Hafta sonu tatilinde Ankara’’ya Anıtkabir’’e ziyarete gidiyorum. Sıkıcı, depresif, ürkütücü bir şehir bekliyorum Ankara’’yı’… Ama beklediğim gibi hiç değil!’¶
Havası puslu’…
Hafif soğuk bir Ankara...
Denizi olmayan bir Ankara...
Ama güzel bir Ankara’…
İçim kıpır kıpır...
Son yıllarda ANITKABİR’’i ziyaret etmediğim için kendimi suçluyorum. ANITKABİR’’e ömründe hiç gitmemiş ne kadar çok insan vardır diye düşünüyorum’…
Nöbetteki askerin fotoğrafını çekerken göz teması kuruyoruz bir anda’… Birbirimize sıcak sıcak bakıyoruz... Aramızdaki etkileşim büyük... Ben onu oğlumun yerine koyuyorum.
O da beni annesinin yerine...
İçimden dua ediyorum, Allah bütün askerleri annelerine bağışlasın diyerek...
Gözlerimdeki yaşları da saklamaya çalışıyorum. Bu güzel duyguları sadece anneler hisseder diye de gururlanıyorum anne olduğum için...
Oğlumu askere gönderme isteği oluşuyor gönlümde.
Burada mistik bir hava var. Hiç hissetmediğim duygulara bürünüyorum.
ANITKABİR’’i bir mezar olarak hiç görmüyorum.
Benim için ANITKABİR Cumhuriyetin sembolü.
Kurtuluş Savaşı sırasında cephane taşırken Şerife Bacı beliriyor hayalimde.. Cephane taşıyor.. Yanında kadın silah arkadaşları var. Dondurucu soğuk ve yağmur bir yandan, düşman bir yandan, yavrusu bir yandan.. Şerife Bacı top mermileri ıslanmasın diye kazağıyla örtüyor.. Vücudunun sıcaklığını yavrusunun üzerine abanarak yavrusunu donmaktan koruyor.
Sonra şimdiye geliyorum. Yataklarında mışıl mışıl uyuyan çocukları görüyorum. Şerife Bacılar sayesinde bu günlere gelmiş, özgürce oynayan, koşturan, şarkılar söyleyen çocukları.. Durmadan ailelerinden bir şeyler isteyen zamanın asi çocuklarını..
Sonra FATMA SEHER HANIM (Kara Fatma) beliriyor hayalimde. Türk köylüleri ile beraber uzun süre mücadele ediyor düşmanla. Yanında kızı Fatma, oğlu Seyfettin var. Tek dertleri yurdu düşmanlardan kurtarmak. Bu arada kızının sağ koluna şarapnel parçası geliyor, kolu kopuyor. Fatma ’“Olsun, ben sol kolumla da çok iyi silah kullanabilirim’” diyor. Onun şimdiki gençler gibi güzel olmak, gençliğini yaşamak gibi hayalleri yok. Tek amacı ülkesini özgürlüğüne kavuşturmak.
Sonra Reşat ÇİĞİLTEPE beliriyor hayalimde tüm ihtişamıyla, gururuyla.
Mustafa Kemal, Albay Reşat Bey’’e ’“Çiğiltepe’’yi ne zaman alacaksın’” diye soruyor. ’“En geç yarım saat içinde’” diye yanıt veriyor.
’“Düşman çok dirençli bir tümen yığmış tepeye komutanım’” diyerek ekliyor. Mustafa Kemal bir süre sonra yine arıyor.
Telefonu Albay Reşat Bey’’in silah arkadaşı açıyor. Onbeş dakikalık gecikmeyle Çiğiltepe’’nin alındığını, bu yüzden Albay Reşat Bey’’in gururuna yediremeyip intihar ettiğini anlatıyor.
Mustafa Kemal’’in gözlerinden yaşlar akıyor. ’“Allah rahmet eylesin’” diyor.
ANITKABİR’’i gezmeye devam ediyorum.
Birçok Kurtuluş Savaşı kahramanıyla selamlaşıyorum.
Hiçbirinin gözünde ümitsizlik görmüyorum. Vatanları uğruna canlarını verdikleri için memnunluk içindeler!!!
Onlara tek tek teşekkür ederken,
MUSTAFA KEMAL’’in; vatan sevgisi ruhları kirden arındıran en kuvvetli rüzgardır dediğini duyuyorum..
Sesi yankılanıyor kulaklarımda taa uzaklardan..
Sonra ANITKABİR’’i Ankara’’ya emanet edip, bu güzel şehirden ayrılıyorum ATAMIZIN ANASININ yattığı İzmir’’e geri dönüyorum.