30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler, en az daha önceki seçimler kadar önemli olmakla birlikte tarihsel olarak iki ayrı önemli sürece de denk gelmektedir. Bunlardan birincisi literatüre 'Gezi Parkı Eylemleri' olarak giren ve hem ülkemizde hem de Dünya'da çok büyük yankılar uyandıran, dengeleri ve hesapları birçok yönüyle değiştiren eylemler süreci, diğeri ise Cumhuriyet tarihi boyuncu ülkenin hem en büyük sorunu hem de en kolay siyasi rant argümanı olabilen Kürt Sorunu'nun 'paketler' çerçevesinde geldiği noktadır.
Bu noktada 2014 seçimlerine hızla yaklaşırken alışılagelen seçim sonuçlarını tahmin tartışmalarının ve hesaplarının yeniden düşünülmesinin ve üretilmesinin gerekliliği bir yana, nasıl bir yerel yönetim istiyoruz ve toplumsal sorunlarımızda yerel yönetimlerin rolü ne olmalıdır sorularına cevap bulmanın zarureti de iyice netleşmiştir.
Kuşkusuz günümüz Dünyasında ve tabiî ki günümüz Türkiyesinde yerel yönetimler mutlak anlamda demokrasinin en gerçekleşebildiği yönetim alanlarıdır ve ellerindeki finansal, siyasal, sosyal vs. kamu gücüyle birlikte düşünüldüğünde çağdaş bir demokrasinin inşasına başlamak için en doğru noktalardır. Ancak bunun için politik bir doğrultunun izlenmesinin gerekliliği de muhakkaktır.
Bu bağlamdan bakıldığında 2014 yerel seçimleri neticesinde ortaya çıkacak belediyelerin, özelde hem Gezi Parkı Eylemeleri sürecinde tartışılan ve dile getirilen haklı kaygıların giderilmesinde hem de Kürt Sorunu' nun çözümü açısından zorlayıcı ve kolaylaştırıcı girişimlerin gerçekleştirilmesinde, genelde ise toplumsal sorunların çözümünde çok önemli roller üstlenmesi gerekmektedir.
Yerel yönetimlerde halk verdiği oyun sonuçlarını en çabuk ve en dolaysız şekilde aldığı ve hissettiği için halkın yönetime dahil edilmesi de hem daha kolay hem de daha önemlidir. Buna 10.000 nüfuslu bir kentin belediye başkanı da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı da dahildir. Çünkü bireyin gündelik hayatında ihtiyaç duyduğu; kent içi ulaşımdan, trafikte yaşanan sorunlara, suyun temizliğinden, çevre temizliği sorunlarına, kentlinin sosyal, kültürel ve sanatsal ihtiyaçlarının giderilmesine kadar yaşam kalitesinin yükseltilmesine ilişkin birçok konu yerel yönetimler eliyle düzenlenebilmektedir. Tüm bunları yaparken yerel yöneticinin genel olarak iki temel sınırı bulunmaktadır. Bunlar, yasaların çizdiği sınırlar ile yerel yöneticinin politik birikimi ve tavrı ile şekillenen niyetidir. Ancak başında bulunduğu yerel yönetim birimini bir işletme gibi işletmekle insanların hayatını güzelleştiren bir kurum haline getirip getirmemek özünde belediye başkanın niyetiyle ilgilidir. Çünkü yasalar genel olarak insanlara yapacaklarını değil yapamayacaklarını söylemektedir. Bu geniş alan içerisinde üretilebilecek her çözüm, esasında yöneticinin yukarıda değinildiği üzere politik birikimi ve tavrı ile en nihayetinde niyetinin ürettiği yaklaşımla ilgilidir.
Bu nedenle kar-zarar dengesi gözetmeden ama aynı zamanda sürdürülebilir bir kamu finansman yapısına sahip olmak ya da olamamak, parsel bazında imara açtığı alanlarda bireysel rant kaygılarıyla rastgele yapılaşmaya izin verdikten sonra koca binalar arasına yaptığı ufacık parklar içindeki oyuncakları vatandaşa velinimet gibi sunmak yerine, ada bazında yapılan planlarla yeşil alanlar, kent içi ormanlar ve parklar oluşturmak ya da oluşturmamak, en popüler şarkıcıları anlaşılmaz maliyetlerle getirtip parasını kentlinin verdiği vergiden oluşan bütçe ile ödeyip güya ücretsiz konser vermek yerine, kentlinin gerçekten kendi dünyasını ürettiği ve sanatsal faaliyetler yapabildiği ve aynı zamanda sosyalleşebildiği alanlar yaratmak ya da yaratmamak, dürüst olmak ya da olmamak ve dahası, özünde belediye başkanının politik birikimi ve tavrı kadar niyeti ile ilgilidir. Çünkü hiç kimse bilmediği ya da düşleyemediği şeyi gerçekleştiremez.
