İnsanlar geçmiş günlerini düşündüklerinde, muhakkak hafızalarında kalan anılarının ön plana çıktıklarını görürler. Ramazan Günleri'ni yaşadığımız şu günlerde doğal olarak, çocukluk anılarımıza giderek 'eski Ramazan'larıhepimizin düşündüğünü tahmin ediyorum. Sizin için çok emin olamasam da, geçmiş yıllarıma arada bir gitmek bana çok zevk veriyor..
Aranızda kaç kişi 'küçük bir şehirde' doğmuş ve yaşamıştır bilmiyorum ama ben iki katlı ahşap bir evde, 'babaannem' tarafından kaldırılıp, davulcuya para verilir, 'sahur yemeği'yedirildikten sonra yatırılan, bir çocukluk dönemi geçirdim. Kızkardeşimle birlikte, elimizde bir bardak su ve ekmekle evimizin tam karşısında bir dağda atılan topun patlamasını dört gözle beklerdik. Top patladıktan sonra, hep birlikte sofraya oturmanın ne kadar zevkli ve özel olduğunu şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Bu anılar insanların akıllarında öyle kalıyor ki, yaşam boyunca bu 'değerleriniz' sizi siz yapabiliyor.
'Dürüst olmak, yalan söylememek, hak yememek, hoşgörülü olmak, Tanrı'ya şükretmek' gibi ilkeler ve değerler çocukluğunuzda, bu sofralarda öğretiliyor. Duyduğunuz 'dualar' size bunu öğretiyor ve siz bu düşünceleri yaşamınızda 'içselleştirerek' büyüyorsunuz. Size ters gelen ve yanlış yola sapmanıza neden olacak her olumsuz tutumu, yaşadığınız bu anılar aracılığı ile elinizin tersi ile iletebiliyorsunuz.
Bu noktada kişinin kendini bilmesi ve tanıması çok önemli. 'İnsan Olmak', en temelde ilkeli ve doğru olmak demek aslında... Bunun için de kişinin kendi varlığının farkında olması, hayatın anlamı konusunda sağlıklı bir bilinç geliştirmesi gerekiyor. Ne var ki, çoğumuz, hayatımızın karmaşası içinde sürüklenip gideriz bir ordan bir buraya. Hatırladığımız bu anılarımız, o kadar kısa süreler içinde gelip geçer ki, anlamını kavrayıncaya kadar bir başka zamana geçmişizdir bile. Aynen şu günlerde Ramazan Günleri'ni yaşadığımız gibi… Bu günler içinde, eğer ki 'oruç tutma' şansınız olduysa belki biraz sorgulama yapma şansınız olabilir. Sizin dışınızdaki kişileri düşünürsünüz; yemek yiyemeyen, bu imkana kavuşamayan insanları düşünürsünüz. Bazen yedikleriniz boğazınızda düğümlenir. 'Açlık' insanı 'terbiye' etmeye çalışır. Sevdiğimiz bazı şeylerden 'mahrum olmanın' sizi olgunlaştırdığını düşünmeye başlarsınız. Yok iken varlığın, var iken yokluğun kıymetini anlamaya çalışırsınız. Bu duyguların sizin üzerinizde yarattığı değişimi fark etmeye çalışırsınız.
Geçtiğimiz seneler içerisinde nerede okudum tam olarak hatırlamıyorum ama insanın kendini 'terbiye edebilmesinin' mümkün olabileceğini okumuştum. Düşündüm bunu nasıl yapabilirim diye. Bu aslında benim için de İngilizce 'Challenge' dediğimiz bir kelimenin tam karşılığıydı. Yani kişinin kendisi ile mücadelesi. Bunu öncelikle nasıl yapabileceğimi düşündüm. Çok sevdiğim bir şeylerden kendimi 'mahrum edersem' bunu başarabileceğime karar verdim. Hatta daha ilerisi, eğer bu işi başarabilirsem hayatta istediğim her şeyi de bu şekilde bırakabilir yadabaşlayabilirdim. Yani; kimseyi kırmamayı; yalan söylememeyi; hoşgörülü olmayı;dinlemeyi; affetmeyi…
Yemek-içmekle çok alakalı birisi değildim. Bu nedenle en çok sevdiğim 'çikolata ve tatlılar'benim için tam bir mücadele-challenge- olacaktı. Tam bir yıl verdim kendime süre olarak. Asla bunları yemeyecektim. Ve yemedim de… Hatta çok ilginç, o dönemlerde ABD'ye bir üniversiteye 'misafir öğretim üyesi' olarak gittiğimde bile orada gördüğüm değişik tatları yemeden ve denemeden gelmiştim.
'İnsan olma' konusunda yeterince çaba harcamıyorsak, her geçen gün bizim için ciddi bir kayıptır. Zamanı geri döndürmek mümkün değildir. Bu insan; inancının, düşünce ve davranışlarının temellerini,muhtemel sonuçlarını bilen, adaletli, özü sözüne, içi dışına uygun dosdoğru bir kişi olmak durumundadır.
Birbirimizin gözünün içine bakarak yalan söylediğimiz yaşamımızda, insanların erdemli olmak için yapmış oldukları çaba aslında insan olmak için harcanan çabanın da bir göstergesidir. Ramazan Ayı'nın güzelliklerini yaşadığımız bugünlerde, 'oruç tutan'veya 'tutmayan' her insanın kendi içine dönerek, ben kimim, acaba birilerini kırıyor muyum, ne kadar hoşgörülüyüm çevremdekilere karşı, ne kadar affediciyim ya da nefret ile doluyum diye kendine sorması gerekiyor.
Yapmadığımız/yapamayacağımız hiçbir sözü söylememek gerekiyor. Kimseyi kırma lüksümüz yok. Bu fakir, zengin, engelli, büyük, küçük herkes için geçerli. Bu dünyada yaşayan bütün insanların eşit haklara sahip olduklarını ve yaşamak için onlarında aynı tutku ve sevgiyle yaşama tutunduklarını düşünmek gerekiyor. Sizin yaşamamış olduğunuz her hangi bir olayı, bir başka kişi çok daha derinden yaşamış olabilir.
Affetmek ve bazen unutmak en güzel bağışlama yöntemidir. Bunu yapabilen kişiler zaten sevgiyi yaşamlarının içine koyabilmişlerdir. Ramazan Ayı'nın bence en güzel yönü, insanın kendini bilerek yanlışlarını anlayarak, önce 'kendini' sonra da 'başkalarını' affetmeleridir. Kişinin kendini affetmesi ne kadar zor ise, şükretme becerisine de sahip olup, her gün bunu tekrarlayabilmesi o kadar yararlı ve güzeldir.
Çok sevdiğim bir dostum olan İnci Holding-Yönetim Kurulu Üyesi Şerife Eren'in geçtiğimiz sene içinde bana öğrettiği bir söz dizini vardı. Çevremde, ne görürsem göreyim ona diyorum ki:' Seni seviyorum; sana teşekkürler; beni affet'… İsteyerek ya da istemeyerek bir canlıya (hayvan, bitki her şey) zarar verebiliriz. Bu üç güzel sihirli kelime, bana insan olmanın erdemini hatırlatıyor.
Ne dersiniz? Bu üç kelime dizinini sizde arada bir tekrarlar mısınız?