Çok istediğim halde bir türlü kontrol edemediğim bazı 'duygu' ve 'davranışlarım' var. 'Azınlık topluluklara' karşı empati kuramıyorum. Onların duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışıyorum, hatta daha ileri giderek onların düşüncelerini yazılarım aracılığı ile aktarmaya çalışıyorum, ancak yine de neler hissettiklerini, neler düşündüklerini anlamakta başarılı olamıyorum.
Bu nedenle de, Türkiye'de 'göçmen' olmanın nasıl olduğunu öğrenmek için, çevremde gördüğüm, tanıdığım pek çok kişi ile sohbet ederek, bu eksikliğimi gidermeye çalışıyorum. Geçtiğimiz günlerde bir seminer vermek için bir toplantıya katıldığım sırada, 'Makedonya Göçmenleri Kültür ve Dayanışma Derneği' Başkanı Fadıl Bey ile tanıştım. Bu derneğin neden kurulduğunu öğrenmeyi çok arzu ediyordum ama beni esas etkileyen onun suyun öteki ucundaki yaşamlarıydı.. Burada yaşananlar, göçler, zulümler, hepsi aslında bir yaşam hikayesiydi. Ve biliyordum ki, hiçbir evin hikayesi birbirinin aynısı değildi.
Fadıl Bey ile buluştuğumuzda, kendisine hemen: 'Makedonya Göçmeni Olmak ?' nasıl bir duygu diye bir soru yönelttim. Onu dinlerken, bu halkın göç yolculuğu sırasında yaşadıkları gözlerimin önüne geldi. Onların Türkiye'ye geldikten sonra, 'var olmak' için yaptıkları mücadeleleri düşündüm. Sadece 'TC vatandaşı' olmak işin, uzun bir yolculuğa çıkmıştı pek çok kişi..
Üsküp'de,Berova'da,Debre'de, Delçevo'da veya Gevgeli'de ellerindeki birkaç kuruşu satarak gelmişlerdi Türkiye'ye. Bütün varlıkları artık ellerindeki tuttukları para ve yüreklerindeki zincirdi. Bu iki kuvvetli bağ, onları birbirine bağlayacaktı. Ancak daha ülkenin kapısından girer girmez, hiçbir şey olmadıklarını fark etmişlerdi. Her şeye sil baştan başlayacaklarını çok çabuk anladılar. Bir yerken 'yarım yemek', kazandıklarını' ikiye katlamak' zorunda olduklarını çabuk fark ettiler.
İzmir'de 286 000 bin Makedonya göçmeni var aslında.. Sayıları çok fazla değil, bu nedenle de çevrelerindeki kişiler tarafından fark edilmediklerini düşünüyorlar. Kabul edilmeyi istiyorlar. En son genel seçimler de bir kişi aralarından milletvekili çıkınca, mutlu olduklarını belirtiyorlar. Çünkü, bu vesile ile seslerini duyurabilecekler.
Bir ülkede yaşayan kişiler 'azınlık olunca', doğal olarak birbirlerine daha çok kenetleniyorlar. Çeşitli dernekler kuruyorlar, destek alacakları kişilerle bağlantı içine giriyorlar.
Makedonya Göçmenleri Derneği de; Makedonya'dan Türkiye'ye göç eden kişileri bir araya getirmek, örf, adet ve geleneklerini sürdürmek, Makedonya'dan gelen ve yurdumuzda yetişen kuşaklar arasındaki yabancılaşmayı giderip, aileler arasında tanışma ve kaynaşmayı sağlamak, yeni nesil gençlerimizin topluma uyumlu ve yararlı bireyler olarak yetişmelerini sağlamak amacıyla kurulmuş.
Fadıl Bey, Makedonya'da Nakşibendi Tarikatı'nın son üyesi... Rezzak Baba'nın torunu. En büyük arzusu dedesinin ismini çevresindeki kişilere hatırlatmak... İzmir'de yaşarken, Makedonya'da yaşananları hatırlamak öyle kolay değil. Hele ki, Türkiye hudutları içinde doğmuşsan..İlk önce 35 derneğin bir araya gelmesi gerekiyor. Türkiye genelinde, Rumeli kökenli dernekler bir araya gelme şansları olursa, 'Federasyon ve Konfederasyon' kurma imkanları olabiliyor. Bütün bu oluşumlar, kolay gözükse de, öyle hızla olabilecek bir sürece yayılmış değil... Makedonya Göçmenler Derneği de diğer derneklerin yaptığı gibi, çeşitli kurumlarla 'Ortak projeler' yapılabilme fırsatı sağlayarak, toplum gözünde 'farkındalık' yaratmaya çalışıyorlar.