Bu noktadan yazının başına dönersek, 2014 yerel seçimleri tarihi bir fırsattır. Bu fırsat bütün sorunlarına ve çelişkilerine rağmen ciddi bir potansiyele sahiptir. Çünkü hükümet, yerel bürokrasi, sermaye hatta bir nebze de olsa sivil toplum yerel sorunlar üzerinde söz sahibi olsa da hemşeriler yani temsil edilenler yerel siyasal süreçlerden dışlanmış durumdadır. Halbuki halkın kendisi yerel yönetimlerden başlayarak kamu yönetimlerinde değişimi sağlayacak esas güçtür. Sadece bu güç, halkın sorunlarını sahiplenebilen ve çözüm imkanlarını geliştirebilen yönetim anlayışlarını yaratabilir. Bu nedenle Gezi Parkı Eylemeleri ile su yüzüne çıkan kaygıları giderebilmeliyiz. Bir yandan devletler için çok sayılamayacak 90 yıllık Cumhuriyet deneyiminin kazanımlarını derinleştirip güçlendirirken, diğer yandan çağdaş toplumlar seviyesinin en üst noktasına doğru aldığımız yolda hatalarımızdan, eksiklerimizden ders çıkarabilmeliyiz. Demokrasinin çoğunluktan alınan oylarla çoğunluğun gazını almak ve tevazularını manipüle etmek değil, mağdurun, ezilenin veya azın hakkını korumak olduğunu, kendi yaşayacağımız hayatı kendimiz seçebilecek kadar olgun ve akıllı olduğumuzu, neyin bizim için iyi neyin kötü olduğunu bilebilecek durumda olduğumuzu bilmeliyiz, bunu unutanlara hatırlatabilmeliyiz. Kürt Sorunu' nun kol güreşi misali iki kutuplu bir oy alma yarışına dönüştürülerek salt bir düello olarak görülmesinden usandığımızı, bu sorunun insani boyutunun olduğunu ve kentimizde yaşayan insanların, hemşerilerin, dillerini, kültürlerini yaşamalarını, korumalarını, geliştirmelerini sağlayacak önlemler alabilmeliyiz, bunları ayrılık olarak değil zenginlik olarak görebilmeliyiz. 30 yıllık acıların yarattığı yabancılaşmayı giderebilecek çözümler üretebilmeli, göçün yarattığı travmalara ve entegrasyon problemlerine yerel ölçekte çözümler üretebilmeli, kültürlerin kaynaşması için programlar geliştirebilmeliyiz. Ama en önemlisi bunları yapabilecek bir belediye başkanı seçebilmeliyiz. Bunu yapabilecek belediye başkan adaylarını destekleyebilmeliyiz. Çünkü mutsuz insanların mutlu nesiller yaratamayacağını hiç aklımızdan çıkarmamalıyız.
Sonuçta demokrasinin salt sandığa atılan oy sanıldığı ülkemizde 30 Mart 2014 sabahında uyandığınızda 'demokrasiye' doğrudan etki yaratabileceğiniz tek hakkınızı, oyunuzu, mutlaka kullanmalısınız. Ancak oy kullanmadan önce son bir defa daha düşünün ve siyasi polemiklerle yaratılan girdapta kaybolmadan, yukarıdakilerin tatmin olmayan iktidarları uğruna kurdukları taktiklere kanmadan, ne istediğinizi veya ne istemediğinizi bir daha düşünün, çünkü kullanacağınız oy tuttuğunuz takımın birinci olmasını değil, çocuğunuzla, torununuzla, annenizle, babanızla yaşadığınızın hayatın daha iyi, daha kolay ve daha mutlu olmasına ya da olmamasına sebep olabilir. Sonuçta hayatımızı tercihlerimiz ve önceliklerimiz yönlendirir.