Türkiye günlerdir sosyal medyayı ve onu hükümete karşı 'küresel operasyon' amaçlı kullanan yeni nesil gençliği konuşuyor.
Eğitimciler, sosyal bilimciler, iletişim uzmanları, politikacılar büyük bir şaşkınlık içinde olup bitenlere 'hazırlıksız, öngörüsüz biçimde' yakalanmanın çaresizliğini yaşıyorlar.
Dijital gençliğin sokağa dökülmüş halinden tarifsiz bir memnuniyet duyan muhalif gruplar; sanal güçle animasyon bir yaşam biçimini kurguluyorlar.
Türkiye bu fotoğrafı nasıl görmeli?
Asıl mesele burada.
Siyasi hafızası hiç olmayan, sosyal yaşamı anlık iletilerle kuşatılmış, anneden babadan, gerçek yaşamdan kopartılmış, sanal hapishanelerde büyüttüğümüz bir kuşağın sarsıcı eylemleriyle enerjimizi tüketiyoruz.
Şu bir gerçektir.
Bugün sokaklarda ve sosyal ağlarda bu ülkenin başbakanına küfür eden neslin ' nasıl bir eğitim sürecinden' geçtiğinin sorgulanması lazım.
Tarih, bilim, siyaset hafızası olmayan, anlık bilgi ve anlık iletilerle şekillenen bir neslin trajedisine tanık oluyoruz. Gördüğümüz fotoğraflara baktıkça acı çekiyoruz. Çünkü bizler çocuklarımıza bir ülkeyi sevmenin, sahiplenmenin, onu ileriye taş ımanın, bunun için nasıl, ne zaman, hangi koşullarda mücadele edilmesi gerektiğinin kültürünü hiç ama hiç anlatamamışız.
Geçtiğimiz yıllarda hurdacılar antika toplar gibi evlerden kitap topladı.
Meydan Larousse ciltlerini çöplüklere atıp, bilgisayara yönlendirdik çocuklarımızı, Oysa ikisini aynı potanın içinde eritmemiz gerekiyordu.
Meydan Larousse Osmanlıdan sonra Türkçenin ilk ansiklopedisi idi. Arap alfabesi yerini Latin alfabesine, kitaplıklar yerini gümüşlüklere , adeta kullanılmamak üzere satın alınan bardak,çanaklara bıraktığından beri vitrinimizin tek süs kitabı olan siyah kaplı kitaplar da yerini slogan cümlelere bıraktı.
.
Entelektüel birikimden uzak yeni nesil kendini sadece sloganlarla ifade ediyor. Buna mizah katarak siyasallaşan eylemlerine meze yapıyorlar.
Bana göre bir kuşak sosyal açıdan zehirlendi.
10 ALTIN ÖĞÜT
Anavatan partisi 1991 seçimlerinde Fransız reklamcı Seguela ile çalışırken; Seguela'nın Mesut Yılmaz'a verdiği ' 10 Altın Öğüt ' içerisinde şunlar dikkatimi çekmişti:
'Oy umut için verilir, program için değil.
Seçim siyasi olmaktan öte, psikolojik bir olaydır.'
Yaşanılan olayları tahlil ederken bunun doğruluğunu görüyorum.Seçim psikolojik bir olay ve nedense Türkiye psikolojik olarak sürekli seçim havasında.
Genel seçimlerin sene-i devriyesi henüz iki olmadan meydanlarda istifa ve seçim haykırışları hiç de hayra alamet değil.
Bu kez karşı karşıya geldiğimiz aynada kendi yüzümüz aslında. En kolay kitle olan ve Türkiye'nin yakın tarihini bilemeyen genç ve heyecanlı dimağlar bu sloganların anaforuna kolayca çekilebiliyorlar.Siyaseti tek adam üzerinden kurgulayan batı tarzı reklam ve o meşhur imaj çalışmalarının zehirli meyvesini de bu anti tepkiler oluşturuyor.
Ben kendimle karşı karşıya gelmekten yoruldum artık. Meydanları dolduranlar bizim insanlarımız,diğerleri denilen de biz…
Havada buğu ve pus var.