Organik. Kelime anlamı doğal’… Son yıllarda hayatımıza giren kavramlardan biri’… Bu kelimenin aşağı yukarı her insanda yaptığı çağrışım aynı’…’¶ İlaçsız, suni gübresiz üretilmiş sebze-meyve’…
Organik kelimesinin anlamını öğrendiğim günden beri çocukluğuma gider, mısır tarlalarının arasında üretilen minik domatesleri hatırlarım. Minicik ama kan kırmızı. Kokusu yüzlerce metre öteden duyulan’…
Delikli demir icat oldu, mertlik bozuldu diyor ya Köroğlu.
Tarımda da, toplumda da aynı döngü yaşandı.
Suni gübre, tarım ilacı, hibrit tohum icat oldu, organik üretim bozuldu. Şimdilerde küçük seralarla geri getirmeye çalışıyoruz yıllar önce kaybettiklerimizi’…
Çünkü insan denen mahlukat, elindekinin değerini kaybedince anlıyor.
Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler diyor ya şair. İşte öyle bir şey.
Uzak değil babalarımızın çağından söz ediyorum. Bir nesil öncesinden yani. Her şeyin organik, doğal olduğu bir dünyadan. Şimdilerde duyarız ya da şahit oluruz ya. ’‘Benim dedem 70 yaşına kadar hiç hastaneye gitmemiş’’
Niye gitsin ki. Sütü organik, sebzesi organik, havası temiz, suyu katkısız’…
Niye gitsin!
Aslında sadece domatesler değil bir nesil öncesinden sırra kadem basıp bizleri terk eden.
Güzel insanlar, art niyetsiz, dayanışmacı, yardımsever toplum, temiz siyasetçilerden da eser kalmadı.
Komşu hakkı diye bir şey vardı örneğin.
Şimdi adı ’‘Hakkı’’ olan bir komşunuz yoksa kimsenin aklına gelmez. Evinizde cenazeniz olsa, üst katınızda düğün yapılabiliyor. Örneğin ahlaklı, erdemli, dürüst siyaset adamları vardı. Ortak değerler için gerektiğinde kellesini ortaya koyan deli fişek gençler.
Kimileri vuruldu, kimileri asıldı, kimileri de şarkısını söyleyip sahneden çekildi’…
Bülent Ecevit mesela’…
30’’lu yaşlarda bakanlık yapmış, Hz. Ömer adaletiyle yönetmeye çalışmış uhdesindeki her makamı.
Turgut Özal mesela’…
Aktif görev süresinde eleştiri yağmuruna tutulmasına karşın Türkiye’’nin gelişim çizgisini borçlu olduğu bir siyaset adamı. Otoyoldan, elektriğe, telefona kadar pek çok şeyi Özal’’la öğrendik. Tanıdık ve de şu anda kullanıyoruz.
Özal’’ın ortaya koyduğu ufku yıllar sonra ABD, Orta Asya’’daki Türk varlığının gazına, altınına, kömürüne el koyunca fark ettik.
İsmet İnönü’…
’“Bu ülkede namusluların da en az namussuzlar kadar cesur olmaya hakkı vardır’” sözüyle siyasetteki yozlaşmaya vurgu yapmış, 88 yaşına kadar kurtarıcısı olduğu ülkeyi yönetme idealini sürdürmüş bir devlet adamı.
Uğur Mumcu, İsmail Cem, Adnan Kahveci yakın dönemde yitirdiğimiz adam gibi adamlardı.
Aziz Nesin’’in kitaplarında bahs edilen ’‘Zübük’’ler yok muydu?Vardı tabi ki. Olmasa Aziz Nesin nasıl bu kadar gerçekçi olabilirdi?
Ama antizübükler de vardı. Düzgün, organik siyaset adamları’… Hem de bolca.
Evet. Onlar için en doğru tanım bu olsa gerek. Organik siyasetçi. Siyaseti halk için, Türkiye için yapan, mütevazi, dürüst, ahlaklı, erdemli siyaset adamları’…
Belki de aldıkları doğal gıdaların, yetiştikleri doğal iklimin de etkisiyle kök salmayı başardılar’…
Bugün ’‘kelaynaklar’’ kadar kaldılar ama kimse onları koruma altına almadı.
