Rakamlar birçoğumuzun hoşuna gitmez ama hayatımızın her alanı rakamlardan oluşur. İstesek de rakamlardan kurtulamayız sürekli hesap yapmak zorunda kalırız. Ücretli çalışıyorsak, maaşımızı ay sonuna kadar nasıl yettireceğimizi hesaplarız; kira, elektrik, su, aidat, yakacak parası, çocukların okul masrafları, kredi kartı ödemesi… Hesap kitap listesi uzar gider… İyi bir matematikçi bile bazen bu hesabın içinden çıkamaz ve ay sonu ödemeleri açık verir. Allahtan herkesin cebinde en az üç beş tane kredi var, hemen açıkları oradan kapatırız. Tabi kredi kartının son ödeme tarihi gelince yine hesap yapmaya başlarız, ondan çekip buna yatırsam, asgarisini ödesem… Gelin birde 'işveren' olarak rakamlarla nasıl mücadele edildiğine bakalım; bu ay ne kadar satış yapıldı? Tahsilatlar nasıl? Çekler ödendi mi? Giderleri azaltalım, maliyetleri düşürelim, kar artsın… İşçi maaşları kaç para? KDV, muhtasar, geçici vergi, sigorta primleri eyvah nakit yok! Hemen muhasebe müdürünü çağırın, neden bu kadar KDV ödüyoruz? Finans müdürüne söyleyin hemen kredi kullanalım, bakın bakalım spot kredi faiz oranlarına? Daha bu sorular ve hesap kitaplar uzar gider… Anlayacağınız, istesek de istemesek de, hoşlansak da hoşlanmasak da hayatımız rakamlar ve hesap kitap üzerine kurulu.
Hayatımızın bir bölümünü de siyaset oluşturuyor, şu sıralar kiminle konuşsanız, hangi kanalı açsanız, hangi gazeteyi okusanız, siyasetçiler ve seçimler konu… Vaatler ve eleştiriler havada uçuşuyor. Siyaset dendi mi mahallenin bakkalından, en tepedeki genel müdüre, sokaktaki gevrekçiden, tarladaki çiftçiye kadar herkesin bildiği ve söyleyeceği bir şeyleri var. Tabi ne kadar doğru orası tartışılır.
Dedik ya rakamlar ve hesaplar hayatımızın her alanında diye; bakalım rakamlar siyasette de var mı? Siyaset dendi mi ekonomi en tepeye oturur. Ekonomiyi ilgilendiren rakamlar konuşulmaya başlanır; ekonomik büyüme, bütçe açıkları, cari açık, Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH), işsizlik oranı, ihracat değerleri, faiz oranları, enflasyon, iç borç, dış borç, kredi borçları… Hem iktidar hem muhalefet bol bol kullanır bu rakamları. Ben rakamları çok severim. Rakamlar, her zaman doğruyu söyler. Bu rakamların bazılarına bakalım ne diyor;
Şu sıralar 'cari açık' çok konuşuluyor. Bir ülkenin dış dünya ile olan ekonomik ilişkilerine 'cari denge' denir. En basit anlamıyla, 'yurt dışına ödediğimiz veya gönderdiğimiz ekonomik değerler, yurtdışından ülkemize getirdiklerimizden fazla ise cari açıktan söz edilir.' Yani kazandıklarımız kaybettiklerimizi karşılamıyordur. İhracatın rekor üstüne rekor kırdığı iktidar partisi tarafından sürekli dile getirilip seçim malzemesi yapılıyor. Söyledikleri yanlış mı? Hayır, değil! Ama rakamlara doğru bakmak doğru okumak gerekir. İhracattan bahsediyorsan, ithalatı da söyleyeceksin, dış ticaret açığından da cari açıktan da bahsedeceksin.
| 2002 | 2009 | 2010 | |
| İhracat (milyon dolar) | 36.059 | 102.139 | 113.685 |
| İthalat (milyon dolar) | 51.554 | 140.869 | 185.493 |
| Dış Ticaret Açığı (milyon dolar) | -15.495 | -38.730 | -71.563 |
| Cari Açık (milyon dolar) | -1.522 | -13.854 | -48.557 |
Yukarıdaki tablodan da gördüğünüz üzere 2009 ve 2010 yıllarında ihracatta rekor kırıldı; ama ithalat da rekor kırdı, dış ticaret açığı da; cari açık ise Cumhuriyet tarihinde görmediğimiz rekor seviyelere ulaştı. Cari açık 2011 yılının ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 121 artışla 10 milyar 29 milyon dolardan 22 milyar 118 milyon dolara yükseldi. 2010 yılı Mart ayında 4 milyar 281 milyon dolar açık veren cari işlemler hesabı, bu yılın aynı ayında yüzde 128 oranında artarak 9 milyar 766 milyon dolar açık verdi.
Görülen o ki, seçim üzeri mali disiplinden uzaklaşılacağı da göz önünde bulundurulunca, cari açığın daha da artacağı kaçınılmazdır. Eğer ekonomi cari açık veriyorsa bunu kapatmanın yolu dışarıdan sermaye girişi sağlamaktır. Bu da gittikçe dışa bağımlı bir ülke haline geldiğimizi gösterir. Ekonomiyi yönetenlere notunu siz verin.
Daha yazılacak çok rakam var, yeri geldikçe paylaşmaya devam edeceğim.