Bundan iki önceki yazıma 'hiciv' diyende oldu, mizah diyende… Yazımı sevende oldu sevmeyende. 'Başkan Şakir Şaşkın' başlıklı yazım ne hiciv ne de mizahın özelliklerini taşımıyor. Sadece düz bir yazıydı. Evet, kahraman oldukça çirkin bir adam bunu kabul ediyorum. Daha doğrusu sonradan çirkinleşmiş bir adam... Fakat bu yazımda ne ima vardı nede başka bir şey… O kadar çok 'şaşkın' varmış ki yazım her yere çekildi. Ya da özellikle çekilmek istendi!
Kahramanımızın bir hayal ürünü olduğunu söyleyip gerçeğinin başa bela olduğunu belirtmeme rağmen kimileri ona benzetti kimiler buna… Kahramanımıza Ahmet diyende oldu Hakan diyende.
Gariptir hatta çok garip; en çok telefonu da bu yazım için aldım. Gelen telefonların %95'i yazımı yerinde bulup beğenirken %5'i ise kesinlikle yazılmaması gerektiğinde hemfikirdi. Yerel gazetelerde 10 yılı aşkın bir süredir yazıyordum. Birileri tarafından köşem kuşatılıp kalemim kırılana kadar da yazmaya devam ettim.
Artık ne kadar süreceğini bilmediğim ama kaybetmek de istemediğim bu köşemden sizlere yazıyorum. Oldukça sevilen ve geniş bir kitle tarafından okunup beğenilerek takip edilen bu sitede olmaktan da ayrıca gurur duyuyorum. İnanın bana yazmak benim için her türlü makamın üstündedir. Bir siyasi parti yöneticisi ve de bir belediye meclis üyesi olmam zaman zaman yazılarımın yanlış yönlere çekilmesine neden olabiliyor. Benim yazdığım gibi objektif bakabilen insan sayısı da maalesef çok değil. Bana; 'ne duruyorsun o zaman tarafını seç' diyebilirsiniz? Böyle bir durumla karşı karşıya kalırsam emin olun seçeceğim taraf kesinlikle 'yazmak' olacaktır. Şimdilik böyle bir tercih yapmam gerektiğine de inanmıyorum. Onu vakti geldiğinde düşünmek üzere rafa kaldırıyorum.
Ortada bir yazı var. Yazanı da benim. Saklım, gizlim yok yani. Sitemizdeki yazının okunma sayısı yani tıklanma oranı yazının yayınlandığı tarihten bugüne '1315' olmuş. Hala da okunmaya devam ediyor. Gayet normal yani… Anormal olarak yazımı fotokopiye bastırıp dağıtanlar ise cabası… Bunların kim olduğunu, amaçlarının ne olduğunu ve kime hizmet ettiklerini ise ne yazık ki anlamış değilim. Birkaçını tespit ettim. Adam(!) işini gücünü bırakmış yazımı dolaştırıyor. Birde ön açıklama yapıp; 'Burada yazan 'şaşkın' kim biliyor musunuz' diye de çokbilmişlik ediyormuş.Yazı yorumculuğu yaparak arkamdan iş çeviren arkadaş: bana kalırsa maaş aldığın işini yapsan daha iyi edersin.
Daha kahramanımızın hikayelerine geçmeden tanıtımı bile olay oldu. Hikayeler uydurduğumuzda da sanırım yer yerinden oynayacak. Yazıda kendini bulan bir değerli başkanımız da konuyu parti genel merkezine taşımaya bile karar vermiş. Bu durum şikayetçi başkanımızın burada yazılanlar beni tarif ediyor gibi bir itirafını ve kendisinin sanata, yoruma ve yorumcuya bakış açısını içeriyor. Efendim buyursunlar dilerlerse yazımı Beyaz Saray'a göndersinler. Noktasına kadar yazdıklarımın arkasındayım. Ha eğer bu kahramanı sahipleniyorlarsa da bir diyeceğim yok.
Yazıma 16 yorum yapılmış. Çoğunluğu yazının ana amacını anlayıp severek okumuş. Fakat yazımı bir tarafa çekmek isteyenler ne yazık ki bu yorumlarda da varlık göstermiş.
Müjde Ar'ın bir filmi geldi aklıma… Atın başını okşayan Müjde Ar'a köylüler kötü kadın muamelesi yapar. Müjde Ar sinirlenir ve şöyle der: 'Atın başını okşiysin orospu oluniy. Bu o…..luk bu kadar kolay mı oluniy?' Benim de yazılarımı oraya buraya çekerek beni başka emeller peşindeymiş gibi göstermek isteyen insanlar var. Kişi kendinden bilirmiş. Bunu iddia edenler biraz da kendilerine baksalar iyi ederler. Kimlerle işbirliği içindeler? Neleri nasıl ve kimlerle ört-bas ediyorlar? Yani üç kağıt çevirenler adam yazı yazanlar hain olunuyor. Sorarım size; bu hainlik bu kadar kolay mı olunuyor?
Aziz Nesin İstanbullu diye romanındaki 'Zübük' ne kadar İstanbul Belediye Başkanı değilse ben Ödemişliyim diye benim yazımdaki Şaşkın da o kadar Ödemiş Belediye Başkanı değildir.
Söz Aziz Nesin'e gelmişken bu cümlelere yer vermeden geçemeyeceğim: 'Korku, en beşeri duygudur. Benim iktidarlara başkaldırışımı görenlerden kimi beni korkusuz insan sandılar. Oysa ben korkarım. Ne var ki, bende; başkalarına yararlı olacaksa, doğru bildiğimi, inandığımı söylemek, açıklamak duygusu, korku duygusuna her zaman üstün gelmiştir. Korkarım, yine söylerim.
Korkmuyorum diyenler; ya başkalarına yalan söylüyorlar, ya kendilerine yalan söyleyip kendilerini kandırıyorlar yada bilmeyerek insan olmadıklarını söylüyorlar.'
Arkamdan iş çevirenlere şöyle diyorum: 'Doğru duvar yıkılmaz!' Yanlış olanlar çekinsin.