Şimdilerde sadece ’‘dürüst’’ sıfatının bile siyaseten avantaj sayılması bu yüzden.
Organik siyaset adamları bir bir sahneden inerken ortalık zübüklere, takiyyecilere bir dediği bir dediğini tutmayan ’‘hormonlu’’ siyasetçilere kaldı.
Ve tıpkı domateslerde olduğu gibi tohumdan başladı operasyon. Genetiği ile oynanmış hibrit tohum’… Kapitalizm, komunizm, sosyalizm, modernizm ve post modernizm derken kendisinden başka bir şey düşünmeyen, ’‘su akarken testiyi, doldurmaya, bal tutarken, parmak yalamayı fırsat bilen’’ bir kitle peydahlandı eskilerin yerine’…
O nedenle bebeklere tecavüz eden, annesinin, sevgilisinin boğazını kesen, banka hortumlayan, devleti dolandıran, çeteler kurup korku salan adamlar, çocuk yaşta kapkaççılar, dedem yaşta sübyancılar, bakan, vekil, başkan koltuğunda hırsızlar türedi.
Toplumun yozlaşması yöneticileri de yozlaştırdı. Ya layık olduğumuzca yönetildik ya da balık baştan koktu. Bilemiyorum.
Ama öğretmeninden, müdürüne, kapıcısından, odacısına, özel sektörüne kadar her yerde vahşi bir yozlaşma aldı yürüdü’…
Korku-kaos içinde yalnız kurtları oynamaya başladık. Nesli tükenen kelaynakları aramaya, onları geri getirmenin yollarını düşünmeye koyulduk.
***
Ve derken Gönül Abla ile birlikte Torbalı’’nın Karakuyu Beldesi’’ne gittik bir ay kadar önce. Başbakan Yardımcılığı yapmış eski bir siyaset adamıyla söyleşmeye’…
Prof. Dr. Ekrem Pakdemirli ile.
Aktif siyaset döneminde kurduğu organik tarım çiftliğinde ırgat gibi çalışıyordu ilerlemiş yaşına rağmen.
Neden?Diye sorduk.
’‘Siyaset yaptığım dönemdeki borçlarımı kapatmaya çalışıyorum’’ yanıtını aldık.
Pakdemirli’’yi bilenler bilir.
Ama ben o gün tanıdım. Her cümlesi, her hareketi, tavrı hakkında duyduğum methiyeleri haklı çıkarıyordu. O, ’‘kaybettik’’ diye hayıflanıp, diz dövdüğümüz türden bir siyaset adamı, daha da ötesi büyük bir değer oldu benim için’…Organik üzümlerini, zeytin fabrikasını, incir ve zeytin ağaçlarını gördük.
Bir ırgat gibi üzüm silkeleyişine şahit olduk. Bir dönem Türkiye’’yi silkeleyen adamın’…
Her geçen yıl zarar etmesine karşın, dedelerimiz, babalarımız gibi ’‘gelecek bahar’’ umudunu koruduğuna şahit olduk.
Başbakan yardımcılığı, hazineden sorumlu bakanlık, maliye bakanlığı gibi Türkiye’’nin ekonomisine yön veren bir adamın bugün nasıl borcu olur?Diye düşündük.
Oğluna özel mısır ithalatı yaptıran, koltuğa oturur oturmaz şirketinin vergi borcuna af çıkaran, çocuklarına milyar dolarlık şirketler kurup, gemicikler satın alan bakanları, başbakanları andık içimizden sessizce.
Ve tarlasında ırgat gibi çalışıp, seçkin iki üniversitede gençlere ders veren, hasta torunu için icat yapmaya çalışan, annesi için memleketini değiştiren bir devlet adamıyla karşılaştık anlayacağınız.
Kendi adıma bu söyleşiden çok ama çok etkilendim. Gazeteci olarak ABD başkanıyla röportaj yapsam bu kadar keyif alamazdım diyebilirim. Umarım organik siyasetçilerin belki de son örneklerinden biri olan Pakdemirli ile yaptığımız röportaj sizlere de aynı keyfi verir.
Organik kalın’…