Ömür ŞANLI yazdı... Bir Yunan bayrağını taşıyabiliyor, kendi ülkesinde okuyamıyor!


"28 Ekim’de Yunanistan’da kutlamalar vardı… Sokaklarda bayraklar dalgalanıyor, öğrenciler geçit törenlerinde ülkelerini temsil ediyordu. O öğrencilerin arasında başörtülü genç kızlar da vardı. Başlarında inançlarının simgesi, ellerinde Yunanistan’ın bayrağı…

Bir an durup düşünelim.

O genç kızlar hem inançlarını yaşayabiliyor hem de ülkelerinin bayrağını gururla taşıyabiliyorlar. Başörtüleri, ülkelerine olan sevgilerine engel olmuyor. İnançları, vatanlarını temsil etmelerine engel sayılmıyor.

Peki ya kendisini Müslüman olarak tanımlayan bazı ülkelerdeki genç kızlarımız?

Azerbaycan’da, Kuzey Kıbrıs’ta ve başörtülü öğrencilerin dinî kıyafetleri nedeniyle kısıtlamalarla karşılaşabildiği başka yerlerde, neden hâlâ aynı soruları sormak zorunda kalıyoruz?

Bir genç kızın başörtüsü, kendi ülkesinin okul kapısında neden engel olsun?

İnsanın içi acıyor…

Bir tarafta Hristiyan bir ülkede başörtüsüyle bayrak taşıyan genç kızlar, diğer tarafta Müslüman olduğu hâlde inancı nedeniyle eğitim hayatında engellerle karşılaşabilen kız çocukları…

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken çelişki budur.

Ben bu manzaraya bakınca yalnızca bugünü değil, Türkiye’nin geçmişini de hatırlıyorum.

28 Şubat’ı hatırlıyorum…

Üniversite kapılarında bekletilen genç kızlarımızı, ikna odalarında yaşananları, gözyaşlarını, yarım kalan hayalleri hatırlıyorum. Bir annenin, kızının okuyabilmesi için verdiği mücadeleyi; bir babanın evladının geleceği için duyduğu çaresizliği düşünüyorum.

Kim bilir kaç genç kız, yalnızca başörtüsü nedeniyle hayallerini ertelemek zorunda kaldı? Kaç aile, evladının inancı ile eğitimi arasında tercih yapmaya zorlandı?

Bugün Türkiye’de başörtülü öğrencilerimizin okullarına gidebildiğini görmek, işte bu nedenle bizim için sıradan bir mesele değildir. Bu, geçmişte yaşanan acıların unutulmaması ve kazanılan özgürlüklerin kıymetinin bilinmesi gereken bir meseledir.

Çok şükür, Türkiye bu konuda geçmişe göre büyük bir değişim yaşadı.

Şimdi aynı özgürlüğü başka ülkelerdeki kız çocukları için de istemek zorundayız.

Çünkü bir kız çocuğunun gözyaşı, hangi ülkede akarsa aksın aynıdır. Bir annenin evladı için duyduğu endişe, hangi dili konuşursa konuşsun aynıdır. Bir genç kızın üniversiteye gitme, doktor, öğretmen, mühendis olma hayali; hangi dine mensup olursa olsun aynı değerdedir.

Peki, neden bazıları başörtülü kadınların okutulmadığını söyleyerek İslam’ı suçlarken, okumak isteyen başörtülü bir öğrencinin önüne engel koyan uygulamaları görmezden geliyor?

Okumak isteyen bir kızın okul kapısını kapatıp sonra da “İslam kadını okutmaz” demek, ne büyük bir çelişkidir!

Elbette din adına kadınların eğitimini engelleyen anlayışlara da karşıyız. Kadın okumalı, öğrenmeli, meslek sahibi olmalı, kendi ayakları üzerinde durmalı. Fakat bunları yaparken inancından vazgeçmeye zorlanmamalı.

22 metrelik uçurumdan evin bahçesine uçtu... 15 yaşındaki Eylül Ada kurtarılamadı
22 metrelik uçurumdan evin bahçesine uçtu... 15 yaşındaki Eylül Ada kurtarılamadı
İçeriği Görüntüle

Özgürlük, bir kadına nasıl yaşayacağını dayatmak değildir. Özgürlük, onun kendi hayatını kurabilmesinin önünü açmaktır.

Bir de Müslüman olmayı Araplaşmakla karıştıranlar var.

Oysa din başkadır, kültür başkadır. Bir insan Türk, Azerbaycanlı, Kıbrıslı veya Balkanlı kimliğini koruyarak Müslüman olabilir. Kendi dilini konuşabilir, kendi geleneklerini yaşatabilir, kendi ülkesine bağlı kalabilir. İnancını yaşaması, başka bir milletin kimliğine bürünmesi demek değildir.

Ben Avrupa’da doğmuş, Balkanlar’da yaşamış ve bugün hayatını Türkiye’de sürdüren biri olarak farklı kültürleri tanıdım. İnsanların farklılıklarıyla birlikte yaşayabildiğini gördüm. Bir insanın inancıyla, vatan sevgisi arasında duvar örülmemesi gerektiğine inanıyorum.

Bugün dileğim çok açık…

Azerbaycan’da, Kuzey Kıbrıs’ta ve başörtülü öğrencilerin kısıtlamalarla karşılaştığı her yerde, kızlarımızın kendi kimlikleriyle okullarına gidebilmesi…

Hiçbir annenin, kızının eğitim hakkı için gözyaşı dökmemesi…

Hiçbir genç kızın, hayallerine ulaşabilmek için inancını saklamak zorunda kalmaması…

Hiçbir çocuğun, kendi ülkesinde kendisini yabancı hissetmemesi…

Ve bir gün bütün bu ülkelerde, başörtülü bir kız çocuğunun elinde ülkesinin bayrağıyla yürüyebilmesi…

İşte o gün gerçek anlamda kazandığımızı hissedeceğiz.

Çünkü bağımsızlık yalnızca bir ülkenin bayrağını dalgalandırmak değildir. O bayrağın gölgesinde yaşayan her insanın onuruyla, inancıyla ve kimliğiyle özgürce yaşayabilmesidir.

Yunanistan’da bir genç kız başörtüsüyle bayrak taşıyabiliyorsa, Müslüman ülkelerdeki kızlarımız da kendi bayraklarını başları dik, gönülleri huzurlu taşıyabilmeli.

Darısı bütün Müslüman ülkelerin başına…

Ve unutmayalım: Bir ülkenin geleceği, kız çocuklarının önüne duvar örerek değil, onların önündeki bütün engelleri kaldırarak güzelleşir.

Bir gün hiçbir kız çocuğu okul kapısında kalmasın. Hiçbir anne evladının geleceği için ağlamasın. Hiçbir insan kendi ülkesinde inancı yüzünden eksik, mahzun ve yalnız hissetmesin.

Bizim istediğimiz ayrıcalık değil; adalet, eğitim ve özgürlüktür."