Bir ay oldu sanırım, uzun bir Anadolu turu yapmıştık. 15 gün içinde dört bölge, ondan fazla şehir. Gezi yazıları yazacaktım, şehir, köy, kasaba ama siyasi gündem o kadar ısındı ki, sürekli ona ilişkin yazılar yazdım. Halen de öyle ama biraz ara verip, bir gezi yazı yazayım dedim.

Tunceli’ye ilk defa 2018 Mayısında bir etkinlik için gitmiştim. Dönemin Ovacık Belediyesi ve Başkanı Maçoğlu ev sahipliğinde ve Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer’in de katıldığı bir etkinlikti. Komünist Başkan ve Çevreci Başkan efsaneleri vardı o sıra. Ne komünist başkan kaldı ne de çevreci.

Neyse, bu ayrı bir yazı konusu, biz gelelim konumuza. Tam sekiz yıl önce aynı günler ile kıyaslamalar yaparak gezdim.

İlk gittiğim gün kadar heyecanlı değildim. Ama yine de Tunceli’nin doğası insanı çok etkiliyor. Bir sosyolog olarak kutsal mekanları ziyaretimde de heyecan duyduğumu söylemeliyim.

Yine Pertek’ten feribota bindik, ama sekiz yıl önce bu feribota binmek o kadar zordu ki, bunları daha önce yazmıştım. Uzun araç kuyrukları, didik didik arama, araçtan inmek yasak vs. Bu defa ne araç kuyruğu vardı, ne kontrol. Beton bloklar ve askeri tesis vardı ama ortada asker falan yoktu.

Feribot Pertek’e doğru hareket ettiğinde, karşı dağın yamacında kireçli taşlarla yazılmış bir yazı dikkatimi çekiyor. Daha önce yoktu çünkü. “Anadolu’nun Horasan’ı Tunceli.” Mesajın anlamı da başka bir yazı konusu ama burada devletin etkisini göstermesi bakımından önemli.

Otel ve restoran fiyatlarını pahalı buluyoruz sekiz yıl öncesine göre. Ya biz yoksullaştık ya da Tunceli, turistikleşti. Bence ikisi de.

Sekiz yıl önce Tunceli’nin her yerinde Gürsel Erol billboardları ve yazıları peşimizi bırakmıyordu. Bu defa ağırlık Elazığ’daydı. Şehrin girişinde, çıkışında bağımsız direkler üzerinde dev billboardlar, “Elazığ’a hizmet benim işim. CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol.” Ayrıca Tunceli’den göçle gelenlerin ağırlıkta olduğu Alevi mahallesinde Cemevlerinin içinde dışında Gürsel Erol, en az Hz. Ali kadar yer alıyor. Bazen de geçiyor. Çevredeki apartmanların bazılarının duvarlarında dev Gürsel Erol posterleri.

Tekrar Tunceli’ye dönelim. Tunceli merkez Cemevi girişinde ilk çerçeveli tablo yine Gürsel Erol’a teşekkür listesi. Cemevi için yaptığı işler listelenmiş, badana, doğramalar, kiremitler, dekorasyon vs. Sonra Hz. Ali, Hacı Bektaş-ı Veli ve Pir Sultan.

Dağlar ve Munzur harika, seyrine doyum olmuyor. Şehir olarak ise, diğer birçok Anadolu şehri gibi. İmrenilecek bir tarafı yok.

Ovacık yoluna koyuluyoruz. Bir gece orada konaklayacağız. Gözeleri tekrar görmesek olmaz. Yol zorlu ama manzara harika. Sekiz yıl öncesinden diğer bir fark daha dikkatimizi çekiyor. Yolumuza sıkça yaban keçileri çıkıyor. O zamandan beri sanırım avlanma yasağı var ve bu sayede baya çoğalmışlar.

Bunca yeşillik ve su olduğu halde neden asfalta iniyorlar diye düşündüm. Sonra asfaltın kenarındaki toprağı yaladıklarını görünce, herhalde yollar tuzlanınca buralarda kalıntı bırakıyor diye tahmin ettim.

Ovacık’ın girişinde eski Amerikan filmlerindeki kadar eski bir benzin istasyonu vardı. Bu sürede o yenilenmiş. Şehre girişte pek ev yoktu şimdi ev sayısı ve inşaatlar artmış. Şehirde yaşayan Ovacıklılar ve emekliler yaz aylarında burada yaşamak için evler yaptırıyor ya da bu talep nedeniyle müteahhitler inşaatları artırmış.

Ovacık’ta gençler üniversiteye gittiği için burayı terk ediyormuş. İnşaatlar için dışarıdan yoğun işçi göçü yaşanıyormuş.

Sekiz yıl önce Ovacık merkezde de askerler görünüyordu, şimdi görünmüyor.

Sekiz yıl önce yoklardı, şimdi üç harfli marketlerin hepsi burada şube açmış.

Sekiz yıl öncesi gibi, yine her köşe başında ışgın satıcısı var. “Taze bunlar, şifa bunlar.”

Gözelere ulaşıyoruz sonunda. Muhteşem bir doğa olayı. Seyretmeye doyulmaz. Ama ben bir yandan Munzur Dağının karnından fışkıran bu suları izliyorum, bir yandan da ellerinde mum ile kararmış taşlar üzerinde mum yakıp dua eden insanları.

Sekiz yıl önce burada çok sayıda insan piknik yapıyor ve mangal yakıyordu. Şimdi yasaklanmış. Her kutsal mekan gibi burası da turistik bir yapıya bürünmüş. Kıyafet, takı satıcıları, gözleme ve çay satıcıları vs.

Munzur Baba efsanesi, Alevi inancında önemli bir yer tutar. Burası da dağın ihtişamı ve karnından dört mevsim akan harika sular nedeniyle, ziyaret yerine dönüşmüş. Efsaneler ile açıklanmış bu doğa olayı.

Munzur Baba’dan yardım isteyenler, büyükçe bir taşın çeşitli yerlerinde mumlar yakıyor. Kimisi bu taşı öpüp başını sürtüyor, kimisi de ellerini açıp dua ediyor. Alevisi Sünnisi, Munzur Baba’dan medet bekliyor.

Zaten ben de şöyle yorumlamıştım bu olayı. Böyle bir doğa olayı, kutsal olmayı hak ediyor. Burada Aleviler değil de Sünniler de yaşasaydı, Hıristiyan veya Yahudiler de yaşasaydı burası yine kutsal mekan olurdu.