Bin Ladin'in öldürülmesi bir gerçeği daha ortaya çıkarıyor. O da süper güç olduğundan beri ABD'nin dilediğini yapması... Orta Doğu'ya yeniden şekil vermeyi kafasına İsrail sokmuş.
Ne yapalım, ekonomisi ve askeri gücü küçümsenmeyecek birinden başlayalım.
Irak uygun bulundu, Saddam Hüseyin bir diktatördü, üzerine gidilmesine pek ses çıkarılmaz diye düşünüldü. Dünya kamuoyuna da 'Irak kitle ölüm silahları üretiyor, buna mani olmalıyız' mesajı verildi. Irak a girildi, silahlar yoktu ama 'Irak halkına hürriyet getiriyoruz' diyerek yıllarca orada kalmanın mazeretini ürettiler.
Irak halkının çok büyük kısmı perişan, can güvenliği yok, eşkıyalık almış yürümüş. Halkın büyük çoğunluğu Saddam'ı arar durumuna gelmiş. ABD Saddam'ı yok etmek isteseydi, çok küçük bir bedel karşılığında ondan kurtulması mümkündü, bunu yapmadı, çünkü kendi oraya yerleşerek yeniden bir yapılanma yapmak istiyordu.
Derken 11 Eylül olayı olmuş, 'baş aktör Bin Ladin, terörist, Afganistan'da faaliyette, insanlığın güvenliği için bunu zararsız hale getirelim' denildi.
Afganistan'a asker gönderildi, NATO operasyonların dümenine getirildi. Yıllarca Afganistan'da operasyon adı altında ABD'nin geliştirdiği yeni silah ve ekipmanların denenmesi imkanı yaratıldı. Halbuki aranan terörist altı yıldan fazla bir zamandır, Pakistan'ın başkenti yakınlarında yaşıyormuş.
ABD Afganistan'da yeteri kadar kaldığına inandığı için oradan çıkmayı tercih ettiğinden Bin Ladin'in işini bitirdi.ABD isteseydi, 11 Eylül'den sonra Bin Ladin'in işini hemen bitirebilirdi.
Şimdi 'Orta Doğu ülkelerini çekip çevirmek lazım' denildi.
Ne gerekir ki kamuoyu ayağa kalkmasın?
'Totaliter rejimlerden işe başlanabilir. CIA, politik stabilitesi en zayıf olan Tunus'tan başlarsak, belki domino etkisi doğar ve diğer ülkelerde de sözde demokrasi oluşur, böylelikle bölgenin dizaynı yeniden yapılır' diye düşündü.
İkinci Dünya Harbi'nden sonra, Batılılar yeni kurulmasına izin verdikleri devletlerin sınırlarını öyle çizdiler ve öyle iktidarlar getirdiler ki, kendilerine bağımlılık devam etti.
Ama artık değişim zamanı gelmişti. Irak halkını büyük çoğunluğu Şii olmasına rağmen başa getirdikleri Sünni idi. Suriye'de halkın büyük çoğunluğu Sünni olmasına rağmen iktidarı Şii yönetime devrettiler. Yapay sınırlarla devletleri kurdurdular, hemen tümünün sınır ihtilafları yıllardır devam ediyor. O halde buralarda da bir karışıklık kolayca çıkarılabilinir.
Şimdi Yemen ve Suriye üzerinde çalışılıyor. Bu iki devletin yöneticileri akıllı davranmazlar ise sonlarının iyi olmayacağını görmemek mümkün değil.
'Sıra bize gelir mi sorusu' da sormadan geçilmeyecek ağırlıkta.
Bu manzara karşısında dünya kamuoyu, ABD'nin yapacağı her suçlamada 'acaba bunun altında ne var' sorusunu sormalıdır.
Konular öyle tezgahlanıyor ki kamuoyunda haklı bir imaj yaratılıyor.
Bu yeniden dizaynda kaybedilen hayatlar, yıkılan yakılan varlıklar geriye getirilebilir mi?
Sureti Haktan görünen ABD'ye güven duymak mümkün mü?
İngiltere de tezgahı Hint Okyanusu'nda açmışa benziyor. O bölgede korsanlık var diye gemilerin sigorta primleri katlandı. Farkın büyük bölümü Londra'ya gidiyor. Korsanlarla pazarlık Londra üzerinden yapılıyor; fidye, İngiliz helikopterleri ile iletiliyor, bu aracılık hizmetleri de yüklü bir para gerektiriyor.
İngiltere işine gelse bütün korsanlıkları çok kısa zaman diliminde halledebilir. Ama iyi bir gelir kaynağını bulmuş. Birilerinin durumu kavrayıp 'sen ne yapıyorsun' denene kadar işi götüreceğe benziyor.