“4 C’” benzeri uygulamaları yaygınlaştıracak ve yeni ’“TEKEL’” uygulamalarına dönüşecek bir niyete dayalıdır. Bu işçilerin sendikalı ve toplu iş sözleşmelerden yararlanarak çalışıyor olmaları nedeniyle, sonuç sendikasızlaştırma ve ücretlerde yaygın bir düşüş olarak ortaya çıkacaktır.
Bu süreçte, sendikaların üye kayıplarını ve bu işçilerin sendikal hak kayıplarını birlikte değerlendirmesi ve tepki vermesi gereklidir. İl Özel İdarelerinde çalışan işçilerin, gönderileceği işletmelerin seçilmesinin ve belediyelerdeki kadro fazlası emeklilik süresi yaklaşmış işçilerin memur, sözleşmeli ya da 4C benzeri bir statü ile sendikal haklardan yoksun bırakılmasının bazı sendika ve konfederasyonlarla yapılan eylem yapmama koşuluyla ’“pazarlık’” edilmesi, sendikal bir tutum değildir. Hükümet Tasarıdaki düzenlemede yaptığı değişiklikle, bir sendikadan yana davranarak, sendikal örgütlenmeye müdahale etmiş, kayırma olarak nitelenebilecek bir uygulama ortaya koymuştur. Bu düzenleme ve sonuçta maddede yapılan değişiklikle, ILO’’nun 87 sayılı Sözleşmesi hükümlerine aykırılık oluşturacak, siyasi otoritenin sendikal alana müdahalesi olarak nitelenebilecek bir durum ortaya çıkmıştır.
Bu tasarıdaki düzenlemenin 50 binden fazla işçiyi kapsadığı, başka kamu işyerlerinde çalışan benzer konumda 200 bine yakın işçinin olduğu gerçeğini unutmadan bu uygulamaya karşı çıkmak gereklidir.
Ülkemizdeki sendikal örgütlenme düzeyi, daha fazla müdahaleyi kaldıramayacak bir noktaya ulaşmıştır. Sendikasızlaştırma politikalarından vaz geçmek ve sendikalaşmanın desteklenmesi konusunu bir politika olarak uygulamak gereklidir.
4.Torba Yasa Tasarısı, memur ve işçi olarak çalışan emekçiler arasında eşitlik gözetmemektedir.
Doğumdan sonra kullanılması gereken ’“ana-babalık / ebeveyn izni’”, devlet memuru kadın ve erkek çalışanlar için 24 ay olarak düzenlenirken, bu hak işçiler için düzenlenmemiştir.
Oysa AB’’nin sosyal tarafların aralarında anlaşarak belirledikleri Çerçeve Anlaşmasına dayalı bu düzenlemenin tüm çalışanlar için bir hak olarak tanınması gereklidir. (Çünkü düzenlemenin gerekçesi, AB mevzuatına uyumdur)
Gerçekte anne olan kadın çalışan için, doğum sonrası kullanması gereken doğum izni, emzirme izni vb tüm izin sürelerinin kullanımından sonra başlatılması ve çocuk belirli bir yaşa gelinceye dek, anne ve baba için ayrı ayrı 24 ay olarak kullanılması gereken bu izin hakkı, tasarıda yer aldığı biçimiyle yasalaştığında, gerekli olanı karşılamayacaktır’…
Ebeveyn izninin, ana-babalık durumunda, kadın ve erkek, işçi ve memur her çalışan için; bireysel bir hak olarak 24 ay süreyle düzenlenmelidir. Bu iznin iki yıllık bir sürede kullanımı yerine, çocuk belirli bir yaşa gelinceye dek (örneğin 8 yaşına dek) aralıklı olarak kullanılabilmesine olanak tanıyacak bir düzenleme asıl olmalıdır. Özellikle kadınlar için ebeveyn izninin kullanımının, doğum izninin bitiminden sonra değil, emzirme iznini de kullanmasına olanak tanıyacak biçimde bu sürenin de bitiminden sonra, (çocuğun birinci yaşından sonra) başlatılması gereklidir.
5. Torba Yasanın, çalışanlar açısından kabul edilemez ve emek karşıtı girişimlerinden bir de İşsizlik Sigortası Fonunun kullanımı ile ilgili düzenlemelerdir.
İşsizlik Sigortası Fonu, işsizlik riski karşısında fona prim ödeyerek katılan tüm sigortalı işsizlere ödeme yapmak, işsizlik durumunda karşı karşıya kalınan gelir yoksunluğu karşısında, sınırlı bir gelir desteği sağlamak amacıyla oluşturulan bir fondur. Fon oluşumundan başlayarak, kuruluş amacına en uzak biçimde değerlendirilmiştir. Bu güne dek, yararlanma koşulları, yararlanma süresi ve ödenek miktarı değiştirilmeksizin, İşsizlik Sigortası Fonu Hükümet tarafından, ekonomi politikaları ve mali politikalar için kullanılmıştır.
Mayıs 2008’’de, İstihdamı Teşvik Paketi kapsamında İşsizlik Sigortası Fonu faiz gelirlerinin belirli bir oranına o tarihte, işçi ve işveren konfederasyonlarının karşı çıkmasına karşın el konmuştur. Bu kez, Torba Yasa Tasarısı ile önceki yıl fon gelirlerinin yüzde 30’’una el koymaya ve bunu gerektiğinde yüzde 50’’ye artırmaya Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. Bu el koymanın gerekçesi istihdamı artırmak, işe yerleştirme ve danışmanlık hizmetleri temin etmek, işgücü piyasası araştırma ve planlama çalışmaları yapmak olarak açıklanmaktadır. Sayılanların tümü İŞKUR’’un yapması gereken, görevi olan işler kapsamındadır. Ancak, bu düzenlemeyle amaçlanan, İşsizlik Sigortası Fonunun daha çok işsize dağıtılması, daha çok işsizin yararlanması değil, istihdam hizmetlerinin piyasalaştırılması ve fon kaynaklarının piyasa ortamında peşkeş çekilmesi ile ilgili koşulların yaratılmasıdır.
İşsizlik Sigortası Fonunun, emekten yana kullanımını sınırlayan bir başka düzenleme de Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği ile ilgili konulardır. Yürürlükte olan düzenlemenin, genel ekonomik kriz koşullarında başvurulacak bir yöntem olarak belirlediği kısa çalışma, işletmelerin yaşadığı sektörel ve bölgesel krizlerde bile uygulanabilecek biçimde genişletilmektedir. İşsizlik Sigortası Fonundan ödenecek kısa çalışma ödeneğinin, işverenler ve işletmelerden yana kullanımı kolaylaştırılırken, işçilere yapılacak bu ödeme için işsizlik sigortası hak etme koşullarının yerine getirilmiş olması koşulu korunmaktadır.
Kısa çalışma ödeneğinden yararlanma süresi ve koşullarının belirlenmesinde Bakanlar Kurulunun yetkilendirilmesi, İşsizlik Sigortası Fonunun özerk yönetimi ilkesini zedeleyecek ve Kısa Çalışma Ödeneğinin siyasal etkilerle kullanılacak bir kayırma aracına dönüşmesine neden olacaktır.