Farkındalık yaratmak ise, farklı aktivitelerin yapılmasını gerekli kılıyor. Yorulmadan, kararlı bir şekilde yola devam etmek gerekiyor. Fadıl Bey'e, bu konuda neler yaptığını sorduğumda, 'taşın altına elini ' koyduğunu söyledi. Ailesine ait olan Çamdibi'nde bir sinema salonunu, 'kültür merkezi' haline getirmeye karar vermiş . Bu düşüncelerini 'Avrupa Birliği Projesi' haline getirerek, İzmir'de Makedonya göçmenleri için özel bir 'mekan' yaratmaya çalışıyor...
İnsan, kendi topraklarında yaşarken, müziğini, yöresel danslarını, yemeklerini özlemiyor. Ya da hep iç içe yaşadığı için, hatırlaması gerektiğini pek önemsemiyor. Ama doğduğu yerlerden uzak kalınca, ülkesinin 'havasını' bile özlüyor. Bu nedenle bu 'kültür merkezi'nde yapılan her aktivite, Makedonya göçmenleri için geleneklerini sürdürmeleri açısından çok önemli..
Konuya bir de her iki ülkenin dostluk ve kardeşlik bağları açısından baktığımızda, bunu sağlayacak olan önemli bir faktörün 'ticari antlaşmalar' olduğunu söyleyebiliriz... Bu anlaşmalar sayesinde iki ülke vatandaşının birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı olabilir. Bu ortamların yaratılması için de, her ülkenin yetkili uzmanları, ticari ataşelik'ler, fahri konsoloslar bu 'iletişim kanallarını' kurmak zorundalar.
İnsanları birbirine bağlayan en önemli köprü, aslında yıllar boyunca hep 'müzik' olmuş. Derneğin 'Anadolu Medeniyetleri' isimli korusu her sene hem Makedonya'da hem de Türkiye'de çeşitli konserler vererek, bu köprünün güçlenmesine katkı sağlıyor.
Merak ediyorum ve hemen Fadıl Bey'e, Makedonya halkının karakteristik özellikleri nelerdir diyorum. Etrafımdaki bazı Boşnaklara baktığımda onların müthiş çalışkan bireyler olduklarını görebiliyorum. Suyun diğer tarafındaki kişileri tanımak istiyorum. Onlarla ortak kültürümüzün neler olduğunu öğrenerek, bu birlikteliği en etkin şekilde nasıl 'üretime' dönüştürebiliriz diyorum. Fadıl Bey, Makedonya halkının temel değerleri arasında 'özgürlüğün' önemli olduğunu söylüyor. Masa başında oturmayı sevmeyen bu topluluk, genellikle de okullarını bitirir bitirmez hemen çalışmaya başlıyorlar. Yönetilmekten ziyade, yönetmeyi tercih ediyorlar. Yönetimde başarılı olmak için de, önemli bir kuralı her daim dikkate alıyorlar. Çok basit ancak gerçekleştirilmesi bir o kadar zor olan bir kavramı, çocuk yaşlarda öğreniyorlar. Yani: 'Biz olmayı'…
Ülkemizde 'azınlık topluluklarla' yaşamak aslında muhteşem bir deneyim. Hepimizin birbirimizden öğreneceğimiz bilgiler, yaşanmışlıklar ve kurallar bütünü var. Birbirimize 'benzemek' yerine, birbirimizin 'farklılıklarını' öğrenerek, zenginleştirmek çok daha yararlı bence..
Suyun öteki yakasındaki ülkeleri düşünüyorum, burada yaşayan kadınların 'dünya görüşlerini' anlamaya çalışıyorum. Keşke, onlarla arada bir gün bile olsa, bir yerlerde buluşsam, konuşsam diyorum. Anlatsak birbirimizi, anlamaya çalışsak birbirimizi… Bu yakınlaşmayı, güce dönüştürsek… 'Kadın gücü'nü ülkeler arasındaki arenaya taşısak.. 'Sessizliği yönetsek' kadınlarımızla..
Bizi birleştiren 'tarihsel kimliğimizle'…Dokunsak kalplere… Ceylin, Ehbar, Dildade, Dürre, Bahire, Berçin, Bahtıser ile birlikte…